9 Aralık 2019 Pazartesi
E-mail adresiniz:  Şifreniz: Beni Hatırla
  rasay
http://blog.edebiyatdefteri.com/rasay/oku/4147/kucuk-dua-kitabi 

 • Hakkımda


rasay

 • Yazdığım Diğer Konular
Eğitim (1)
İlişkiler (1)
Hayvanlar (1)
Din (1)


 
KÜÇÜK DUA KİTABI
25.1.2012 12:10:30  [ Din ]

KÜÇÜK DUA KİTABI

*De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? (Fûrkan, 77)







*Benim af ve keremim dünyada bir Müslüman’ın günahını setredip de sonra onu rüsva etmeyecek kadar büyüktür. Kulum Bana istiğfar ettiği müddetçe günahını daima affederim. Hadis-i K U T S İ










Hz. Muhammed Mustafa (SAV) der ki:
* Ed-duâsü hüve’l ibadetü. (Dua ibadettir)
* Ed-duâsü silahu’l mü’min. ( Dua mü’min’in silahıdır)
* Kim duasının kabul olunmasını ve sıkıntısının gitmesini arzu ederse darda kalan kimseye yardım etsin.









* Ne zaman gökyüzüne bir nefes, bir duâ gönderdin de ardınca ona benzer bir iyilik gelmedi? Mevlâna Celaleddin-i R Û M İ (RA)







Allah’ın yardımı, duaya kalkan ellerin içinde gizlidir....







Âlemlerin Rabbi olan Allah’û Zü’l-Celâl’e sonsuz hamd ü senalar, O’nun Resulü iki Cihan Serveri Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e de Selâtü Selam olsun...

ALLAH NEZDİNDE HAK DİN İSLÂM’DIR... ( Al-i İmran 3/ 19)


DUA: Mü’min için büyük bir nimettir.
DUA: İstemek kuldan, duaya icabet etmek Allah’tandır.
DUA: Kulların Allah’ın rahmetine, nimetine ve davetine kovuşmasıdır.
DUA: Allah-û Teâlâ’nın takdirini değil, bizzat kulun kendisini değiştirmesi için bir nedamet anıdır.
DUA: Mü’min’in, Cenab-ı Hakk’la konuşmasıdır... Ruhen ve kalben O’nun manevi huzurunda buluşmasıdır...
DUA: Kulluğun şuuruna varmak, kusurunun farkında olmak... Acizliğinin, çaresizliğinin bilinciyle dergâhı ilâhiye durmaktır.
DUA: Bir edep çerçevesi içinde, hulûs-ı kalp ile yapılmalıdır. Duanın kabul edileceğini umarak Allah’ın inayetine sığınmak gerekir.
DUA: Bir mü’min’i inkâr edenlerden ayıran, Allah katında “değerli” kılan ibadetlerden ve imanın en açık göstergelerinden biridir.
DUA: Duaya başlarken Allah’ın ismi ile başlamalı, Allah’a hamd ve Peygamber (SAV)’e salâvattan sonra, kalpten Allah’a yalvarmak gerekir.
DUA: Davet, çağrı, yardım istemek, yalvarmak, dert ve ihtiyacı Hakk’a arz etmek; kulun aczini Hâlık’ına itiraf etmesi manalarına gelmektedir.
DUA: İmanın meyvesi, ibadetin neticesidir. Duanın genellikle namaz, oruç, hac gibi ibadetlerin sonunda yapılması ve makbul olması da bunun içindir.
DUA: Niyaz penceresinin aralanması; Hakk’ın Celâl ve Cemal tecellilerinin ilâhi irade istikametinde akışını seyir, aczin, fakrın ve zilletin, izzet, gına ve kudrete uzanışı, yalvarışı, yakarışıdır.
DUA: Duanın kabulü veya kabul edilmemesi (gecikmeli veya gecikmesiz oluşu) kadere bağlıdır. Allah’u Teâlâ bir kulun duasına icabet etmeyi geciktirir; bu gecikme duanın tekrar tekrar yapılmasını murattır.
DUA: Özünde Allah’a boyun eğmek, gönülden Hakk’a yönelmektir. İnsanın, yaratıcısı karşısında acziyetini ortaya koyması, kulluğunu ispat etmesidir. İnsanın yüreğinden gelen yalvarışın dil ile ikrarıdır.
Dua’dan kaçınmak, Allah’ın büyük rahmetinden yüz çevirmek, kibirlenmek anlamına gelir.
Her şeyin kaynağı istemektir ve içten söylen her dua karşılık bulur.
Abdullah bin Hubeyk (El-Antâki, El-Kûfi) hazretleri en büyük ilâhi cezanın duâ ve ibâdetin lezzetinin kalpten alınması olduğuna inanırdı. Boş şeylerle uğraşmanın, lüzumsuz şeylere kulak vermenin kalpteki ibâdet ve tâattan zevk alma duygusunu söndürdüğüne inanır, kendisini sevenleri gönül uyanıklığına teşvik ederdi.



Dua’nın amaçlarını ve hedeflerini şöyle sıralamak da mümkün:

Dua, mü’min’in silahıdır.
Dua, ibadetin aslı ve özüdür.
Dua, ömrün bereketini artırır.
Dua, dinin temel ilkelerindendir.
Dua, Allah katında duadan makbul bir şey yoktur.
Dua, kısaca... İstemektir... İstemesini de bilmektir.

Dua ve zikirlerin ana kaynağına bakıldığı zaman, sevgili Peygamberimiz vardır. Ana kaynak Hadis-i Şerifler olup günümüze kadar gelebilmiş ve kıyamete kadar da gidecektir. Bir söz vardır: “Yer gök dua üzerine durmaktadır” evet, bunu gören göz, duyan kulak, anlayan kalp, zikreden dil daha iyi görmektedir.
Akıl derki; geriye iyi bakmak gerekir. Hani dünya malı için koşan, şan şöhret sahibi kişiler nerede? Herkesin gideceği yer belli değil mi? Madem belli! O halde neden bu dünyalık için telaş? “Muhannete muhtaç mı olalım?” diye bir deyim akla hâkim olabilir. Kimsenin muhannete muhtaç olması söz konusu değil. Asıl insan Yaradanına muhtaçtır. Gayrisi palavradır. “Yattığımız yerde rızk ayağa gelmiyor ki?” denilebilir; elbette gelmeyecek. Hem size kim diyor ki yan gelip yatın?. İnsana düşen şudur ki; çalışacak, tevekkül edecek, hamd edecek, şükredecek, yarın azığım yetmez telaşına düşmeyecek – çünkü yarına çıkmaya kimsenin senedi yoktur – haram yemeyecek, başkasının rızkına-namusuna göz dikmeyecek. Bir insan, hayat çizgisini yaratanın istediği doğrultuda çizerse; hiçbir zaman dünya korkusu olmaz. İnsan kendisini yaratana teslim edip, O’na sığındığı zaman korkmasına gerek yoktur. Ki, bu dünyaya imtihan için geldik, eğlenmeye, mal-mülk yığmaya değil. Varlıkta bir imtihan şekli, yokluk da bir imtihan şeklidir. Sağlık da bir imtihan şekli, hastalıkta! Bunu böyle bilip, buna göre yaşamak zorundadır insan.
Kâinatı yaratan Allah’û Zü’l-Celal hiçbir şeye muhtaç değildir. Muhtaç olan sadece ve sadece insandır. İnsan, harici iki mahlûkatın birbirine zarar vermesine insanın hayıflanması bile gerekmez, asıl onda hikmet araması gerekir. Çünkü akıl sadece insana verilmiştir. Diğer canlıların yaptıkları sadece insana ibret vermesi içindir. Mademki yüce Allah’a inanıyoruz, hâşâ, kuşku duymak neden? Başka canlılar arasındaki yok oluşa sadece ibret ve hikmet aşkı için bakmalıyız. Kâinatta bir zerre dahi, Rabbim’den habersiz hareket imkânı bulamazken, cüzi akıl ve olanak ile insan buna engel olma imkânı asla bulamaz ve verilmemiştir de. İnsanoğlu biraz nankörleşerek – bunun sebebi de daha fazla kazanmak hırsıdır – kâinatın, yaşadığı ortamın düzenini bozabilir. Bu da yine kendisine ve başka canlılara zarar verecektir. Başka canlıların helakı ise, kendi sonunu hazırlayacaktır.
İnsan, hayatta bir imtihan için vardır. İşte bu nedenle başına gelen bir musibet karşısında hiddetlenmeyip, en büyük silahı olan duaya sarılarak, kendisinin ve kâinatın sahibi olan Allah’a dua etmek, yalvarmak olmalıdır. Bir başka canlıdan medet ummak yerine, kendisini yaratandan istemek zorundadır. Bu da halis ibadet ve halisane dua ile olur. Gayrisi nafiledir.
Dua, yapacağınız zaman, abdestli olmaya dikkat edilmeli. Dua gizli yapılmalı. Birileri görsün diye değil, sadece durumumuzu Allah’a havale etmeliyiz. İnsanlar görür diye ameli bırakmak riyadır ve insanlar görsün diye amel etmek ise şirktir. Öyle ise, bunlardan uzak durarak, yalnız siz ve Allah olmalı dua esnasında. Dua ederken bir aracı koymaya da gerek yoktur. Eğer bir aracı konulmak istenmişse, Allah’ın sevgililer mertebesindeki kullar hürmetine demek, duayı daha da güzelleştirir. Bunu söylemekte bir beis yoktur. Dua içten ve samimi olmalıdır. Riya ve şirk asla bulaşmamalıdır. Duanız sizin virdiniz, zikriniz kabul oluncaya kadar devam edin. Ta ki, kanınızın her damlası bunu kabul etmiş olsun. Siz dille söylemezken, vücut diliniz zikretsin. Yolda yürürken, bir iş yaparken hatta uyurken bile vücut diliniz devam edebilsin. Bu o kadar zor bir şey değil. İnanarak, samimi bir şekilde yapılan dua, siz isteseniz de istemeseniz de vücudunuzdaki tüylerin ayaklanmasına vesile olacaktır. İşte duanın doruk noktası da burasıdır. Bu noktaya erişebildiğiniz zaman, ağzınızdan hep hayırlı söz çıkar, çevrenizde hayranlık uyandırırsınız.
Ben şahsen duanın çok ama çok yardımı olduğunu hayatımın her zerresinde gördüm, yaşadım. Her dem Allah’tan istedim. Kuldan ne istedimse hep geri vermek zorunda kaldım. Ama Rabbim’den aldıklarımın karşılığı sadece O’na şükretmek, zikretmek ve hamd etmekti.


