|
|
Başımı Veririm!...
Aşk... Bedel... Baş... Kıskançlık... Ve ölüm...
Bir gece Mevlânâ ile Şems sohbet ederlerken kapı vurulmuş, dışarıdan kalabalık bir güruh: -”Şeeeems dışarı çıııııkkk!” diye bağırmıştı. Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişçesine: -”Çıkma!...” diye yalvardı. Zat boyutundan, hikmetten öte Kudretten bakan Şems gülümsedi: -”Telaşlanma, verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir” diyerek kapıya yöneldi. Mevlana: -"Ne sözü, nereye, niyeee?" diye yapıştı ellerine… Şems, yıllardır sakladığı sırrı söyledi: -"Şam’da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim…" -"İyi işte, seyre devam edelim," dedi Mevlana. Şems: -”Rabbim de bana demişti ki, o aynayı verirsem ne bağışlarsın? Tereddütsüz şöyle demiştim; Başımı veririm!...”
Şems dışarı çıktı. Sadece bir “Allaaaah” nidası duyuldu.
Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyor, ama ne baş, ne ceset, ne de katiller gözükmüyordu!…
Alıntı...
|
Okudunuğunuz yazı toplam 195 kere görüntülenmiştir.
|
|
31 Ocak 2009 Cumartesi 14:31:16
dokundu su yazıya/saçıldı gümüş cevher/parlak ince mızrak /kimin sonu bu kader...
zevkle okudum ..elinize sağlık..
|
|
|
Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.
|
|