9 Aralık 2019 Pazartesi
E-mail adresiniz:  Şifreniz: Beni Hatırla
  RIZA ÖZCAN
http://blog.edebiyatdefteri.com/riza-ozcan/oku/2303/tasavvuf--gercegi 

 • Hakkımda


RIZA ÖZCAN

 • Yazdığım Diğer Konular
Yaşam (1)
Din (9)


 
Tasavvuf gerçeği
3.8.2009 19:37:30  [ Din ]

Tasavvuf gerçeği

Aziz Dostlar hep tasavvuf, Deyip duruyoruz Yıllardır asırlardır yazılar yazılıyor tartışmalar yapılıyor
En kötüsü İslam’dan ayrı bir şeymiş gibi düşünülüyor.(1) bu bizi çok üzüyor. Konunun aydınlığa kavuşması ve Tasavvufun gerçek anlamıyla elle alınması, artık bu konunun rayına oturtulması dilek ve temennisi ile bizde birkaç söz söylemek istiyoruz.

Bilindiği üzere Önceki dönemlerde olduğu gibi(2) günümüzde de Tasavvufi yaşam vardır. Bunun inkârı mümkün değildir. Nedenine gelince Şeriat İslami yaşamın yüzüdür Tasavvuf özüdür. İç ve dış birbirini tamamlar. Eğer kişi Şeriat Çizgisini inanç yönünden aşarsa dinden çıkar. Şeriatı sınır kabul edip bu daire içinde kalırsa, Öze doğru sefer ederse Tarikat dairesine girer ve ilerler. Bunun için Yunus Emre Hz. “Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat Marifet ondan içeri.” buyurarak manevi yolculuğun şeriatla kalmadığını iç, iç geçmiş dairelerin olduğunu sırasıyla birinden diğerine geçmek gerektiğini haber veriyor. Âlemlerin Rabbi Allah Azimüşşan: "Bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz." buyuruyor. Neden? çünkü ehli zikir olaya Dört boyuttan bakıyor. Yani Şeriat tarikat hakikat marifet boyutu eğer siz sadece şeriat açısından bakarsanız olaya gerçek manada vakıf olamazsınız. Nasıl tek kanatlı kuşun uçamadığı gibi sadece şeriatla yetinirseniz sır ilmine de vakıf değilseniz diğer bir ifadeyle Hal ehli değil kal ehliyseniz. Verdiğiniz hüküm yanlış veya noksan olur.(3) Bunu için rabbimiz zikir ehline sorun buyuruyor. Peygamber efendimize üç ilim verilmiştir. Birini ümmetiyle paylaşmış, birini sahabe efendilerimizle paylaşmış,
Diğeri ise Allah Azimüşşan ile kendi arasında kalmıştır. Görüldüğü gibi İş sadece Şeriat ilmiyle bitmiyor daha ilerisi de var. Bunu anlayıp kavrayabilene. Bu kavrayış nasıl olacak? bir mürşidi kâmilin denetiminde gözetiminde yaşayarak olacak. Bu Konuda Şöyle bir Örnek vermek istiyorum. Diyelim ki siz iş adamısınız bir şirket kurdunuz bol kazanç sağlamaya başladınız ne yapıyorsunuz şirketi büyütüyor ileriki aşamalarda yeni şubeler açıyorsunuz. Bakıyorsunuz işler yolunda şubeleri çoğaltıyor halkayı genişletiyorsunuz Sorarım size böyle bir kâr etme imkânı var iken boş ver ben az ile yetineyim diyebilir misiniz? Derseniz ne kadar hatalı iş yaptığınızı varın siz düşünün. İşte bunun gibi Ehlullah şeriat dükkânını açmış bakmış ki hak ve hakikat yolu güzel oradan Tarikat kapısını aralamış bakmış ki kar üstüne kar yapıyor Bu kez Hakikat kapısını aralamış yine Bakmış ki hakikat âleminde bitip tükenmesi mümkün olmayan güzellikler var. Bunun üstünde hakkı bilme ve bulma, hep onunla olma var. Bu kez Marifet kapısını aralamış. Kul olmanın bilincine ermiş Yüce varlığın karşısında varlığını eritmiş Böylece insani kâmil mertebesine ulaşmış. Dünya ve ahiret karını en güzel şekilde elde etmiş. Sadece kendini kurtarmakla kalmamış bu yüksek mertebeye erişmek isteyen hakkın kullarına rehberlik etmiş. Onlarında bu nimetlerden yararlanmaları için geceyi gündüze katmış; hatta bazıları canını bile feda etmiştir. Çünkü onlar ene(Benlik) den kurtulmuş kendilerini değil başkalarının derdine derman olmayı böylece Allahın rızasına ermeyi amaçlamışlardır.