KUR’AN’DA AYET MEALLERİ İLE DUA
* Biz ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım bekleriz... (Fatiha/5)
* Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru! (Bakara 201)
* Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara, 186)
* Ey Rabbimiz bize sabır, cesaret ve sebat ver, kâfirlere karşı bize yardım et! (Bakara 250)
* Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme, bizi affet, bizi bağışla, bize acı, sen bizim Mevlâ’mızsın. Kâfirlere karşı bize yardım et! (Bakara 286)
* Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma! (bizi sapıtma) Bize, tarafından rahmet bağışla! Lutfu en bol olan sensin. (Al-i İmran 8)
* Ey Rabbimiz, iman ettik; günahlarımızı bağışla, bizi Cehennem azabından koru. (Al-i İmran 16)
* Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirlere karşı bizi muzaffer eyle! (Al-i İmran 147)
* Ey Rabbimiz, “Rabbinize inanın” diyen davetçiyi (Peygamberi) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al! Ey Rabbimiz, bize, Peygamberlerin vasıtasıyla vaad ettiklerini de ikram et ve kıyamette bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vaadinden caymazsın. (Al-i İmran 193-194)
* Rabbinize yalvara yakara gizlice dua edin. Şüphesiz ki Allah haddi aşanları sevmez... ( A’raf/55)
* Ey Rabbimiz, bize çok sabır ver, Müslüman olarak canımızı al! (Araf 126)
* Ey Rabbim, beni ve neslimi namazı devamlı kılanlardan eyle; duamı kabul et, kıyamette hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla! (İbrahim 40-41)
* Ey Rabbim, bana hikmet ver ve beni salihler arasına kat! (Şuara 83)
* İnsana bir darlık dokunduğu zaman; yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır. Ama biz onun sıkıntısını giderince sanki bize yakaran o değilmiş gibi davranır... ( Yunus 10/12)
* El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak O’dur. O’nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılayamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Hâlbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır. (Ra’d/14)
* Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah’a secde ederler. (Ra’d/15)
* De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? (Furkan, 77)
* (Ey Muhammed!) Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O’na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerine dalarak gözlerini o kimselerden ayırma! ( Kehf 18/28)
* Gerçekten inananlar, korkarak ve umarak duâ ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayır için harcarlar.. ( Secde 32/16)
* Kul huve’l-kadiru ala en yeb’ase azâben (De ki; Allah, azap göndermeye kadirdir)” ayeti nazil olunca Efendimiz (SAV), çok ağladı, çok namaz kıldı, çok dua etti. Ümmeti hakkında iki duası kabul buyurulurken, üçüncü duası (tefrikaya düşmeme) tamamen iradelere bırakıldı.




Hz. ÂDEM (AS) ve Hz. HAVVA
Rabbimiz! Kendimize yazık ettik. Sen kusurumuzu örtüp bize merhamet etmezsen en büyük kayba uğrayanlardan oluruz. ( A’raf Suresi, 23. Ayet)





Hz. NUH (AS)
Ya Rabbi! Beni, annemi, babamı ve bütün Mü’minleri affeyle. (Nuh Suresi, 28. Ayet.)
Hakkında kesin bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni affetmez, bana merhamet etmezsen her şeyi kaybedenlerden olurum. (Hud Suresi, 47. Ayet.)
Yarabbi! Ben yenildim. Artık Sen bana yardım et. (Kamer Suresi, 17. Ayet)
Allah’ın dinini tebliğ ederken her yolu denemesine rağmen kendisini dinlemeyen, tersine azgınlığını giderek artıran kavmi için Allah’tan azap istemiş, Allah da onun duasına karşılık kavmine, tarihe geçecek kadar büyük ve şiddetli bir azap vermiş ve hepsini helak etmiştir.



Hz. LUT (AS)
Ya Rabbi! Bozguncu insanlara karşı bana yardım et. (Enkebut Suresi, 30. Ayet)



Hz. İBRAHİM (AS)
Rabbimiz! Beni, annemi, babamı ve bütün Mü’minleri kıyamet günü affeyle. ( İbrahim Suresi, 41. Ayet)
Ya Rabbi! Bana hikmet ver ve beni Salih kullar arasına dâhil et. Ey Yüce rabbimiz yalnız Sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Sen’in huzuruna varacağız. ( Şuara Suresi, 83. Ayet)
Rabbimiz! Yaptığımız işi kabul buyur. En iyi şekilde duyan ve bilen ancak Sen’sin. (Bakara Suresi, 127. Ayet)




Hz. İSMAİL (AS)
Rabbimiz! Yaptığımız işi kabul buyur. En iyi şekilde duyan ve bilen ancak Sen’sin. (Bakara Suresi, 127. Ayet)



Hz. YAKUP (AS)
Sıkıntımı, keder ve hüznümü, sadece Allah’a arz ediyorum. (Yusuf Suresi, 86. Ayet)




Hz. YUSUF (AS)
Ey yerleri ve gökleri Yaratan! Dünyada ve ahirette yardımcım Sen’sin. Müslüman olarak canımı al ve beni Salih insanlar arasına kat. (Yusuf Suresi, 101. Ayet)




Hz. SÜLEYMAN (AS)
Ya Rabbi! Beni nefisime öyle hâkim kıl ki; gerek bana gerek anne-babama verdiğin nimetlere şükredeyim. Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. Bir de merhamet edip beni Salih kullarının arasına dâhil et. (Neml Suresi, 19. Ayet)
“ Rabbim beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen karşılıksız armağan edensin...” ( Şeklinde dua etmiş, duasına karşılık Allah ona çok büyük bir iktidar ve zenginlik vermiştir.




HZ. EYYUB (AS) HAKKINDA
(Bir sıkıntı dolayısıyla Hz. Eyyub (AS) Allah’a dua etmiş ve Allah’tan şifa istemiştir. Duasına karşılık Allah ona çok büyük bir iktidar ve zenginlik vermiştir.)
“ Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.” (Enbiya, 83)
Bilindiği gibi Hz. Eyyub (AS) sabır ve metaneti ile dillere destan olmuştu. Bir rivayete göre o meşhur hastalığını on sekiz sene çekmişti. Hiçbir zaman isyan etmeyen Hz. Eyyub (AS) hanımı bir gün şöyle sormuş:
“Bu hastalığın bitmesi, çektiğin dertlerin gitmesi için Cenab-ı Hakk’a dua etsen olmaz mı?
Bu söz üzerine Hz. Eyyub (AS) karısına:
“ Benim bolluk ve refah içinde yaşadığım müddet 80 yıldır. Çekmiş olduğum darlık ve sıkıntılı zaman ise daha bu süreye ulaşmamıştır. Bu durumda ben Allah’tan utanırım. O’na (cc) bu halin üzerimden gitmesi için nasıl dua ederim ki?..” demiştir.





Hz. ZEKERİYA (AS)
(Allah’tan hayırlı bir soy istemiştir ve karısı kısır olmasına rağmen Allah onun duasına karşılık vermiştir.)
“Hani o (Hz. Zekeriya), Rabbine gizlice seslediği zaman; demişti ki; “Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım. Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın) dır. Artık bana Kendi katından bir yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (Kendisi’nden) razı olunan (lardan) kıl” (Meryem, 3–6) (Allah, Hz. Zekeriya’nın duasını kabul etmiş ve onu Hz. Yahya (AS) ile müjdelemiştir.)




Hz. MUSA (AS)
Yarabbi! Ben ve kardeşimi affet. Rahmetine bizi de dâhil et. Çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi Sen’sin. (A’raf Suresi, 151. Ayet)
Sen bizim efendimizsin affet bizi, merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın. (A’raf Suresi, 155)
Bize bu dünyada da âhirette de iyilik nasip et. Biz Sana yöneldik. Sen’in yolunu tuttuk. (A’raf, 156)
Ya Rabbi! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır. Dilimin bağını çöz. (Taha Suresi, 25–27)
Ya Rabbi! Ben kendime yazık ettim. Affet beni. (Kasas Suresi, 16. Ayet)



Ve kale Rabbüküm-üd’uniy estecib leküm. İnnelleziyne yestebirûne an ibadetiy se-yedhulûne cehenneme dâhiriyn. (Mü’min, 60) Manası: Bana ibadet edin de, sizi sevaplandırayım (veya bana dua edin de, size icabet edeyim) bana ibadet (veya dua) etmekten kibirlenenler, yakında hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.



Rabbi e’ûzü bike min hemezât’iş-şeytanî ve e’ûzü bike rabbi en yahdurun ( Mü’min. 97) Manası: Yâ Rabbi! Şeytanların vesvesesinden Sana sığınırım. Ya Rabb! Onların, yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım.



Üd’û Rabbeküm tadarru’an ve huyfe innehu lâ yuhibbü’l-mû’tediyn (A’raf, 55). Manası: Rabbiniz’e, yalvarıp yakararak gizlice dua edin. Muhakkak ki, Allah’u Teâlâ haddi aşanları sevmez.




Allahummeğfir lenê zünübenê zulmenâ ve hezlenê ve ciddenê ve amdenê ve hataenê ve küllü zêlike indenâ Manası: Allah’ım! Günahlarımızı, zulüm ve aşırılıklarımızı, şakamızı, ciddiyetimizi, kasıtlarımızı ve hatalarımızı af buyur. İtiraf ediyorum ki bu kusurların hepsi bende vardır.



SALÂTI TEFRİCİYE (NARİYE) : Allahümme salli selâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâseyyidina muhammedinillezi tenhellü bihil ükadü ve tenfericü bihilkürebü ve tukda bihilhavayicü ve tünalü bihir ragaibi ve hüsnülhavatimi ve yusteskal gamamu bivechihilkerimi ve âlâ alihi ve sahbini fikülli lemhatin ve nefesin biadedi külli malumin leke. Manası: Allah’ım! Onunla müşküller halledilen, sıkıntılar def edilen, hacetler bitirilen, istekler yerine getirilen, güzel ve hayırlı sonuçlar, Hazret-i Muhammed’e olunan kâmil selâtlar ve tam selâmlar olsun. Uğurlu çehresi hürmetine her tarafa bereket yağan Resulü Ekrem Efendimiz (SAV), al ve ashabına her lâhzada ve nefes alışında, sence malûm olanların sayısınca selât ve selâm olsun.




MÜBİN DUÂSI: Süb’hâl-müneffisi an külli medyûn sübhâne’l-müferrici an külli mescûn süb’hâne’lâlimi bi külli meknûn Süb’hâne men ceale hazâinehü beyne’l-kâfi ven’nûn ve izâ kadâ emren fe innemâ yek ûlü lehû kün fe yekûn fe sübhâne’l-lezi bi yedihi melekûtü külli şey’in ve ileyhi terce’ün. Manası: Her borçluyu sıkıntıdan kurtaran, her kederlinin gönlünü sevindiren, her tutukluyu kurtaran, bütün gizli şeyleri bilen, bütün hazinelerini lâhzada açabilecek duruma getiren dilediği şeye “ol” deyince oluveren, her şey yed-i kudretinde bulunan ve en sonunda O’na döneceğimiz Cenâb-ı Hakk’a hamd-ü senâ olsun. Bütün tesbih ve dualarımız O’na mahsustur.




İSTİHARE DUASI: Allâhümme inni estehiruke bi-ilmike ve estakdiruke bi-kudretike ve es’elüke min fedlike’l-azim. Feinneke takdiru velâ akdiru ve ta’lemu velâ a’lemu ve ente allâmul guyûb. Allâhümme in künte ta’lemu enne hâzâl-emre hayrunli fi dini ve meâşi ve âkibeti emri acili emri ve âcilihi fa’kdirhu li ve yessirhu li sümme bârik li fih ve in kunte ta’lemu enne hâzâ’l-emre şerrun li fi dini ve meâşi ve âkibeti emri ve âcilihi fa’srifhu anni va’srifni anhu fadur liye’l-hayra haysu kâne sümme ardini bih. Manası: Ya Rabbi! Senin ilminle hayrı diliyorum. Kudretinde güç talep ediyorum. Senin lûtf-u ihsanını istiyorum. Çünkü Senin gücün yeter, hâlbuki benim gücüm yetmez. Sen her gizli şeyi bilirisin, ben ise bu konuda acizim. Allah’ım Sen, bu işim, dinim, geçimim ve akıbetim şimdim ve geleceğim için hayırlı olduğunu biliyorsun onu bana mukadder kıl ve kolaylaştır. Şayet bu işim dinim, maişetim, akıbetim şimdim ve geleceğim hakkında şerli olduğunu biliyorsan bunu benden, beni de ondan uzaklaştır. Hayır, nerede ise bana onu nasip eyle, sonra beni onunla, memnun et. (Bu duadan kasıt geleceği öğrenmektir. Kişi iki rekât namaz kılar ve duayı okuyup yatarsa, o işin ona hayırlı olup olmadığı, rüyasında veya kalbine manevi bir işaretle bildirilmesi dilenir)




İHTİYAÇ DUASI: Allâhumme ya kâdiye’l-hâcât! Ya dâdia’l- beliyyât! İkdı havâlcenâ ve’dfa’ anhâ’l- âlem. Manası; Ey ihtiyaçları gideren ve belaları def eden Allah’ım! Bizim bütün ihtiyaçlarımızı gider. Bizim ve dünyanın dört bir yanındaki Müslüman kardeşlerimizden bütün belaları da def et Ya Rabbi!



