22 Kasım 2019 Cuma
E-mail adresiniz:  Şifreniz: Beni Hatırla
  SARAKA
http://blog.edebiyatdefteri.com/saraka/oku/4315/cinler 

 • Hakkımda


SARAKA

 • Yazdığım Diğer Konular
Din (1)


 
CİNLER
30.5.2012 09:46:29  [ Din ]

CİNLER



Önsöz
Gözünün görmediği ve yeterince bilgiye ulaşamadığı için mahiyetini çözemediği esrarengiz her şey ve olay ile doğaüstü güçler, sihir, büyü ve benzeri konular sürekli olarak insanın dikkatini çekmiştir. İlaveten içindeki merak ve bu güçlere hükmedebilme isteği insanı bu sırları öğrenmek için zorlamıştır.
Bu gizemli olay ve varlıkların başında ise; doğaüstü güçlere sahip olan yaratıklar ve bunlarla ilişki kurup onlara hükmedebilmenin yollarını arayıp bulmak arzusu yer almıştır. Bu varlıkların en önemlilerini de; varlıklarını din adamları, din kitapları ile sihirbaz veya büyücü denilen kişilerin anlattıkları ile yaptıkları bazı etkilerden var olduğuna inandığı “Cinler” oluşturmaktadır.
İnsanoğlu, tarihin her döneminde Cinlerden hem korkmuş ve hem de onlarla iletişim kurarak onlara hükmetmeye çalışmıştır.
Ancak, bazı doğaüstü olayların mahiyetini çözecek gerçek ve teyit edilmiş bilgi bulmanın kolay olması bir yana çok da zordur. Buna rağmen, söz konusu olaylar dünyanın en güçlü ve doğru kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ile onun indirildiği şekliyle tasdik ettiği diğer din kitapları “Tevrat” ve “İncil” anahtar olarak birlikte ele alındığında birçok sır kapısı aralanmaktadır.
Kitabımızda; Cinler ile günümüzde önemli bir güç haline gelmekte olan “Tek Tanrı” inancına dayalı “Ezoterik Felsefenin” esasını teşkil eden “Büyük Sırlar” ve “Kadim Yazılar” konuları; üç semavi dinin esaslarına göre yorumlanmıştır. Bu üç dinin kitabından, günümüze tamı tamına doğru olarak intikal etmiş ve diğer iki dinin Kutsal Kitaplarını ilk indirildikleri şekliyle tasdik eden Kur’an-ı Kerim en önemli yol gösterici olmuştur.
Görünen odur ki; insanoğlu, mahiyetini çözemediği olaylar hakkında kendi görüş, inanç ve arzuları doğrultusunda yorum yapmıştır. Bu yorumlarında çözemedikleri olaylar; bilgiyi hazmedemeyecek olanlardan saklanması gerekenler “Kadim Yazılarda” anlatılmış “Büyük Sırlar” olarak ifade edilmiştir.
Yaratılış konusunda; üç din kitabında da küçük, ince ayrım ve ifade farkları dışında neredeyse hiç aykırılık yoktur denilmesi mümkündür. Nitekim bir ayeti kerimede Kur’an-ı Kerim hakkında “Bu, eski sözlerin tekrarıdır” mealinde ifadeler bulunmaktadır. Her üç dinin esaslarına göre ilk insan olan Hz. Âdem (as)’in yaradılışından önce Allah (cc) Hazretleri tarafından; “Nurdan” ve “Ateşten” yaratılmış hem insandan ve hem de birbirinden farklı iki ırk daha olduğu kesindir.
Hıristiyan ve Musevi din adamları bu iki ırkı “Melekler” ve “Şeytan” olarak ifade etmişlerdir.
Kur’an-ı Kerimde ise, Melekler, Şeytan, İblis ve Cinlerden bahsedilmektedir. Kur’an-ı Kerimde “14” ayrı sürede mevcut “57” adet ayette Cinler hakkında açıklanan bilgilere göre; sadece “Melekler” ve “Cinler” bulunmaktadır.
İblis; Cinler arasında bulunan kalabalık ve doğaüstü güçler bakımından diğer cinlere göre daha güçlü ve adı “Şeytan” olan bir CİN türünün liderinin özel ismidir. Nitekim bu cin “Azazil, Azazel” gibi başka isimlerle (lakaplarla) de anılmaktadır. Ayrıca diğer dinlerde başka isimlerle de ifade edilmektedir. Bu Cin’den, Kur’an-ı Kerimde ise bazen asıl ve özel ismi “İblis” bazen de mensup olduğu türün ismi olan “Şeytan” adıyla bahsedilmektedir.