Kuranı Kerimde Rabbimiz: “Zikir en büyüktür “ buyuruyor. Diğer bir Ayette: “ Onlar ayakta dururken otururken yanları üzeri yatarken Allah’ı hatırlayıp zikrederler ve göklerin ve yerin yaradılışı hakkında derin, derin düşünürler (ve Şöyle derler) Rabbimiz sen bunları boşa yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi Cehennem azabından koru.”

Peygamberimiz ise:” Zikredenle zikretmeyen arasındaki fark ölü ile diri arasındaki fark gibidir.” buyuruyor. Denirse ki bu ayet ve hadisler ferdi zikiri kapsıyor toplu zikire işaret yok. Buna cevap olarak deriz ki elbette Toplu zikir hakkında kuranda ayetler var ayrıca sahih hadisler mevcut Ve bunun yanında tevatür halinde gelen sahabe efendilerimizin uygulaması var. Bu konuda ayet ve hadisleri sıralamak mümkündür ancak söz uzayacağından bu kadarla yetinerek
Zikir Meclislerinin önemini belirten iki hadisile konuya açıklık getirmek istiyoruz. Resulullah (sav) Efendiniz şöyle buyurmuşlardır. Allah-ü Tala buyurdu ki:” Ben kulumun zannı üzereyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer (kulum) beni kendi kendine zikrederse ben de onu kendi zatımda zikrederim. Eğer kulum beni cemaat içerisinde zikrederse ben de onu o cemaatten daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim." (Kaynak: Buharri, Müslim) diğer hadisi şerif ise şöyle Resulullah efendimiz Ashabı kirama buyurdu ki:
“Ey ashabım cennet bahçelerine uğrarsanız o bahçelerde çok kalın” (rızıklanın) Sahabe efendilerimiz sordular: “ Ya Resullullah Cennet bahçeleri nereleridir.” Resulullah efendimiz buyurdular:” Zikrullah Halkalarıdır” (Kaynak Tirmizi) Burada sadece iki Hadisi şerifi naklettik ayetlere hiç girmedik. Aziz dostlar bu Müjdeler peygamber efendimiz tarafından verilirken, hala Toplu zikir varmadır, yok mudur? Peygamber efendimiz zamanında zikir var mı idi? Şeklinde sorular soranlara ve şüphe içinde ömür geçirenlere şaşmamak mümkün değil.


Bütün bunlara şunu da ilave etmek gerekir ki her şeyin sahtesi olduğu gibi bu yolun sahtesi de vardır. Bir kaç münferit olay oldu diye Zikir meclislerinin kapılarına kilit vurmak çözüm değildir. Önemli olan hataları ve istismarları ortadan kaldırarak islah ederek yaşatmaya çalışmaktır. Mesela Birkaç sahte doktor ortaya çıktı diye doktorluk mesleğini ortadan kaldırmak mı gerekir? Bu kadar hayati önem taşıyan bir mesleği ortadan kaldırmak ne kadar mantıklı olur. Nasıl Doktorluk mesleği insanın fani bedenindeki arızaları ortaya çıkarıp çare bulmaya çalışıyorsa Tasavvuf mesleği yani mürşitler de manevi hastalıkları bilip teşhis eder ve çaresini bulmaya çalışırlar. Böylece ruhi yönden de dengeli insanlar yetiştirmiş oluruz. İşte tasavvuf bu kadar önemli ve gereklidir.