Bir Hadis-i Kûdsi’de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Benim af ve keremim dünyada bir Müslüman’ın günahını setredip de sonra onu rüsvay etmeyecek kadar büyüktür. Kulum Bana istiğfar ettiği müddetçe günahını daima affederim.”



HADİSLERLE DUA
* Dua ibadettir.
* Dua, belayı def eder.
* Dua, ibadetin özüdür.
* Dua, ibadetin efdalidir.
* Kazay-ı ilâhiyeyi ancak dua çevirir.
* Darda kalan kimsenin duasından korkun.
* İnsanlar, dua etmekte acizlik gösterendir.
* Cenâb-ı Hakk, duada fazla ısrar edenleri sever.
* Cenabi Ecelli Alaya duadan daha sevgili biri olmadı.
* Dua, Allah’ı Teâlâ’nın askerlerinden hazır bir kuvvettir.
* İyiliğin her çeşidi ibadetin yarısıdır. Diğer yarısı ise duadır.
* Zikrin efdali “Lailaheillallah” duânın efdali “Elhamdülillah” dır.
* Dua rahmetin, abdest namazın, namaz Cennet’in anahtarıdır.
* Duayı çok yapın. Çünkü dua, gelmesi kesin olan kazayı defeder.
* Allah kulunun tövbesinden sonsuz derecede memnun ve mesrur olur.
* Zat’ı ecelli alasına duada bulunup; istemeyenlere Allah (cc) gazap eder.
* Kim Allah’a dua etmeyi terk eder, bir şey istemezse, Allah ona öfkelenir.
* Şüphesiz oruçlu için iftar vaktinde geri çevrilmeyen bir dua hakkı vardır.
* Yarabbi! Beni benim gözümde küçült, düşmanlarımızın gözünde ise büyüt.
* Ezan ile kamet arasında yapılan dua ret olunmaz. Behemehal kabul olunur.
* Babanın evladı için yaptığı dua hicabı deler, anında Allah Teâlâ’ya vasıl olur.
* Mazlumun duasından sakının, çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.
* İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkındaki hayır duaları reddolunmaz.
* İnsanların en âcizi duadan da aciz olan, insanların en cimrisi selâmı kıskanan kimsedir.
* Bir babanın oğlu için duası, bir peygamberin ümmeti hakkındaki duası gibi makbuldür.
* Kalbiniz rikkate gelip yumuşadığında dua etmeyi fırsat biliniz. Çünkü bu hal rahmettir.
* Mazlumun bedduasından sakınınız. Zira bir kıvılcım sür’atiyle semaya icabete yükselir.
* Allah’û Teâlâ, hayâ ve kerem sahibidir. Kulu, ellerini Zat’ı Ecelli Ala’sından isteyeni sever.
* Kulun Rabbine en yakın olduğu hali, secdede olduğu halidir. O halde orada çokça dua ediniz.
* Müslüman bir kul, din kardeşinin gıyabında dua ederse, melek “Bir misli de senin için olsun” der.
* Dua gelmiş ve gelecek olan bütün musibetleri def eder. Ey Allah’ın kulları! Dua etmeye devam edin.
* Kim duasının kabul olunmasını ve sıkıntısının gitmesini arzu ederse darda kalan kimseye yardım etsin.
* Biriniz acele edip, “Rabbime dua ettim de duam kabul olmadı” demediği sürece, duası kabul olunur.
* Kâmil-i Kur’ân (ilmi ile amil olan hafız)’ın duası makbuldür. O ne için dua ederse duası kabul olunur.
* Dua, Muhammed Aleyhiselem’a ve onun ehli beytine salatu selam getirmedikçe Hakk Teâlâ’ya ulaşmaz.
* Her Peygamber, toplumunun helâki için dua etti. Ben ise, ümmetime şefaat için, duamı âhirete bıraktım.
* Zulme uğrayan facirde olsa Allah’û Teâlâ nezdinde duası makbuldür. Onun facirliği kendi aleyhinedir.
* Büyük zorluklara duçar olduğunuz zaman “Allah bize yeter, O ne güzel vekil”dir zikr-i cemline devam ediniz.
* Günah olan bir şeyi veya akrabalık bağlarını kesmekle ilgili dua etmedikçe, kulun duası daima kabul olunur.
* Hastaları ziyaret ediniz. Onlardan hayır dua talep ediniz. Zira hastanın duası makbul ve günahı affolunmuştur.
* Ümmetimin yapacağı ibadetlerin en sevaplısı (en faziletlisi) ve en üstünü, Kur’ân’ı yüzüne bakarak okumalarıdır.
* Eğer bir kul, Cenâb-ı Hakk’a bir hususta dua eder de icabet olunmazsa onun yerine bir hasene, (sevap) yazılır.
* Sıkıntı ve kederli zamanlarında duasının kabul olmasını isteyen kimse, geniş zamanlarında duayı çokça yapsın.

* Hangi cemaat bir yerde toplanır da onlardan bazısı dua eder, bazısı âmin derse, Allah (cc) onların bu duasını kabul eder.
* Kime bir iyilik yapılır da o kimse iyiliği yapana, “Allah seni hayırla mükâfatlandırsın” derse, övgüde pek cömert davranmış olur.
* Sizden birisi duada bulunduğu vakit evvela Rabbine hamdü sena; Resulü’ne salatû selam getirdikten sonra dilediği kadar dua etsin.
* Kalbinizin merhametle yumuşadığı zamanlarda, dua etme fırsatını kaçırmayın. Çünkü kalp yumuşaklığı Allah’ın rahmetindendir.
* Her Nebi’nin makbul bir duası vardır. O Nebi onunla dua eder. Ben de duamı ahirette ümmetime şefaat olmak üzere gizlemek isterim.
* Sizden biriniz, dua ettiği zaman, istekte azmetsin ve – Allah’ım dilersen bana ver – demesin. Çünkü O’nu zorlayan hiçbir kuvvet yoktur.
* Kabul olunacağını yakinen bilerek Allah’a dua ediniz. Biliniz ki Allah’ı Azimüşşan gaflette bulunan bir kalple edilen duayı kabul etmez.
* Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz. Ki, Allah’tan ihsan istenilecek bir ana tevafuk edip de, bedduanız kabul olunmasın.
* Şu üç kimse vardır ki duası geri çevrilmez; 1-Oruçlunun iftar vakti yaptığı dua, 2-Adil hükümdarın duası, 3- Zulme uğrayan kimsenin yaptığı dua.
* Üç kimse vardır ki, dualarının kabul olunmasında şüphe yoktur. 1-Mazlumun duası, 2-Misafirin duası. 3-Baba ve annenin evlatları için yaptıkları dualardır.
* Duanızın kabul olması için helâl lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul olunur?
* İki kimse vardır ki onların duası ile Allah’û Teâlâ’nın arasında perde yoktur. Onlarda zulme uğrayan mazlumun ve Müslüman’ın Müslüman kardeşinin arkasından yaptığı duadır.
* Her gece, rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve “Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir şey istemişse onu vereyim. Kim bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım“ der.
* Müslüman bir kişinin din kardeşi için arkadan yaptığı duası kabul edilmiştir. Dua edenin başucunda vazifeli bir melek vardır. Din kardeşi için ne zaman hayır dua ederse, vazifeli melek, “Âmin, bir misli de sana olsun” der.
* Yeryüzünde herhangi bir Müslüman Allah-u Teâlâ’ya dua edip, duası da günah veya akrabalık bağını koparmakla ilgili olmadıkça, muhakkak Allah kendisine onu verir yahut o duaya denk bir kötülüğü ondan çevirir. Bu sırada ashabdan bir zat: - Öyle ise çok dua ederiz dedi. Resulü Ekrem (SAV) dedi ki: Allah’ın lutfu (senin isteğinden) daha çoktur. (Ubade b. es-Samit’ten rivayet olunmuştur.)
* Beş kimse vardır, onların duaları Allah’û Teâlâ’nın katında makbuldür: 1-Mazlumun nusrete erene kadar yaptığı dua, 2-Hacının hac farizasını ifa edene kadar yaptığı dua, 3- Gazinin harpten dönene kadar yaptığı dua, 4- Müslüman’ın Müslüman kardeşinin gıyabında yaptığı hayır dua, 5- Hastanın iyi olana kadar yaptığı hayır duadır. Kabul olmak bakımından bunların en süratlisi, Mü’min’in Mü’min kardeşinin gıyabında yaptığı duadır.





Hz. MUHAMMED (sav) HAKKINDA KUR’AN’DAKİ DUALAR
Ya Rabbi! Gireceğim yere dürüst olarak girmemi, çıkacağım yerden de dürüst olarak çıkmamı bana nasip et. (İsra Suresi, 80. Ayet)
Ey rabbim! Şeytanların kışkırtmalarına karşı Sana sığınıyorum. ( Mü’minin Suresi, 97. Ayet)
Rabbim! Benim ilmimi artır. (Taha Suresi, 114. Ayet)




Ashab-ı Kiram, Hz Enes’ten sormuş:
“Rasûlullah (SAV) çokça duâ ettikleri zaman nasıl duâ ederdi?.”
Hz. Enes (RA) şöyle cevap vermiş:
Rasûlullah (SAV) çokça dua ettiklerinde: ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver. Âhirette de iyilik ver. Ve bizi cehennem ateşinden koru..’ diye duâ ederdi” demiştir. (Bu dua, bir insanın ihtiyacı olan faziletleri içinde toplamıştır.)



Peygamber Efendimiz (SAV) Muâz (RA)’a hitaben:
“Ya Muâz! Vallahi seni seviyorum ve sevdiğim için de sana vasiyet ediyorum. Her namaz arkasında de ki: Allâhümme eınni ala zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdik: Manası: Allah’ım, Seni zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzel bir şekilde ibadet edebilmek hususunda bana yardım et...” duasını oku. Katiyen bu duayı bırakma” buyurmuştur.





Ebu Hureyre (RA) anlatıyor:
Resûlullah (SAV) şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Bütün işlerimin başı olan dinim konusunda hataya düşmekten beni koru! Yaşadığım şu dünyadaki işlerimin yolunda gitmesini sağla! Dönüp varacağım ahiretimi kazanmama yardım et! Hayatım boyunca daha çok hayır yapmama imkân ver! Her türlü kötülükten kurtulmamı sağlayacak bir ölüm nasip eyle!



Peygamber Efendimizin bir duası.
Aleyhi ekmelût-te-hayâ: sabah akşam tekrar ettiği dualardan biridir. Manası: Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliğiyle beraber başkalarına muhtaç olmayacak kadar rızık istiyorum... derdi.