Hz. Musa (as)’e indirilen kutsal kitap “Tevrat” ve Hz. İsa (as)’e indirilen Kutsal kitap “İncil”den insanların elinde kalmış olup bu güne kadar sürekli tahrif edilerek gelmiş olan birbirinden çok farklı nüshalarında; Cinler hakkında; detaylı ve yeterli bilgiye rastlanılmamaktadır.
Ancak, Hz. İsa (AS)’in havarilerinden olup onun yanında yaşayıp her söylediğini yazmış olan Barnabas isimli zatın yazdığı ve İncili olarak adlandırılan aslında bir günlük mahiyetindeki belgede ise; Hz. İsa (as)’in cinler hakkındaki söylem ve insanlara musallat olan cinleri kovuşundan bahsedilmektedir. Ancak, bu açıklama ve söylemler Kur’an-ı Kerimde olduğu gibi tafsilatlı bir açıklama mahiyetinde değildir. Bu nedenle söz konusu dinlerde Cinler genel olarak , “Kötü Ruh – iyi ruh” “Hortlak”, “Hayalet” , “Peri”, “Titan” ve benzeri birbirinden farklı pek çok kavramlar ile ifade bulmaktadır.
Kur’an-ı Kerim ise bu konuya, çok net ve daha detaylı bir açıklama getirmiştir. Buna göre; ilk insan Hz. Âdem (AS) yaratıldığı zaman, kendisinden önce Nur’dan ve “Semûm (Semûd)” Ateşten yaratılmış iki ırk daha bulunmaktaydı.
Kur’an-ı Kerimde bunlardan; “Nur”dan yaratılmış olanlar “Melek” ve “Ateş”’ten yaratılmış olanlar ise “Cin” adıyla net bir şekilde anlatılmaktadır.
 Birinci ırk; olağanüstü güç ve özelliklere haiz olarak Nurdan yaratılmış olmalarına karşılık kendilerine nefis verilmemiş, âlemlerin Rabbi olan Allah (cc) Hazretlerine bağlı, sürekli O’nu tespih eden, günah işleme meyilleri ve saptırılması mümkün olmayan, olağanüstü vasıfları haiz “Meleklerdir”
 İkinci ırk; ise; kendilerine insandaki gibi nefis verilmiş, günah işleyip işlememek kendi serbest iradelerine bırakılmış ve Melekler gibi ancak onlardan daha zayıf doğaüstü güçlere sahip olup “Semûd” ateşten yaratılmış “Cinlerdir”. İslam literatüründe; İblis ile reisi olduğu Şeytan kavminin zehirli kırmızı alevli ateşten, diğer cinlerin ise dumansız mavi alevden yaratıldıkları şeklinde görüşler ileri sürülmektedir. Ancak, Kur’an-ı Kerimde kesin bir ifadeyle teyit edilen gerçek Cinlerin “Semûm (Semûd)” ateşten yaratılmış olduklarıdır.
Tevrat ve İncil’de; İblis ile onun önderlik ettiği “Şeytan” kabilesinden bahsedilmiş olmasına karşılık Cinler hakkında detay bilgi verilmemiştir.
Buna karşılık; Kur’an-ı Kerimde Cinler hakkında 19 sürede yer alan ve toplam 72 ayeti kerimede onlardan “Cin” ismiyle bahsedilerek haklarında bilgi verilmiştir. Buna ilaveten; haklarında Müslümanlığı nasıl kabul ettiklerinin anlatıldığı “28” ayetten oluşan ve Kur’an-ı Kerimin “72”inci süresi olan Müstakil bir süre de indirilmiştir. Başlangıçta, İblis hariç tüm şeytan Kabilesi olmak üzere cinlerin tamamı Hz. Adem (AS)’e secde etmiş olmalarına rağmen daha sonra Şeytan grubu başta olmak üzere diğer cinlerin bir kısmı tıpkı insanların yaptığı gibi İblis’in inkâr çağırısına uymuşlardır.
Ayrıca; Rahman Süresinin “15”inci ayetinde Cinlerin “öz” ateşten yaratıldıkları bildirilmiş sürenin “31, 33 ve 39”uncu ayetlerinde İnsan ve cinlere birlikte hitap edilmiştir. Kur’an-ı kerimin son süresi Olan “Nas” süresinde mealen;
“İnsanların kalplerine vesvese sokan, insan Allah’ı andığında pusuya çekilen CİN ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, İnsanların melikine, (mutlak sahip ve hâkimine), insanların İlahına sığınırım” diye buyrulmuştur.
Bazı öğretilerde; “İblis’in başlangıçta melek olduğu” yolunda tamamen yanlış bir görüş ileri sürülmektedir. Çünkü İblis’in, CİN olduğu Kehf Süresinin “50”inci ayetinde apaçık bir şekilde bildirilmiştir. Bu ayeti kerimede;
KEHF Süresi 50’inci Ayeti kerime:
“Hani biz meleklere; “Âdem’e secde edin” demiştik; İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz Beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz. Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için ne fena bir değişmedir!” Denilmektedir.
Yine Kur’an-ı Kerimdeki net açıklamalara göre, Allah (cc) Hazretleri; Hz. Âdem (as)’e Meleklerin ve cinlerin bilmedikleri maddeleri göstermiş onların isim, mahiyet ve fonksiyonlarını bildirmişti
Hz. Âdem (as); yeryüzüne gönderildiğine, Allah katında kendisine öğretilmiş olan bu bilgileri unutmamak için yine Allah katında kendisine öğretilmiş olan yazı ve lisanla yazmıştır . Cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderildikten bir süre sonra tövbesi kabul olunmuş ve peygamberlikle müjdelenmiştir. Bilahare kendisine gönderilen yeni kutsal emirleri de unutulmaması için önceki bilgilerini yazdığı notlarına ilave etmiştir. Biraz, başa dönersek; “Ezoterik Felsefenin” söz konusu ettiği “Kadim Yazılar” ile “Büyük Sırlar”ın; Hz. Âdem (as)’in cennete iken kendisine öğretilmiş olan konuları havi bu notlar olduğunu hemen anlarız.
Bütün semavi dinlere göre, şeytanın Hz. Âdem (AS) ile Hz. Havva’yı cennete girerek kandırdığı kesindir. Bir başka kesin gerçek ise; hiçbir şeyin Rabbimizin izni ve haberi olmadan gerçekleşemeyeceğidir. Bu durumda; cevaplanması gereken iki husus bulunmaktadır.
Birincisi Şeytanın cennete nasıl girdiği, ikincisi ise olmuş veya olmamış her şeyi bilen Rabbimiz’in buna neden engel olmadığıdır.
Birinci soru konusunda, bilginler bir takım farklı anlatımlar içindedir. Buna karşılık fikrimce şu şekilde değerlendirmek gerekir.
Kur’an’da “İblis hariç hepsi secde etti, İblis Cinlerdendi” denildiğine göre; İblisin mensubu ve lideri olduğu “Şeytan” türü ile diğer bütün cin türleri de secde etmişlerdi. Bu nedenle Şeytanlardan bir cinin asıl amacını gizleyerek cennetin bekçisinden izin almak suretiyle cennete girebilmesi mümkündür.
İblis’in Allah katından kovulmasından sonra; Şeytan kabilesi başlangıçta secde etmiş olmasına rağmen, kavmin lideri İblis’in kovulmasına sebep olan insana karşı gizli bir düşmanlık beslemeye başlamıştı. Şeytan Kabilesinin mensubu olan Lilith isimli bir dişi CİN (Şeytan), her ne kadar kendisi de başlangıçta secde etmiş olmasına rağmen düşmanlığını içinde gizleyerek, efendisinin intikamını almak amacıyla cennete girmiş ve Hz. Havva’yı Rabbimizin koyduğu yasağı çiğnemesi için kandırmıştır.
Burada ikinci husus gündeme gelmektedir. Hiçbir iş Rabbimizin izni olmadan gerçekleşmeyeceğine ve Lilith’in fikrini bildiği halde Rabbimiz niçin engel olmamıştır. İşte bu konuda Rabbimizin izniyle bir yorum yapmamız gerekmektedir.
Kur’an-ı Kerimde ayette “Yoksa siz imtihan edilmeden cennete girebileceğinizi mi zannettiniz” denilmektedir. Bu ayeti kerimeden, Rabbimizin dileği konusunda Hz. Âdem ile Havva’nın da bir imtihandan geçmesi gerektiğini anlamak gerekir. Rabbimiz, Lilith’e engel olmamak suretiyle hem Şeytanları, insanları ve hem de diğer cinleri imtihan etmiş olmaktadır.
Rabbimiz işte bu nedenle; Lilith’i engellemediği gibi Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın serbest iradesiyle hareket etmelerine de müdahalede bulunmamıştır. Bunun aksini düşünmek ise, Rabbimizin Esma’ül Hüsna’daki isimlerinden bazılarının inkârı manasına gelir ki; bu da insanı küfre sürükler.