Mesela Mevlana’yı Yunusu Ahmet Yesevi Hazretlerini bilmeyen Hatta sevmeyen yoktur. Pekiyi bunlar nasıl yetişmiş? Hangi kurumlar veya Üniversiteler Hangi profesörler onları yetiştirip bu hale getirmiş hiç düşündük mü? Elbette ki hayır. Bizim yaptığımız üzümü ye bağını sorma hesabı olmuştur. Araştırılınca görülecektir ki bunları ve daha nice gönül adamlarını yetiştiren bir okul vardır o da Tasavvuf okuludur Öğretmenleri de seçkin Mürşit efendilerdir. Yunus Kırk yıl dergâha sabırla teslimiyetle odun taşıdı ama belki kırk milyon sene adı dillerde dolaşacak. Kalemle değil gönlüyle yazdığı ilahileri kıyamete kadar okunacak işte sabrının mürşide bağlılığının dünyadaki mükâfatı bu dur. Gerçi onlar dünyalık bir şey talep etmezler sadece Allahın rızasını gözetirler. Biz buna Allahın lütfü diyelim. Bu Büyük zatların Sözleri bizi etkilemekte, tesir altına almaktadır. Günlerce hatta bir ömür boyu bu etki sürmektedir. Bu Muhteremlerin sözlerinden bu kadar etkilendiğimize göre birde halleriyle hallense idik ne tadına doyulmaz duygularla dolar, bundan haz alırdık varın siz düşünün.
Tasavvuf Yolunda gerçek ve sahteyi ayırabilmek için en önemli ölçü şudur önce tutulan bu yola ve rehberlerinin yaşantısına bakmak gerekir. Eğer yol şeriat dairesinde ise ve rehberleri şeraite ve Resullullahın sünneti seniyesine uygun hareket ediyorsa bu yolun doğru olduğunun ilk işaretidir.
Beyaz idi bistami Hazretleri bir zatın methini duymuş. Arkadaşlarına haydı şu Meşhur zatın ziyaretine gidelim demiş. Bu zatı görmek için yola koyulmuşlar evine yaklaştıklarında Beyaz idi Bistami hazretleri bu zatın kıbleye dönerek tükürdüğünü görmüş haydi geri dönelim bu kişi daha kıbleye tükürmenin günah olduğu bilincinde değil. Bu kişide hayır yoktur deyip ziyaretten vazgeçmiş işte onlar böyle ince eleyip sık dokuduklar. Takva ehli olup, yüksek mertebelere erdiler.

Doğru yolu ve Doğru mürşidi bulmak için birçok kısas vardır. Bunlardan önemli olan birkaçını daha sayacak olursak. Tasavvuf yolunun Hazreti Ali efendimize (Cehri ) veya Ebu Bekir efendimize (Hafi ) dayanması ve silsile yoluyla peygamber efendimize ulaşması. Mürşidin Şeriat ilmini biliyor olması ve Bir Mürşidi kâmil tarafından yetiştirilmesi ve icazetli olması. Ayrıca Mürşitlik görevinin Allah ve resulü tarafından verildiğini unutmamak gerekir. Diğer vasıfları şöyle sıralayabiliriz. Gerçek Mürşitler Merhametlidirler Fedakârdırlar, Cefakârdırlar, Mütevazıdirler, Cömertirler, Yardımseverdirler, Verdikleri sözü yerine getirirler. Adaletlidirler kısacası Allah’ın Ahlakıyla ahlaktanmış seçkin kişilerdir.
Son olarak deriz ki Bu yola girecek kişinin niyeti çok önemlidir eğer kişi Allah rızasından başka bir gaye gözetmeden bir mürşide intisap etmiş ise velev ki mürşit sahte bile olsa Allah onu oradan alır bu halis niyetinden dolayı hakiki rehbere ulaştırır bu ayet ile sabittir. Bunu için her ne yaparsak yapalım ihlâsı elden bırakmayalım Allah doğruların yardımcısıdır.