Peygamber efendimiz, (Ya Muaz, şu duayı okursan, dağ gibi borcun olsa da, Allah ödetmeyi nasip eder) buyurdu. Al-i İmran suresinin 26. ayeti okunduktan (De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır, senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” ) sonra, şu dua okunur:
* Ya Rahmâneddünyâ vel âhireti ve rahimehümâ tu’ti minhümâ mâ teşâü ve temne’u mâ teşâü ferhamni rahmeten tugni bihâ an rahmeti men sivâke. Allahümmekdi anni deyni. (Hâkim)



Hz. Ali (RA) rivayet ediyor. Resulullah (AS) bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu. “Ey insanların Rabbi, acıyı gider. Şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz. (Tirmizi, Davut 122, 3560)



Bir gece, Âişe validemiz uyandı, ama Peygamber Aleyhisselam’ı yanında göremedi. Aklına ilk gelen şey, O’nun öteki hanımlarından birinin yanına gitmiş olabileceği idi.
El yordamıyla etrafı yokladığında, eli Peygamber Aleyhisselam’ın ayağına değdi. O zaman, kendisinin orada namaz kılmakta olduğunu anladı. Resûlullah, dua etmekteydi, üstelik hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Hazret-i Âişe, onun duâsına kulak verdiğinde şöyle dediğini işitti:
“ Allah’ım; Sen’in gazabından, Sen’in rızana sığınırım; azabından affına sığınırım. Allah’ım! Başka değil, Sen’den yine Sana sığınırım. Zatını sena etmekten aciz olduğumu itiraf ederim. Sen’in komşuluğun, yakınlığın azizliktir. Sen’in sena ve övülmen, yücedir. Sen’in ordun mağlup edilemez. Sen vaat ettiğin şeyden, vaadinden dönmezsin. Sen’den başka ilâh, Sen’den başka mabud da yoktur...”

Abdullah bin Abdülaziz’e duaların kabul olması ile ilgili olarak sorduklarında Peygamber Efendimiz (SAV)’in şu hadisini naklederdi: “Allah’û Teâlâ’ya yalvarıp dua etmeden önce ma’rufu (iyiliği) emredip, münkerden nehyediniz. Günahınıza pişman olup, Allah’û Teâlâ’dan af ve mağfiret dilemeden önce, elbette Allah’û Teâlâ sizin dualarınızı kabul etmeyecek. Yahudi âlimler ve Hıristiyan din adamları emr-i ma’rûf ve nehy-i an-il-münkeri terk ettikleri için, Allah’û Teâlâ onları, kendi peygamberlerinin lisanı üzere lânetleyip, umumi bir belâ vermiştir...”


DUA’DA EDEP
Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurmaktadır:
“ Ey insanlar, kendinize gelin! Siz ortada olmayan birine, bir sağıra yalvarmıyorsunuz. O duâ ettiğiniz, sizinle beraberdir. O her şeyi çok iyi duyan bir yüce kuvvettir. O size çok yakındır.



DUA’NIN ÖNEMİ:
Dua, vesile-i rahmettir. İnsanı maddi ve manevî sıkıntılardan kurtarır. Yunus’ (A.S)’u balığın karnından en sıkışık ve sıkıntılı olduğu bir durumdan kurtarmaya vesile olan duâsını ruhumuzun sıkıldığı, içinden çıkamadığımız sıkıntılara düştüğümüz anlarda biz de tekrar edelim ve Allah’ın kudret ve rahmetini celb edelim: “Lâ ilâhe illa ente sübhaneke inni küntü minez’zalimin..”





Bütün Peygamber ve nebilerin tek silahı olan dua, günümüz insanı için de aynı görevi görmektedir. Ve kıyamete kadar da görecektir. Peygamber Efendimiz (SAV) buyurmaktadır ki: “Dua Mü’min’in silahıdır...” Yine sevgili Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurmaktadır: “İki dua reddolunmaz yahut nadir olarak reddolunur: (Biri) Ezan okunurken yapılan dua, diğeri de savaş şiddetlendiği zaman harp esnasında süngü süngüye yapılan duadır.”





Resûlullah şöyle dua ederdi:
* Allah’ım! Dinimi doğru eyle, zira o benim işlerimin ismetidir. Dünyamı doğru eyle, zira hayatım onda geçmektedir. Âhiretimi de doğru kıl, dönüşüm orayadır. Hayatımı hayırların arttırılmasına vesile eyle. Ölümü kötülüklerden kurtarıp rahata erme vasıtası eyle.





Borçtan kurtulmak için şu duayı okumalı: Allahümme ekfini bihelâlike an haramike ve agninî bi fadlike ammen sivâke Manası: Ya Rabbi, helâlle yetinip, haramdan sakınan ve beni fazlınla senden başkasına muhtaç olmaktan müstağni eyle. (M. Rabbani)





DUA’DA HEDEF

Kulun kendi durumunu Allah’a arz etmesi (sunması) duada asıl hedeftir. Bu, kul ile Allah arasındaki ilişkidir. Bu ilişkide kul, kendini yaratan ve rızık veren Rabbi’ne halini arz eder, acizliğini, güçsüzlüğünü dile getirir, hatalarını eksiklerini iletir; bunun karşısında O yüce Makam’dan yardım, bağış, af ve merhamet, güç ve destek ister. Bu durum, kulun Allah’a bir bağlılığı ve teslimiyetidir. Mü’min, dua etmeden önce duaya hazırlanır. Yani önce fiili duada bulunur (şöyle de denilebilir, vücut duası). İbadetini noksansız yapmaya çalışır. Varacağı hedef için gerekli çalışmaları yapar, yasaklanandan kaçar. Bundan sonra da amelinin kabulü için dua eder. Gücünü aşan konularda Allah’tan yardım ister. Hatasının affı için Allah’a sığınır.











DUA HAKKINDA DÜŞÜNÜRÜN DÜŞÜNDÜKLERİ ve DUALARI


Hz. EBUBEKİR (RA) der ki:
* Ey Allah’ım! Bana iman, yakîn, sağlık, afiyet ve iyi bir niyet ver. Kenz, I/303 (İbn Ebi Dünya, Ebu Yezid el-Medainî’den).
* Allah’ım! İşimin sonunda hayır olan nesneyi senden istiyorum. Yarab! Hayırdan bana vereceğin, rızan ve minnet, cennetlerinde yüce mertebeler olsun.” İmam Ahmed, Zühd, (Hasan’dan)
* Ey Allah’ım! Ömrümün hayırlısı ömrünün sonu, amelimin hayırlısı, sonraki amellerim ve günlerimin hayırlısı, sana kavuşacağım gün olsun.” Kenz, I/303 (Said b. Mansur, Muaviye b. Kurre’den).
* Allah’ım! Senden her şeydeki nimetlerinin tamamını ve Senin rızanı kazanıncaya kadar ve kazandıktan sonra da, verdiğin nimetlerden dolayı şükretmek isterim. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/130
* Allah’ım! Her şeyde nimetin tamamını senden istiyorum. Razı olacağın ve razı olduktan sonra da bunlara karşılık sana şükretmeyi senden istiyorum. Ey kerim! İçinde hayır olan her şeyin zorunu değil, kolayını senden isterim.” İbn Ebî Dünya (Abdulaziz b. Selem el-Mâcişûn’dan).
* Ebubekir Sıddık (ra) Hazretleri, Serveri Kâinat Efendimize:
— Ya Rasulullah! Hafi zikre devam ettikçe, bende acayip garip haller oldu. Nereye baksam sizi görüyorum. Hacete gitmeye dahi utanıyorum. Zevcemle münasebete bile hayâ ediyorum. Bundan dolayı çok mahcubum. Bunda bir hata var mı?” diye sordu.
Peygamber (sav) Hazretleri:
— Hayır, Ya Ebubekir! “Fenafir-Resül” makamına gelmişsin” dedi.
Ebubekir Sıddık Hazretlerinin yapmış olduğu esmaları değiştirdi ve Hazreti Ebubekir Fenafillâh makamına geldi. O makama ulaştığında;
— Ya Rabbi! Ne olur benim bedenimi öyle büyüt ki; “La İlahe İllallah Muhammedin Resulullah” diyen hiçbir mü'min cehenneme girmesin” diye dua etti.






Hz. Ö M E R (RA) DUALARI:
* Allah’ım! Emrin üzerinde bizi sabit kıl ve bizi muhafaza buyur.
* Allah’ım! Bana afiyet ver, beni affeyle. Kenz, I/303 (İmam Ahmed, Zühd, Ebû Âliye’den)
* Allah’ım! Gizlediklerimi açığa vurduklarımdan daha hayırlı eyle. Açığa vurmadıklarımı da güzel eyle. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları:
* Yaptığın dua yerle gök arasında durur, Peygamberine salâvat getirmedikçe hiçbir duan Allah katına yükselmez. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları:
* Resulullah’a salâvat getirilinceye kadar tüm duaların önüne gök kapısında perde sarkıtılır. Salâvat gelince dua yükselir. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları:
* Allah’ım! Amelimi salih kıl. Yalnızca senin için kıl ve amelimde başkası için hisse bırakma. İmam Ahmed, Zühd (Hasan’dan)
Allah’ım! Gaflet içinde olduğum halde beni öldürmenden, beni gaflet içinde bırakmandan ve gafillerden kılmandan Sana sığınırım. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları:
* Allah’ım! Beni gafil bir şekilde yakalamandan, gaflet içerisinde bırakmandan ve gafillerden kılmandan sana sığınıyorum. İbn Ebi Şeybe ve Ebu Nuaym
* Yarabbi! Beni ebrarlarla beraber öldür. Beni şerlilerin içerisine koyma. Ateşin azabından beni koru Hayırlı insanlara beni ilhak eyle. İbn Sa’d ve Buhari (Amr b Meymun’dan)
* Hz Ömer, herhangi bir ölünün üzerine toprak attıktan sonra: “Yarab! Aile efradını, malını ve aşiretini sana teslim etti. Günahı büyüktür. Onu affet.” derdi. Kenz, VIII/119 (Beyhaki, Kesir b Müdrik’den)
* Hattab’ın oğlu Ömer’i gördüm, kıtlık zamanında Rasûlullah’ın mescidinde gece yarısı namaz kılıyor ve “Yarab! Bizi kıtlıkla helak etme. Bizden belayı kaldır” diyor ve bu kelimeleri tekrarlıyordu. İbn Sa’d, III/319 (Said b Zeyd, babasından)
* Hz Ömer’in kıtlık senesinde bir izarı vardı. İzarın üstünde onaltı yama bulunuyordu. Abası da beş buçuk karıştı. Şöyle dua ediyordu: Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’i benim günahım yüzünden helak etme! İbn Sa’d, III/320
* Hz Ömer şöyle dua ederdi: Yarab! Beni bir rekat namaz kılmış veya bir kere secde etmiş bir kimsenin eliyle öldürtme ki, kıyamet gününde o bir rekat namazla ve tek secde ile benimle tartışmasın. Müntehab, IV/413 (Buhari, İmam Mâlik, İbn Rahuye ve Ebu Nuaym, Zeyd b Eslem’den, o da babasından)
* Hz Ömer Kâbe’yi tavaf ederken şöyle diyordu: Ey Allah’ım! Eğer beni saadette yazmışsan orada beni sabit kıl. Eğer beni şekavette yazmışsan, beni sil ve beni saidler listesine yaz. Çünkü Sen dilediğini siler, dilediğini yerinde bırakırsın. Ümmü’l-Kitap senin katındadır. Kenz, I/304 (Le’lekâî, Ebu Osman en-Nehdî’den)
* Hz Ömer, halife seçildiğinde minberin üzerine çıkıp Allah’a hamdu senâlar ettikten sonra, “Ey insanlar! Ben bir dua edeceğim, siz de amin deyin” dedi ve şöyle dua etti: “Allah’ım! Benim mizacım serttir, beni yumuşat. Ben cimriyim, beni cömert kil. Ben zayıfım, bana güç ver.” Ebu Nuaym, Hilye, I/53 (Esved b Hilâl el-Muharibî’den)
* Hz Ömer, küçük taşlardan bir yığın yaptı. Elbisesinin bir kısmını onun üzerine attıktan sonra, orada sırtüstü uzandı ve ellerini göklere kaldırarak: “Yarab! Yaşım ilerledi, kuvvetim zayıfladı, yardımcılarım yeryüzüne yayıldı. Sana karşı bir kusur işlememiş ve kulluğumu ihmal etmemişken beni huzuruna al” diyerek dua etti. Ebu Nuaym, Hilye, I/54 (Said b Müseyyeb’den)
* Allah’ım! Şu kulun dünyadan ayrılmış, dünyayı geride kalanlara bırakmıştır. Sen ona muhtaç olmadığın halde, o sana muhtaçtır. Dünyadayken “Allah’tan başka ilah yoktur Muhammed, Allah’ın kulu ve Rasûlüdür” diye şahadet ederdi. “Allah’ım! Onu affet. Onun kusurlarından vazgeç ve onu peygamberine kavuştur” diye dua ederdi. Ebu Yâ’lâ (Said b Müseyyeb’den) Kenz, VIII/113
* Hz Ömer; “Yarab! Benim zulüm ve küfrümü affet” diye dua etti.
Arkadaşlarından birisi.
“Ey mü’minlerin emiri! Zülüm tamamdır, fakat buradaki küfür ne demektir?” diye sordu.
Hz Ömer; “İnsan, zülüm ve nankörlük yapar” dedi. İbn Ebi Hatim (Hz Ömer’den)
* “Allah’ım! Bana yolunda şehitlik mertebesi ver ve bana Peygamber’inin şehrinde ölmeyi nasip et” diye dua ettiğini işittim.
“Peygamber beldesinde olursan nerde şehid olacaksın?” dedim bana.
“Allah, dilediğini her yerde yapar” dedi. İbn Sa’d ve Ebu Nuaym (Hz Hafsa’dan)