Rabbimiz; işledikleri günah nedeniyle Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı yeryüzüne gönderirken Lilith’in mensup olduğu ve önceden secde etmiş olduklarından henüz katından kovmamış bulunduğu şeytan kabilesi mensupları ile diğer cin kavimlerini bu günahın işlenmesinin engellenmesi için hiçbir girişimde bulunmamış olmalarından sorumlu tutmuştur.
Rabbimiz; başta şeytan kabilesi olmak üzere ateşten yaratılmış olan bütün cinleri Lilith’in işlediği suç nedeniyle aşağılayarak suçu işleyen iki insan ile bitlikte bir süre oyalanmaları için yeryüzüne göndermiştir.
Böylece yeryüzünde, biri inkârcı, diğeri ise inançlı olan iki cin topluluğu ile sonradan çoğalacak olan iki insandan oluşan bir topluluk olmak üzere farklı yaratılmış üç topluluk yaşamaya başlamıştır.
Günümüzde de, isimleri, dinleri, dilleri, ilimlerinin dereceleri değişmiş olsa bile bu üç ana topluluk dünyada bir arada yaşamakta ve açıktan veya örtülü yollardan hem birbirleri ve hem de kendi ırklarının mensuplarıyla savaşmaktadırlar.
Bunlardan, Şeytan ırkı liderlerinin lanetlenmesine sebep olan insana ve onun soyundan gelenler ile cennetten kovulmuş olmalarına rağmen Rabbimize inançlarına sadık kalan cin topluluklarına düşman olmuştur. Bu iki topluluk ile bazen açıktan, bazen de örtülü olarak savaşmaya devam etmektedir.
İnançlı cin kavimleri ise, inkârlarından ve Lilith’in insana günah işleterek hepsinin birden dünyaya gönderilmelerine sebep olmalarından dolayı şeytan kavmine düşman olup, onun davranışlarına ve saldırı biçimine göre açıktan veya örtülü olarak onların saldırılarına karşı koymaktadır.
Bu inançlı CİN kavimleri, kendilerinin hiçbir kusuru olmadığı halde iki insanın işlediği suçtan ötürü yeryüzüne gönderilmiş olmaları nedeniyle insanı sevmemişlerdir. Ancak, Allah’a olan iman ve sevgileri nedeniyle Allah’ın peygamberlerine inanmış olan insanlara bir zarar verip günaha girmekten çekinmekte ve insandan uzak yerlerde yaşamayı tercih etmektedirler.
Bu inançlı cin kavimleri; İblis ve şürekâsının bazen fiilen ve fiziksel, bazen de sadece vesvese vermek suretiyle sürdürdüğü saldırılarını arttırdığı dönemlerde, daha önce olduğu gibi müdahale etmemeleri halinde Allah tarafından tekrar sorumlu tutulmaktan korktukları için insanlara bazen açıktan ve çoğu kez de gizlice yardımcı olmaktadırlar.
İblis ise, daha önce lideri olduğu şeytan ırkı ile diğer cin kabilelerine mensup olanların bir kısmını saptırarak kendi safına çekmeyi ve insanlara düşman etmeyi başardı. Bu cinlere; insanlara görünerek, üzerlerinde doğaüstü güçlerini de kullanmak suretiyle insanları baskı altına alıp, Kendilerini Tanrı veya Tanrıça olarak tanıtmalarını ve insanın kendilerine tapmalarını sağlamaları konusunu telkin ediyordu.
Gözüyle gördüğünden başkasına inanmak istemeyen, peygamberleri inkâr eden insanların; uğrunda büyük eserler, uzun savaşlar yaptıkları antik çağın sözde tanrıları işte İblis ve şeytanların azdırdığı bu inkârcı cinler idi.
Peygamberlere inanan insanlar ise; inanan cinlerle, inkârcı cinleri birbirinden ayıramadığı için bütün cinlerden korkuyorlar ve onlardan uzak duruyorlardı. Peygamberler de bu şekilde tavsiyelerde bulunmuşlardır.
Bu kitap, insanların bu yolla haklarında yoruma dayalı bilgileriyle yargıladığı, ancak Kur’an-ı Kerimde haklarında çok sayıda ayet ile bir müstakil süre bulunan ve genel isimlerine “Cin” denilen bir varlık zümresinin yaşamları hakkında güçlükle ulaştığım ve her noktasının doğruluğunu Kur’an ayetleri ile sınadığım bilgilere dayanmaktadır. Bu bilgilerin büyük bölümünün de saygıdeğer medyumların İnternetteki sitelerinde yer alan bir kısım bilgilerle örtüştüğünü de memnuniyetle gördüm.