Aziz Dostlar Tasavvuf yolu böyle bir yol, onların seçkin rehberleri de böyle aziz insanlar. Allah cümlemizi onların şefaatine nail eylesin Amin.


1- Höccetil İmamı gazeli Şeriat ve tarikatı birleştirme amacıyla çok çaba sarf etmiş, zaten bir olan Hak ve hakikat yolunu insanlara anlatmaya çalışmış ciltler dolusu eserler yazmış. Devrindeki Bütün Şer ve Hak yolunu, Yolcularını incelemiş En güzel yolun Tasavvuf ehlinin yolu olduğunu fark etmiş On yıl Medreseden Müderrislikten ayrı kalmış tasavvufi hayat yaşamış en güzel eserlerini bundan sonra yazmıştır.

2-Tarih boyunca tasavvufi yaşam farklı biçimlerde de olsa hep var ola gelmiştir. Şüphesiz bu Hak dinlerde olması nedeniyle diğer batıl dinlere de yansımıştır. İzleri hemen, hemen bütün dinlerde görülmektedir. Şu da var ki İslam Tasavvufunu bundan ayrı tutmak gerekir. Zira İslam tasavufu ilhamını kuran ve hadislerden alır. Başka dinlerin katkısı yoktur eğer olursa buna İslam tasavvufu denemez.


3-Burada sakın şeriatı hafife aldığımız sanılmasın. Şeriat Başımızın tacıdır. Var oluş gayemizdir. Şeriatsız ne Tarikat olur ne Müslümanlık kalır. Burada vurgulanmak istenen keşif ehlinin hataya düşmeyeceğidir. Dinimübinimize göre Bir Fakih hükmünde hataya düşse bile Allah tarafından ona sevap verilir. Çünkü kasıt yoktur hata vardır. Kul ise kusurdan arî değildir. Bu böyle biline

Okudunuğunuz yazı toplam 1336 kere görüntülenmiştir.


Yorumlar

29 Ağustos 2009 Cumartesi 12:44:05
Tasavvuf , Allah sevgisinin aşka dönüşmesidir .

Tasavvuf ehli aşıktır. Aşıkın gözünde dünya ve madde silinir . Tatmadan bilinmez ki ..

Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


 
 • Diğer yazılarımdan bazıları

Aşk olmasa devren dönmez kervan yürümezdi. Nice canlar aşk ile yandı kul oldu yeniden can buldu. İlahi aşka Mevlana doyamadı. Bir ömür boyu onu anlattı. Ciltler dolusu kitaplar yazdırdı. Bitiremedi. ...
27.7.2009 00:28:09 [ Din ]

Bilndiği gibi İnsanlık tarihi Adem atamız ve Havva Validemizin yer yüzüne inmesiyle başlar. Rabbimiz öyle uygun görmüş olacak ki o dönemler insan nufusu az ve insanoğlunun ömrü uzundur.Hatta Adem Baba...
1.9.2008 15:06:47 [ Din ]

Eurovision adına yapılanları görüp de bu gençliğe neler oluyor Allah aşkına demeden insan kendini alamıyor. Sözde yarışma adına ülkeler dolaşılıyor gösteriler yapılıyor taraftar toplanmaya çalışılı...
5.6.2009 15:19:55 [ Din ]

İnsanları inanç yönünden ela alırsak iki guruba ayırabiliriz.Bu ayrımcılık ta nerden çıktı denirse bu insan oğlunun var olmasıyla birlikte başlamıştır deriz; Çünkü İnsanoğlu yer yüzüne bir imtihan içi...
23.8.2008 12:42:24 [ Din ]

Copyright 2008 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.