Hz. OSMAN (RA) der ki:
* Abdullah bin Selam, Hz. Osman`ın şehid edildiği esnada yanında bulunanlara:
`Hz. Osman, son olarak o esnada ne dedi?` diye sordu. Dediler ki:
Hz. Osman; `Ya Rabbi Ümmet-i Muhammed arasındaki tefrikayı kaldır ve kendilerini birleştir` diye üç kere dua etti.
Abdullah bin Selam diyor ki: `Hz. Osman o şekilde dua etmeseydi, kıyamete kadar Müslümanlar bir araya gelemezdi.`






Hz. A L İ (RA) ‘der ki:
* Resulullah (SAV)’a salâvat getirilmeden yapılan dua, örtülü kalır.
* Dua, mü’min’in silahıdır ve dinin direğidir. Göklerin ve yerin nurudur.
* Allah’ım! Günahlarım sana zarar vermez. Bana merhamet etsen Sende bir eksiklik meydana gelmez.. Kenz, I/305 (Dineverî, Süfyan-ı Sevrî’den).
* Kader çizgisi belirince tedbirler hükümsüz kalır. Kaza gelince sakınma anlamsız olur. Sadaka ve dua ise ortaya çıkan kaza ve belanın yolunu şaşırtır.
* Belanın meşakkatinden, şekavetin varlığından, düşmanların sevinmesinden sana sığınıyorum. Hapisten, kayda vurulmaktan, kamçılanmaktan sana sığınıyorum” diye dua ederdi. Kenz, I/304 (Yusuf el-Gadi’den).
* Hz. Ali, hilali gördüğünde “Yarab! Senden bu ayda; hayır, fetih, yardım, bereket, bol rızık, aydınlık, temizlik ve hidayet dilerim. Bu ayın şerrinden, bu ayda olacak şeylerin şerrinden ve bu aydan sonra olacak şeylerin şerrinden sana sığınıyorum” diye dua ederdi. Kenz, IV/326 (İbn Neccar’dan).
* Hz. Ali’nin arkasında, Ali b. Muknif’in cenaze namazını kıldım. Dört tekbir getirdi, selam verdi. Sonra onu kabrine koyarak; “Yarab! Bu senin kulundur ve iki kulunun da evladıdır. Sana misafir gelmiştir. Sen de en güzel, en hayırlı konuk sahibisin. Onun kabrini genişlet, günahını affet. Çünkü biz onu iyi olarak biliyoruz. Sen daha iyisini biliyorsun. Çünkü o senden başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şahidlik ederdi” diye dua etti. Kenz, VIII/119 (Beyhaki, Ömer b. Said en-Neâi’den).
* Hz. Ali (RA) methedildiğinde şöyle dua ederdi: Allah’ım! Bunların bilmedikleri kusurlarımı bağışla. Bunların sözleri ile beni muaheze etme. Beni onların sandığından hayırlı kıl.
* Ey Allah’ın kulları! Vallahi ölümden kurtuluş yoktur, ona karşı koysanız sizi yener, ondan kaçsanız sizi yakalar. O halde kurtuluş için elinizi çabuk tutunuz, sizi yakalamak için arakanızdan koşturan biri var; Mezarın baskısından, karanlığından, ıssızlığından çekinin.
İyi dinleyiniz! Mezar ya cehennem çukurlarından bir çukurdur ya da cennet bahçelerinden bir bahçedir. Haberiniz olsun! O, her gün üç kez şöyle seslenir: “Ben karanlık eviyim, ben böcek yuvasıyım, ben yalnızlık eviyim”
İyi dinleyiniz! Kabrin ötesinde ondan daha korkunç bir şey var: Ateş! Ateşin harareti müthiş, dibi derin, takıları demir, bekçisi Malik (adlı Melek)’dir. Orada Allah’ın rahmeti yoktur. Bunların ötesinde de genişliği göklerle yer kadar olan ve muttakiler için hazırlanmış bulunan cennet vardır. Allah, bizi ve sizleri muttakilerden (Allah’tan hakkıyla korkanlardan) eylesin. Bizleri ve sizleri elem veren azaptan korusun.
Bu kabrin ötesinde öyle bir gün vardır ki o günde çocuk, ihtiyar, büyüklerin akılları başlarından gider, her gebe yavrusunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün, hâlbuki sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı pek yamandır.
Hz. Ali bu konuşmayı yapınca kendisi ve çevresindeki Müslümanlar ağladılar. Hayâtü’s-Sahabe/ M. Yusuf KÂNDEHLEVİ
* Hz. Ali (RA) şöyle dua ederdi:
Ey ihsanı bol Allah'ım! Sana hamdederim.
Ey yegâne Ma'bud! Senin önünde eğilirim. Yücesin, kullarından dilediğine sonsuz nimetler verirsin. Dilediğini hüsrana duçar edersin. Ey Yaradanım! Sana sığınırım. Varlık ve darlık zamanında Sana münâcat ederim, her an sana yalvarırım. Gerçi günahlarım çok, fakat Senin afvın ondan daha büyüktür, ümitsizliğe sebep yok. Eğer Sen de beni kapından kovarsan kime sığınırım, kimden medet beklerim, bana başka kim şefaatçi olur?
Yâ Rab! Hâlimi görüyorsun, yoksulluğumu biliyorsun. Gizli niyazımı duyuyorsun. Beni Sen'den ümit kesenlere katma, kusuruma bakma, daha fazla bekletme, ümitsizliğe atma. Rahmetine güvenim tamdır. Gönlümdeki aşk ateşini yandır, beni muhabbetine kandır, sevgini eksik etme. Senin azametin Önünde boyun eğdim, dize geldim, secdeye kapandım, beni gufranına boğ, azabından esirge.
Allah’ım! Dünyâdan sıyrılıp huzuruna gelirken beni, Kelime-i Tevhid'den ayırma. Senin nârın da hoş, nurun da hoştur. Senin rahmetinden ümit kesmek ne boştur. Mal ve oğulların fayda vermediği o korkunç günde senin afvına nail olmak isterim, bana affın yeter, lûtfunu göster. Sen bana yol gösterirsen hiçbir vakit yolumu şaşırmam. Sen yol göstermezsen, dalâlette kalırım. Eğer Senin affın yalnız iyilere mahsus ise ya kötülerin bağışlayıcısı kim olacak? Herkesin İlah'ı sen’sin. Ben ümmetin en müttakîsî olamadımsa, şeriri de sayılmam. Senin afvına sarılıyorum, itiraf ederim, günahım büyük, fakat Senin affın ondan daha büyüktür. Senin lûtfunu hatırlayınca kalbime teselli doluyor. Günahlarımı düşündükçe gözlerimden yaş dökülüyor. Sen, şanına lâyık olanı yap, beni affet! Beni, senin fazlu lûtfundan başka bir yere başvurmayacak bir tıynette yarattın. Ne umarsam Sen’den umarım. En büyük endişem şudur: Beni Sen de kapından kovarsan, eli boş çevirirsen hâlim nice olur?
Allah'ım, görüyorsun gafiller uykuda, ben ise gece karanlığında el açıp Sana niyaz ediyorum. Dualarım Sana yükselsin, niyazlarım makbul olsun. Herkes ne beklerse ancak Senin lûtfundan bekler. Her biri Cennete girmek ister, Sen bana Cennette didarını göster, bu bana yeter. Ey insanlara doğru yolu göstermek için Peygamber gönderen Allah! Resul-i Hâşimi hürmetine, Seni tesbih eden, takdis eyleyen hayırlı ümmet aşkına, bizi imandan, Kur'an'dan, İslam'dan ayırma. Müslüman olarak haşret. Resulünden şefaat umarım. Beni ondan mahrum etme. Senden afv-u mağfiret dilerim. Beni boş çevirme Allah’ım...
Allah’ım! Sadece tertemiz bir kalple huzuruna çıkanlardan eyle. Mal ve evlatların hiçbir yararı olmadığı günde senden aman diliyorum. Zalimin -hasretle- ellerini ısıracağı ve “keşke ben Resulullah’a -itaat- yolunu tutsaydım” diyeceği günde senden aman diliyorum. Günahkârların yüzlerinden tanınacağı, saçları ve ayaklarından tutulacağı günde senden aman diliyorum.
Babanın oğul yerine ve evladın da baba yerine cezalandırılmayacağı günde senden aman diliyorum. Ve doğrusu Allah’ın vaadi haktır. Zalimlere mazeretlerinin bir fayda sağlamayacağı, onların Allah’ın rahmetinden uzak ve kötü bir menzilde olacağı günde senden aman diliyorum.
Hiç kimsenin kimse üzerinde güç sahibi olamayacağı ve yetkinin yalnız Allah’a has olacağı günde, Senden aman diliyorum. İnsanın kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve evlatlarından kaçacağı ve herkesi meşgul edecek bir işle uğraşacağı günde senden aman diliyorum.
Suçlu o günün azabından -kurtulmak için- eşini ve kardeşini, kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini vermek ister. Hayır, -hiçbir zaman bu imkanı bulamayacak- O -Cehennem ateşi-, alevlenen bir ateştir. Derileri kavurur, soyar. Bu günde senden aman diliyorum.

