Göçebe musallalara uzanıp, Gömülecek kuru toprak bekliyorum. Ağlarsam sel olur buralar demiştim... Olsun, "Yüzerim,"demiştin.
Yüzdün... Yüzümde gülümsediğim Her vaktin derisini... Sırtıma sapladın har alevlerde pişmiş Izdırap hançerini.
"Avuç içlerime bıraktığın buzlar eriyip alevlendi, Üç günlük ömrüm yine uzaklara ertelendi..."
Dudaklarının kıyısına yuvalanmış elvedaları, Göz ucuyla gönderildiğim vebaları, Alnıma yapıştırdığın aptal yazılı levhaları, Yalandan söylenilen tüm merhabaları, Üşengeç edilmiş aminsiz duaları Biliyorum...
Korkma! En fazla, önceden edilmiş sohbetlerde Uğrarım aklının ücra dehlizlerine. Belki, Müsvedde kâğıtlarda adımı görürsün... Korkma! Elbet öleceğim. O zaman sen de benim içimde ölürsün...
"Kimin boyadığını bilmediğin bir evde yaşamak, Tırnaklarınla kazdığın mezarda benle yatmaktan Evlâdır elbet..."
Delice merhabalara tanıdık bir elveda getirdin; Üzümleri çalınmış bir bağ bozumu iliştirdin. Islak duvarlarda falan filanlarla, Son güne bırakılmış tövbeler misali, Beni sevaplarla değiştirdin...
Yanaklarında gizlediğim sağanak sever bakışlarımı, Alaca küheylanların terk ettiği yarınlarımı, Sırf sen ol diye uyumadığım sabahlarımı, Göğsümdeki ağrılarımı, Hiçbir zaman uğramayacak umutlarımı Alıp gidiyorum...
"Akşam kızıllanırken güne bakan saksılarına Ektin beni... Sen beni öldürdün ama Ben affettim seni..."
İsmail Yılmaz
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir.
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
yakmaya çalıştığım ateşin altına üflemek kadar zor seninle beraber olmak ve yanmayan sobaya odun atmak kadar kolay..