|
|
19 Ekim 2010 Salı 11:37:52
Hep bekleriz... Bir şeyleri kaybetmek, onun değerini bize hatırlatan çoğu zaman yegane olaydır. Ve bilemeyiz içerisinde bulunduğumuz haletin bizim için ne kadar büyük bir lütuf olduğunu.
Hayretle bakarız, gözlerimiz sonuna kadar açık, büyük işler yapan insanların hallerine. "Vaay be!" deriz, adam Ferrarisini satıp uzak Doğu'ya gitmiş, keşişlerden biri olmuş, hayatın çilesinden zevk almaya başlamış.
Ferrarini satmak ya da büyük bir fedakarlıkta bulunmak mesele değil, mesele, fakirken dahi, mazlumken dahi, göz ardı edilmişken dahi kişisel kaliteyi yani ruh yüceliğine ulaşmaya gayret edebilmektir. Ferrarisini satan bilge olayındaki insanları şaşırtan şey bir kişinin Batı'dan Uzak Doğu'ya "turuncular içindeki adamlar"dan biri olmak üzere gitmesi mi, ve buna duyulan hayranlık mı; yoksa dünyevi parasal değeri yüksek olan Ferrari gibi bir aracın bu uğurda satılması ve buna iç geçirmek mi...??
??
?
Amacım sorgulatmak, sorgulamak, vurgu hangisinde...
|