* Mevlam! Sen dirisin, ben ise ölü; ölüye diriden başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen azizsin, ben ise zelil; zelile azizsen başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen bakisin, ben ise fâni; faniye bakiden başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen güçlüsün, ben ise zayıf; zayıfa güçlüden başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen ebedisin, ben ise geçici; geçiciye ebediden başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen galipsin, ben ise mağlup; mağluba galipten başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen yücesin, ben ise hakir, hakire yüce olandan başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen büyüksün, ben ise küçük; küçüğe büyükten başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen cömertsin, ben ise cimri; cimriye cömertten başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen zenginsin, ben ise yoksul; yoksula zenginden başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen eğitensin, ben ise eğitilen; eğitilene eğitenden başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen Mevla’sın ben ise bir kulum; kula Mevla’dan başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen yaratansın, ben ise yaratılan; yaratılana yaratandan başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen hidayet edensin, ben ise sapan; sapana hidayet edenden başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen kılavuzsun, ben ise yolunu şaşırmış; yolunu şaşırmışa kılavuzdan başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen bağışta bulunansın, ben ise sail; saile bağıştan bulunandan başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen rızıklandıransın, ben ise rızıklanan; rızıklanana rızıklandırandan başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen bağışlayansın, ben ise günahkâr; günahkâra bağışlayandan başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen yücesin, ben ise alçak ve düşük; düşük birisine yüce olandan başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen güç sahibisin, ben ise imtihan edilen; imtihan edilene güç sahibinden başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen afiyet verensin, ben ise -derde- tutulan; derde tutulana afiyet verenden başka kim merhamet eder?
Mevlam! Sen -varlığımın- sahibisin, ben ise sahip olunan; sahip olunana sahip olandan başka kim merhamet eder?
Mevlam! Rahmetinin hakkı için bana merhamet eyle. Bağışının, lütfünün ve fazlının saygınlığı için benden razı ol.
Mevlam! Sen rahmansın, ben ise merhamet edilecek olan; merhamet edilecek olana rahmandan başka kim merhamet eder?
Merhametlilerin en merhametlisi! Ey bağış, ihsan, fazl ve nimet sahibi! Rahmetinin hakkı için duamı kabul buyur.








Hz. F A T I M A (R. ANHU) şöyle dua eder:
* Allah’ım günahlarımı bağışla ve kazancımı pak (helal) yap.
* Benden alıkoyduğun herhangi bir şeye nefsimi meylettirme.
* Ahlakımda bana genişlik ver. Bana takdir buyurduğun şeylerde bana kanaat ver.







AMR BİN ZERR (Künyesi Ebû Zerr) şöyle dua eder:
“Allah’ım, katında sabredenlere vereceğin sevaplara bizi kavuşturacak hayırlar bağışla. Bize şükredenlerin makamına ulaştıracak şükür nasip eyle. Bizi günahlardan temizleyecek tevbe nasip et ki; sana yönelenlerin makamına yükselelim. Bütün nimetlerin ve hayırların sahibi sensin. Her türlü sıkıntı, keder ve musibet anında başvurulan sensin. Senin takdirinden hoşumuza gitmeyecek şeylere karşı razı olarak sabretmeyi nasip et. Razı olarak sana itaat edelim. Bize verdiğin nimetler karşısında nimetini artırmanı isteyen ve sana boyun eğen kullar olmamızı sağlayacak şükür nasip et.
“ Rabbim, Senin katında bizim için imandan daha faydalı olacak şey yoktur. Sen bize imanı nasip ettin. Bizi imandan mahrum etme. Ta ki kesin bir iman ile cezandan korkarak, belâlarına sabrederek, rahmetini umarak sana kavuşalım.








ABDURRAHMAN BİN AVF (RA) Şöyle dua ederdi:
* Kâbe’yi ziyaret ederken bir kişiyi gördüm. Şöyle dua ediyordu:
“ Yarabbi! Beni nefsimin cimriliğinden koru!” Bundan başka bir şey de söylemiyordu. Ona;
“ Niçin başka bir şey söylemiyorsun, sadece bunu söylüyorsun?” dediğimde;
“ Ben nefsimin cimriliğinden korunduğum zaman, artık hırsızlık yapmam, zina yapmam ve artık herhangi bir kötülük de işlemem” dedi. Baktım ki, o kişi Abdurrahman b. Avf’tır. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/133–135.







MUAZ BİN C E B E L (RA) Şöyle dua ederdi:
* Allah seni, insanların ve cinlerin şerrinden korusun.
* Muaz b. Cebel geceleyin teheccüd namazına kalktığında;
“ Rabbim! Gözler uyudu, yıldızlar battı. Sen dirisin ve bütün kâinatı idare edensin. Allah’ım! Cenneti arayışım ağır, ateşten kaçışım zayıftır. Allah’ım! Katından bana bir vaâdde bulun ki, kıyamet günü va’dine dayanayım. Kesinlikle sen va’dine muhalefet etmezsin” diye dua ederdi. Heysemi, X/185 (Ebu Nuaym, Sevr b. Yezid’den).







ABDULLAH BİN MES’UD (RA) Şöyle dua ederdi
* Yarab! İman, yakin, fehm ve ilmimi artır. Heysemi, X/185 (Taberani, Abdullah b. Akim’den).
* Eğer beni şekavet ehlinden yazmış isen, merhametinle benim ismimi oradan sil, beni saadet ehlinin arasına yaz. Taberani (Ebu Kılabe’den).
* Abdullah b. Mes’ud çarşıya gittiğinde
“Ey Allah’ım! Bu çarşının hayrından ve ehlinin hayrından senden istiyorum. Çarşının ve ehlinin şerrinden sana sığınıyorum” derdi. Heysemi, X/129 (Taberani, Süleym b. Hanzale’den).
* Babam Abdullah b. Mes’ud’a Hz. Peygamber sana “İste! Allah verecektir, dediği gece hangi duayı okudun?“ diye sordular. Babam, benim okuduğum dua şuydu: “Yarabbi! Geri dönmeyen bir iman, bitmeyen bir nimet ve huld cennetinin en yüksek derecelerinde Peygamberine arkadaş olmayı istiyorum.” Kenz, I/307 (İbn Ebi Şeybe, Abdullah b. Mes’ud’un oğlu Ebu Ubeyde’den).
* Bir gece namaz kılıyordum. Hz. Peygamber ve Ömer yanımdan geçti. Hz. Peygamber bana “İste! Allah sana verecektir” dedi. Ben sonra Abdullah b. Mes’ud’un yanına gittim, Abdullah bana “Benim bir duam vardır, onunla dua edersen Allah isteklerini verir” diyerek “Yarab! Senden sarsılmayan bir iman...” diye başlayan yukarıdaki duayı okudu, diye kaydedilmiştir. Diğer bir rivâyette “Kesilmeyen bir gözün aydınlığını istiyorum” ziyadesi de vardır. Ebu Nuaym, Hilye, I/127 (Ebu Ubeyde, babası İbn Mes’ud’dan).
* Hz. Ebubekir, Abdullah b. Mes’ud’un yanına gelerek; “Senin demin yaptığın dua nedir? Bana tekrarlar mısın” diye sordu. Ben Allah’a hamd ve sena ettikten sonra; “Senden başka ilah yok. Vaadin haktir. Seninle karşılaşmak haktır. Cennet haktır. Cehennem haktır. Senin Peygamberlerin haktır. Kitabın haktır. Nebiler haktır, Hz. Muhammed haktır...”demiştim dedi. Ebu Nuaym, Hilye, I/128 (Avn b. Abdullah’dan).
* Abdullah b. Mes’ud çok zaman şöyle dua ederdi: “Ey rabbimiz! Aramızı ıslah eyle, bizi İslâm’ın yollarına hidayet eyle. Bizi zulmetten nura çıkar. Açık ve gizli bütün kötülükleri bizden uzaklaştır. Gözlerimizi, kulaklarımızı, kalplerimizi, işlerimizi ve çoluk çocuğumuzu bize mübarek kıl. Tevbemizi kabul et. Kesinlikle sen çokça tevbe kabul edensin ve Rahimsin. Bizi nimetine razı olarak nimetini övüp sana zikredenlerden eyle ve nimetini bizim üzerimize tamamlat.” Buhari, Edeb, s. 93. (Şakik’den).
* Ey Allah’ım! Herkesi kapsayıcı ve vermiş olduğun nimetinle Senden istiyorum. Beni belalandırdığın belanın hürmetiyle Senden istiyorum. Bana vermiş olduğun faziletin hürmetiyle Senden istiyorum. Beni cennetine koy. Allah’ım! Beni cennete fazlını, minnetin ve kereminle koy. Heysemi, X/185 (Taberani, Ebü’l-Ahvas’dan).
* İbn Mes’ud bir köye girmek istediğinde;
“Allah’ım! Ey göklerin Rabbi! Göklerin gölgelendirdiği nesnelerin Rabbi! Şeytanların ve şeytanların saptırdığı kimselerin Rabbi! Bu köyün hayırlısını ve oradaki nesnelerin hayırlısını senden istiyorum. O köyün şerrinden ve orada bulunanların şerrinden sana sığınıyorum” diye dua ederdi. Heysemi, X/135 (Taberani, Katade’den). Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/133-135.
* Bir gün sabah namazını kıldıktan sonra mescidden dönerken İbn Mes’ud’a uğramak için kapısına geldik, içeri girmek için izin istedik. Bize izin verildiği halde, yataklar daha kalkmamış olabilir diye biraz bekledik. İbn Mes’ud tesbih ederek dışarı çıktı ve
“Bizim gaflet içinde olduğumuzu mu sanıyorsunuz?” dedi. İçeriye girdikten sonra;
“Ey cariye, güneş doğdu mu bir bak” dedi. Cariye,
“Hayır, doğmadı” dedi. İbn Mes’ud biraz sonra tekrar sordu. Cariye yine hayır dedi. Üçüncü kez sorduğunda, cariye güneşin doğduğunu söyledi. Bunun üzerine İbn Mes’ud;
“Bize bugünü veren ve ondaki ayak kaymalarını bağışlayan bizi ateşle azaplandırmayan Allah’a hamd ve senalar olsun” dedi. Heysemi, X/118 (Taberani, Ebu Vail’den).







BİLAL-İ HABEŞİ (RA) Şöyle dua ederdi:
* Bilal yatağına girdiğinde “Ey Allah’ım! Günahlarımdan vazgeç. Beni eksiklerimde özürlü say” derdi. Heysemi, X/125 (Taberani, Bilâl’in eşi Hind’den).
* Benim evim mescidin etrafındaki en yüksek evdi. Bundan dolayı Bilal evimin üzerinde sabah namazı için ezan okuyordu. Seher zamanı geliyor, evin üzerine oturup fecri bekliyordu. Fecri gördüğünde;
“Ey Allah’ım! Sana hamdediyorum, senin dinine saldıran Kureyşlilere karşı senden yardım istiyorum” der ve ezanı okurdu. Allah’a yemin ederim ki, hiç bir gün bu duayı terk ettiğini bilmiyorum. Bidaye, III/233 (İbn İshak, Urve yoluyla). Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/135.






ZEYD BİN SABİT (RA) Şöyle dua ederdi:
* Zeyd b. Sabit yatağa girdiğinde; “Ey Allah’ım! Senden ailem ile kölelerimi besleyebilecek kadar zenginlik istiyorum. Herhangi bir akrabamın akrabalık hakkını eda edemediğim için bana beddua etmesinden sana sığınıyorum” derdi. Heysemi, X/125 (Taberani’den).





SA’D BİN UBADE (ra) Şöyle dua ederdi:
* Allah’ım! Sana hamdetmeyi bana nasip et ve bana şeref ihsan et. Şeref ancak çalışmakla olur. Çalışmak da mal ile olur. Ey Allah’ım! Az mal beni ıslah etmez ve az mal ile gereği gibi çalışamam. İbn Sa’d, III/614 (Urve’den). Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/135-136.