Aslında, Allah (cc) Hazretlerinin Esma’ül Hüsna’daki isimlerini açıklayan kitap olması için bir açıklama kitabı olarak başladığım kitabın; daha sonra okuma kolaylığı ve akıcılık kazanması için bir roman türüne dönüştürerek anlatmanın hem daha kolay hem de anlaşılıp akılda kalacağı kanaatine vardım. Bu kitap aynı zamanda antik çağın sözde tanrıları ve CİNLER hakkında da bir açıklayıcı kitap özelliği de kazanmıştır.
Sihir, büyü, sihirbazlar, büyücüler konuları her zaman insanların dikkatini çekmiş ve bu konuları işleyen birçok fantastik romanlar yazılmıştır. Söz konusu kitaplarda amaç fazla satmak olduğu için insanların beğenisini kazanmak gayesiyle kitapların gerçeklerle bağlantısı ikinci planda kalmıştır. Bu kitap ise fantastik ama gerçek bir olayı dini esaslara dayalı olarak anlatmaktadır.
Ayrıca, bu tür kitapların büyük çoğunluğunun yabancı yazarlar tarafından yazılmış olması da olaya başka bir bakış açısı getirmiştir. Çünkü islamiyetin dışında hiçbir dinde Cinlerden bahsedilmemiştir. Onlar hakkında, iyi ruh, peri, kötü ruh, şeytan, iblis, cadı, büyücü, sihirbaz gibi isimler kullanılmış hiçbir zaman mahiyetlerinden bahsedilmemiştir.
Detayları, Kur’an-ı Kerimde ve kitabın içinde anlatıldığından burada kısaca, bu zarif, güzide varlıkların; benimde sadece “doğaüstü” olarak tanımlayabildiğim güçlerle donatılmış olarak yaratılmış olduklarını belirtmekle yetiniyorum. Ateşten yaratılmış olan bu varlıklar genelde; İnsan veya hayvan formatında yaratılmışlardır. Güçleri yaratılışları sırasında bir ihsan olmak üzere Allah (cc) Hazretleri tarafından verilmiştir. İçlerinden bir bölümü hariç; insanlar gibi, İlk peygamber Hz. Âdem (AS)’den buyana sırasıyla gelen ve kendinden önceki peygamberi tasdik edip kendinden sonra gelecek peygamberi bildiren tüm peygamberlere iman etmişlerdir.
İnsanlar gibi, topluluk halinde dini ve hukuki kurallara bağlı, birbirlerine ve kendileri dışında yaratılmış olup Allah (cc) Hazretlerine iman eden bütün varlıklara karşı saygı duyarak yaşamakta; İblis ve onun yandaşlarının; kendi içlerinden saptırarak yoldan çıkardığı kendi ırkdaşları ile savaşmaktadırlar.
İblis ve yönetimindeki Şeytanlar ise; cinlere de insanlara olduğu gibi musallat olmuş ve onların içinden de bazılarını saptırarak inkârcılığa sürüklemiştir. İşte; insanların gördüğü ve bildiği cinler genelde bu inkârcı olanlardır. İnsanlar arasında dile getirilen tüm olumsuzlukların bir kısmı gerçek olup tamamı bu inanmayan cinler tarafından gerçekleştirilmektedir.
İşte bu kitap; Mümin bir Cin kabilesinin; İblis’in yandaşı İnkârcı cinlere karşı, bir gurup insan ile işbirliği içinde yaptıkları müşterek ve gerçek bir savaşın hikâyesidir. Kitaptaki tüm olayların çok büyük bölümü gerçek olup Kur’an-ı Kerime uygun ve ilmi esaslara dayanmaktadır.
Allah (cc) Hazretlerinin mümin ve adil kulları olup, meleklere karşı saygı gösteren, onların kendilerinden güçlü olduklarını bilip söyleyen, peygamberlerin insanlar arasından seçilmiş olması nedeniyle insana saygı duyan bu güzide zatlar benim tarafımdan saygı gördüklerinden bu cihatlarının bilinmesini istedim.
Anlatım hatam olmuş ise, her şeyi bilen Âlemlerin Rabbi Allah (cc) Hazretlerinin Rahmetine, merhametine ve affına sığınırım.


Lütfen görüşlerinizi bildirin.


Okudunuğunuz yazı toplam 1463 kere görüntülenmiştir.


Yorumlar

Bu bloga henüz yazılmış yorum yazılmamış.


Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


 
 • Diğer yazılarımdan bazıları

Copyright 2008 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.