EBU DERDA (RA) Şöyle dua ederdi:
* Yarab! Beni kötü bir amelle deneme ki, kötü bir kişi olarak tanınmayayım. Ebu Nuaym (Lokman b. Amir’den).
* Yarab! Canımı ebrarlar arasında al. Beni şerliler arasında bırakma.” Ebu Nuaym, Hilye, I/220 (İsmail b. Ubeydullah’dan).
* Allah’ım! Kardeşim Abdullah b. Revaha’ya benim amelimden onu utandıracak bir şeyi arz etmemden sana sığınıyorum. Kenz, I/306 (Hâkim’den). Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/136–137.
* Bir ihtiyarin yüksek sesle “Allah’ım! İçine herhangi bir şeyin katılmadığı şerden sana sığınıyorum” diye dua ettiğini duydum. “Bu ihtiyar kimdir?” dedim. “Bu, Ebu Derdâ’dır” dediler. Buhari, Edeb, 99 (Temame b. Hazen’den).
* Allah’ım! Kalbin paramparça olmasından sana sığınıyorum. Ebu Derdâ’ya “kalbin paramparça olmasından” maksadın ne olduğu sorulduğunda.
“Kişinin her vadide bir şeyinin olmasıdır” dedi. Ebu Nuaym, Hilye, I/219 (Bilal b. Sa’d’dan).
* “Âlimlerin kalbinin bana lanetinin ermesinden sana sığınıyorum.” diye dua ederdi.
Ebu Derdâ’ya “Kalpler sana nasıl lanet okur” diye sorulduğunda;
“Kalplerinden bana karşı nefret duymalarıdır.” dedi. Ebu Nuaym, Hilye, I/223 (Hasan b. Atiye’den).
* Ebu Derdâ, bir gecenin başlangıcında mescide doğru gitti. Mescide girerken secde halinde bulunan bir kişinin yanından geçti. O kişi şöyle diyordu: “Ey Allah’ım! Ben korkuyorum, beni koru. Azabından beni muhafaza eyle. Senin fazlına muhtaç bir dilenciyim. Bana fazlından rızık ver. Ben mazur olan bir günahkâr değilim ki, senden özür dileyeyim. Güçlü de değilim ki, sana karşı çıkayım. Fakat ben günahının bağışlanmasını isteyen bir günahkârım.” Adamın duası Ebu Derdâ’nın çok hoşuna gitti ve arkadaşlarına da bu duayı öğretti. Ebu Nuaym, Hilye, I/224 (Abdullah b. Yezid b. Rabia ed-Dımışkî’den).





ENES BİN MALİK (RA) der ki:
“Hiç şüphesiz her gün, yer on kelime ile seslenir ve der ki:”
Ey Âdemoğlu, sen üstümde koşturuyorsun, fakat mutlaka içime gireceksin.
Üstümde isyan ediyorsun, fakat içimde azâb edileceksin.
Üstümde gülüyorsun, fakat içimde ağlayacaksın.
Üstümde seviniyorsun, fakat içimde üzüleceksin.
Üstümde mal topluyorsun, fakat içimde pişman olacaksın.
Üstümde haram yiyorsun, fakat içimde kurtlar seni yiyecekler.
Üstümde hilekârlık yapıyorsun, fakat içimde zelil olacaksın.
Üstümde neşeli bir şekilde yürüyorsun, fakat içimde hüzünlü olacaksın.
Üstümde ışıkta yürüyorsun, fakat içimde karanlıkların içinde kalacaksın.
Üstümde topluluk içinde dolaşıyorsun, fakat içimde yalnız başına kalacaksın.




Ata Bin Ebû R E B Â H (RA) der ki:
* Kul üç defa Allah’a “Ey Rabbim” diye yönelir de bir istekte bulunursa Allah ona bakmamazlık etmez.







ABDULLAH BİN ÖMER (RA) Şöyle dua ederdi:
* İbn Ömer sabahladığında şu duayı okuyordu: “Allah’ım! Beni, sabahlarda taksim ettiğin her hayırda nasibi en büyük olan kullarından eyle. Bana hidayet bulacağım bir nur ihsan et. Dağıttığın rahmetten bana da nasip eyle. Bahşettiğin rızktan bana da nasip eyle. Gidereceğin zarardan, kaldıracağın beladan ve önlediğin fitneden en fazla korunan kimselerden eyle.” Ebu Nuaym, Hilye, I/304 (Abdullah b. Sebre’den). Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/137
* İbn Ömer, Safa üzerinde şu duayı okudu: “ Allah’ım! Dinin ile sana ve peygamberine itaat etmekle beni koru. Allah’ım! Beni hadlerinden, cezalarından, yasakladıklarından uzaklaştır. Allah’ım! Beni, Seni, Meleklerini, Resullerini ve salih kullarını sevenlerden eyle. Allah’ım! Beni kendine, meleklerine, Resullerine ve salih kullarına sevdir. Allah’ım! Bana cennet yolunu kolaylaştır ve beni cehennem yolundan uzaklaştır. Ahiret ve dünyada beni affet. Beni muttaki imamlardan kıl. Allah’ım! Sen Kur’ân’ında “Beni çağırınız. Size icabet edeyim” (Gafir: 40/60) buyurmaktasın. Sen vaadine muhalefet etmezsin. Allah’ım! Beni İslâm’a hidayet etmişken beni ondan, onu da benden ayırma, ta ki Müslüman olarak öleyim.” İbn Ömer bu duasını uzun dualarla beraber Safa’da, Merve’de, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da ve Tavaf’ta okuyordu. Ebu Nuaym, Hilye, I/308 (Nâfi’den).







ABDULLAH BİN ABBAS (RA) Şöyle dua ederdi:
* Yarabbi! Beni kanaat sahibi eyle. Bana verdiğin rızkı bereketli kıl. Geride bıraktığını koru. Buhari, Edeb, s. 100 (Said b. Cübeyr’den).
* Allah’ım! Senden gökler ve yerleri aydınlatan yüzünün nuruyla, beni korumanı, himayen ve gölgenin altında yaşatmanı istiyorum. Heysemî, X/184 (Bezzar, Said b. Cübeyr’den).
* Yarab! Hz. Muhammed’in en büyük şefaatini kabul eyle. Onun yüce derecesini yücelt. Onu ahiret ve dünyada isteğine nail et. İbrahim’e ve Musa’ya verdiğin gibi ona da ver. Tefsir-i İbn Kesir, III/513 (Tavus’dan). Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/137–138.






FUDALE BİN UBEYD (RA) Şöyle dua ederdi:
* Allah’ım! Kaza ve kaderine razı olmayı, ölümden sonraki hayatın serinliğini, senin veçhine bakmanın lezzetini, zarar vermeksizin, fitneye kapılmaksızın, sapıtmaksızın seninle konuşmanın şevkini senden istiyorum. Heysemî, X/77 (Taberani, Ümmü Derdâ’dan) Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/138.






EBU HUREYRE (RA) Şöyle dua ederdi:
* Ebu Hureyre’nin ölüm hastalığında Mervan kendisini ziyaret ederek.
“Ey Eba Hureyre! Allah sana şifa versin” dedi. Ebu Hureyre;
“ Yarab! Sana kavuşmayı bana sevdir. Ben sana kavuşmak isterim” dedi. Mervan daha Ashabu’l-Kata denilen yere varmadan Ebu Hureyre vefat etti. İbn Sa’d, IV/339 (Makburi’den). Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/138.




Abdullah b. M U H A Y R İ Z (RA) Şöyle dua ederdi:
* Allah’ım, benzim sararıp solacak halde senden korkmayı nasip eyle.






Tabiûn âbid ve zahitlerinden olan Ebû Yahya Amr bin Meymûn el-Evdi el-Kûfi (RA) Şöyle dua ederdi:
* Allah’ım senden selâmet, İslâm, emniyet, iman, hidayet, yakin, dünya ve âhirette ecir istiyorum.
* Allah’ım bizi iyilere kavuştur. Şerli kişilerle birlikte hayatta bırakma. Bize nehirlerin en hayırlısından su içir.






ATA es-SÜLEYMİ (RA) Şöyle dua ederdi:
* Allah’ım dünyadaki garipliğime acı. Ölüm anında bana merhamet et. Senin huzuruna çıktığımda rahmetinle muamele et. (Böyle dua eder ve o kadar çok ağlardı ki; gözlerinden hastalandı, bazen de düşer bayılırdı.)





Tâbiûn’dan âlim ve zâhid bir kişi olan Bilal b. Sa’d b. T E M İ M (RA) şöyle dua ederdi:
* Allah’ım, kalplerin kayıp sapmasından, günahların peşinden gitmekten, düşük işlerden ve saptırıcı fitnelerden sana sığınırım.






Avn b. Abdullah b. Utbe b. Mes’ûd el-Hüzeli El – K Û F İ (RA) der ki:
* Önemli isteklerinizi Allah’tan farz namazlarda isteyiniz. Farz namazlarda yapılan duanın üstünlüğü, farz namazın nafile namaza üstünlüğü gibidir.






Süfyan Bin U Y E Y N E (RA) der ki:
* Kişinin kusurları, onu dua etmekten alıkoymasın. Çünkü Allah’û Teâlâ mahlûkatın en kötüsü İblis’in bile, “Ya Rabbi, bana kıyamet gününe kadar mühlet ver” şeklindeki istek ve duasını kabul etti.




İmam-ı A’ Z A M (RA) Şöyle dua ederdi:
* İlâhi! Günahkâr kulun Sen’in huzuruna geldi; günahlarını itiraf ederek Sana yalvarıyor. Eğer bağışlarsan ki, Sen buna kadirsin; şayet reddedecek olursan, Sen’den başka kim merhamet edebilir ki?





Abdullah bin G Â L İ B (RA) Şöyle dua ederdi:
* Allah’ım! Arzularımızın düşüklüğünden, kötülüğünden, amellerimizin noksanlığından, ecelimizin yaklaşmasından, sâlih kulların aramızdan ayrılmasından sana sığınırız.






İmam K U Ş E Y R İ (RA) Şöyle dua ederdi:
* Rabbim! Beni her ne ceza ile cezalandıracaksan cezalandır. Yalnız hicap (utanma) zilleti ile cezalandırma.






Abdullah bin İYAZ (RA) babasından nakleder:
Bir gün, Ömer bin Abdülaziz yanındakilerle beraber bir cenazeyi defnetmişlerdi. Cemaat dağılmıştı. Ömer bin Abdülaziz bir müddet kabrin başında kaldı. Yanındakiler sordu:
“Ey Mü’minlerin emiri! Siz bu cenazenin sahibi değilsiniz. Niçin bu kadar uzun kaldınız?
Onlara şu şekilde cevap verdi:
“Kabir, bana hâl lisanı ile: Onların kefenlerini yırtıyorum, vücutlarını parçalıyorum, kanlarını emiyorum. Hâlâ benden ibret alınmıyor!” diyor.
Bu sözleri söyledikten sonra Halife ağlamaya başladı. Etrafındaki yakınlarına şu nasihatte bulundu:
“Dünya ne kadar aldatıcı! Dünyada üstün mevki ve varlık sahibi olmak hiç fayda vermiyor. Genç, ihtiyarlıyor; sonunda ölüyor. Sakın dünyanın fâni lezzet ve sefası bizi aldatmasın! Hani nerede bizden evvel yaşayıp, ölümü kendisine uzak görenler? Onlar, sıhhat, güç ve kuvvetlerine aldandılar. Bu yüzden günah işlediler. Çok zavallı kimseler de onlara gıpta edip “biz de onlar gibi yaşasak” diyorlardı. Şimdi onlara bak ne oldu? Toprak, bedenlerini yedi; kemikleri kurtlara azık oldu. Hâlbuki onlar, dünyada iken kuvvetli bir aile çevresi içindeydiler. Herkes kendilerine ikram ve iltifat ediyordu...”





LOKMAN HEKİM (RA) Evladına öğüt olarak der ki:
* Yavrucuğum! Dilini “ALLAHÜMMAĞFİRLİ” (Ey Rabbim, benim günahlarımı yargıla) sözünü devamlı olarak söylemeye alıştır! Zira Allah için öyle zamanlar vardır ki, dua o anda asla reddedilmez (mutlaka kabul görür).



İbni C E R İ R (RA) der ki:
* Şüphesiz Rabbimiz dua konusunda ve diğer tüm durumlarda kullarına tayin etmiş olduğu haddini aşanları ve bu haddi tecavüz edenleri sevmez.







Abdulkadir G E Y L A N İ (RA) der ki:
* Ey oğul! Dilinle yaptığın duaya kalbin de inansın ve iştirak etsin.
* Tevbe ettiğin zaman, hem zahirîn hem de batının tevbe etmiş olsun.
* Günahlarınızdan ve kötü tavırlarınızdan dönünüz. Tevbe ediniz! Bu tevbe sizin kalplerinizde dikilmiş fidanlardır. Yanınızdaki binaların temelleridir. Şeytanın binasını yıkınız. Allah’ın binasını yapınız. İşte o zaman Mevla’ya ulaşırsınız. Rabbinize kavuşursunuz.
* Ey ahali! Hayat kapısı açık bulunduğu müddetçe onu ganimet bilin. Hayatta oldukça onu değerlendirin. Zira yakında o kapı size de kapanacak. Ömürleriniz tamamlanacak, hayatınız sona erecektir. Hayırlar işlemeğe kadir olduğunuz müddetçe onları işlemeyi ganimet bilin. Ve oradan girin. Dua kapısı açık iken onu ganimet bilin ve ihlâslı yakarışlarla Allah’a duâ edin. Salih mü’min kardeşlerinizin sıkıntılı anlarını ganimet bilin. Böyle anlarda, sırf Allah rızası için onların yardımına koşun.







T A R T U Ş İ (RA) der ki:
* Dua hususunda emr olundukları sınırları aşanlar, tecavüz edenler demektir.







İbn-ul K A Y Y İ M (RA) der ki:
* Allah’ın hikmetine veya koymuş olduğu kural ve buyruklarına ters düşen tüm dilek ve temenniler haddi aşmak sayıldığından Allah böyle şeyi ve böyle bir dilekte bulunanı sevmez.





Bişr-i El – H A F İ (RA) şöyle der.
* Dua günahları terktir.






Ahmet Er- R U F A İ (KS) der ki:
* Bir kişi, bilgi sahibine gitti; bana bir söz söyle, dedi. Bilgi sahibi, ona şöyle cevap verdi.
“Bana göre sen, pislik içerisine düşmüş her tarafı pisliğe belendikten sonra kokucu dükkânına giden, bana koku ver, diyen gibisin. Kokucu ona şöyle diyor: -Git sabun al, kendini ve elbiseni yıka, sonra gel koku sürün. Ben de sana şöyle diyorum:
“Sen nefsini günah kirlerine batırmışsın, git hasret sabunu al, nedamet kilini bul, tövbe ve dönüş suyunu ara. Dışını havf suyu ile temizle, ümitle cürüm pisliklerini gider. Beğenilmez şeylerden beri ol. Sonra zühd ve takva hamamına git, doğruluk ve safiyet suyuyla kendini yıka ondan sonra seni marifet kokusuyla bezeyeceğim,” dedi.






Ebû Süleyman D Â R A N İ (RA) Şöyle dua ederdi:
* İlâhi! Sen beni günahımla çağırırsan, Ben Seni affınla isterim. Sen beni cimriliğimle kabul edersen, Ben Seni cömertliğinle arzularım. Sen beni cehennemine sürersen, Ben de ateş ehline Seni sevdiğim söylerim.





MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMÎ (RA) der ki:
* Eğer Huda bizi zatına yâr edinmek isterse, meylimizi dua ve niyaz tarafına çeker.
* Dua ve ibadet, Allah ile olmaktır. Allah ile olan kimse için ölüm de, ömür de hoştur.
* Tevbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe çıkarıverir.
* Ne zaman gökyüzüne bir nefes, bir dua gönderdin de ardınca ona benzer bir iyilik gelmedi?
* Ey kardeşim, bir gececik de uyumasan ne olur? Gök kapıları geceleyin açılır. Sen de ay gibi uyuma da talih yıldızın parlasın.

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMÎ (RA) Şöyle dua ederdi:
* Rabbim! Yardım isteyenlerin yardımcısı Sensin! Bizi hidayete çıkar.
* Ya Rabbi! Sana ne arz edeyim? Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilensin.
* Rabbim! Sen affetmeyi sevensin! Bizi affeyle, isyan derdimize çare lutfeyle.
* Rabbim! İhsanı çok olan Rabbim! Cefa içinde geçip giden ömre merhamet et.
* Ya Rabbi! Biz nefsimizle şeytana köpek gibi tabi olduysak da, sen azap arslanını bize saldırtma.
* Yâ Rabbi!. Bizim halimize bakarak muamele etme. Kendi ikram ve ihsanına göre bize muamele eyle.
* Ya Rabbi! Ruhumda bir ilim katresi var. İlahi! Onu hevâ rüzgârıyla ten toprağından muhafaza eyle.
* Ya Rabbi! Dua ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatalarda bulunmuşsak, o kelimeleri sen ıslah et ve duamızı kabul buyur. Çünkü sözlerin hâkimi ve sultanı ancak sensin.
* Ya Rabbi! Kerem ve lutfunla hidayet ettiğin kalbi tekrar delâlete, sapkınlığa meylettirme. Belaları bizden sarf eyle, çevir ve değiştir. Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim! Günahlarımız dolayısıyla bizden intikam alma, bize azap etme.
* Ya Hayy, ebedi diri olan Rabbim! Talep ve dua üzerine nasıl olurda kerem etmezsin? Sen kerem sahibisin. Ey mahlûkatın, yaratılmışların, canlıların ihtiyacını gideren Rabbim! Sen varken hiçbir kimseyi hatırlamak ve ondan bir şey ummak layık değildir.
* Âlemin Yaratıcısı olan Allah’ım! Kasvetli, kararmış, katılaşmış, adeta taş gibi olmuş kalbimizi mum gibi yumuşat. Feryadımızı, ah-u vâhımızı hoş eyle ki; rahmetini celbetsin. Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al. O nefis bıçağı kemiğe dayandı, zulmü canımıza yetti.






Şeyh G A L İ B (KS) Şöyle dua ederdi:
* Mûr isem şem’ine pervane kılup eyle kabul. Ab isem gevher-i yek-dane kılup eyle kabul. Senf isem Kâbe vü kâşâne kılup eyle kabul. (Karıncaysam, beni mumuna pervane yapıp kabul eyle; su isem, eşi menendi olmayan bir inci yap; taş isem Kâbe ve köşk hâline sok da kabul eyle) Şeyh Galib’inTerci-i Bend adlı eserinden,
* Müstaid kıl yoğuse lutfuna isti’dâdım. Sana güçlük mü var ey şah-ı kerem-mu’tâdım. (Lutfuna ulaşmaya bende maharet yoksa bu kabiliyeti bana ihsan et. Ey mu’tâdı iyilik, kerem ve ihsan olan padişahım, sana güçlük mü var.) Şeyh Galib’inTerci-i Bend adlı eserinden,





MEVLÂNA SÂDEDDİN KAŞGÂRİ (KS) der ki:
* İlaç diye öte-beri yemekten ise, perhiz etmek daha yerindedir. Çok yiyende çok hastalık olur. Onları def etmek için de ilâç alırlar. İyileşince de gene tıka basa yemeğe koyulurlar. Yine ilâç, yine sıhhat, yine yemek! Neticede ilâç da faide vermez ve marazı artırmaktan başka bir işe yaramaz.
Günah ile tevbe de böyledir. Günah arkasından tevbe, yine günah yine tevbe... Neticede bu türlü tevbe de ayrı bir günah olup çıkar.





Arif Abdülfettah T A B B A R A (KS) der ki:
* Ey Mü’min! Eğer senin de ayağın kayar, günah işlersen, önünde senden önce Âdem A.S’ ın takip ettiği bir yol vardır. O yol, şeytanın hâkimiyet ve vesvesesinden kurtulduğu tevbe ve temiz bir hayata yeniden başlama yoludur. Böylece şeytanın vesvese ve hâkimiyetinden kurtulursun.






Alvarlı E F E (KS) der ki:
* Mevla bizi affede bayram o bayram olur, Cürm-ü günahlar gide bayram o bayram olur.






İranlı düşünür, Abdülkerim SURUŞ ( KS ) der ki:
* Duadaki en önemli nokta -ki biz bunu peygamber mektebinden öğrenmiş bulunuyoruz- insanın dar kalıplardan kurtularak Rabbi ile olan ilişkisini genişletmesidir. Bu iletişimi hiçbir filozofun ortaya atmaya ne cesareti ne de yetkisi olmuştur. Bu tür bir iletişim, bizi Allah'a o kadar yakınlaştırır. Ve O'nun varlığını bizim için o kadar hissedilebilir hale getirir ki, hiçbir felsefi izahın böyle bir şeye erişebilecek kapasitesi yoktur...





Said-i NURSİ (RA) şöyle der.
* İnsanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır.
* Dua ubudiyetin ruhudur ve halis bir imanın neticesidir.
* Dua bir nevi ibadet olduğu için, halis olmak gerekir-ta ki kabul olunsun.
* İnsan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibariyle her şey ilme bağlıdır ve bütün ulüm-i hakikiyyenin esası ve ma’deni ve nuru marifetullahtır.





Derviş İ B R A H İ M der ki:
* Duada, Allah’ı uzak sanıp bağırma. O, sendedir, çağırma.




Feyzullah Efendi der ki:
* Rabbin Yessir: (Rabbim kolaylaştır)
* Rabbi zidni ilmen ve fehmen: (Ya Rabbi ilmimi ve anlayışımı artır.)





Abdullah el-K U R E Ş İ (KS) der ki:
* İnsanlar zorluk anları dışında Allah’a teveccüh etmezler.
* Musibet Hakk yolunun yiğit erkeklerinin başından eksik olmaz.






Elmalı M. Hamdi Yazır (KS) Şöyle dua ederdi:
* İlâhi! Hamdini sözüme sertaç ettim,/ zikrini kalbime miraç ettim,/ kitabını kendime minhaç ettim,/ ben yoktum var etti,/ varlığından beni haberdar ettin,/ aşkınla gönlümüzü bir karar ettin./
İnayetine sığındım kapına geldim,/ hidayetine sığındım lütfuna geldim,/ kulluk edemedim affına geldim,/ şaşırtma beni doğruyu söylet,/ neşeni duyur hakikati öğret./
Sen duyurmazsan ben duyamam,/ sen söyletmezsen ben söyleyemem,/ sen sevdirmezsen ben sevemem,/ Sevdir bize hep sevdiklerini, yar et bize erdirdiklerini,/
Sevdin Habibini kâinatı sevdirdin,/ Sevdin de hilat risaleti giydirdin,/ makamı İbrahim’den Mahmud’a erdirdin,/ serveri Asfiya kıldın,/ Hatemi Enbiya kıldın,/ Muhammed Mustafa kıldın,/
Salâtu selam, Tahiyyâtu ikram, her türlü ihtiram O’na, O’nun âline, ashabına, ailesine ve etbâına ya Rab.





Cenap Ş A H A B E T T İ N der ki:
* Öyle dualarımız vardır ki, kabul edilseler daha bedbaht oluruz.





M. Fethullah G Ü L E N
* Dua, ruhun gıdasıdır, bu gıda fasılasız verilmelidir.
* Şiddete karşı yapılan en güzel dua, rahat ve rehavet zamanında yapılan duadır.
* Allah’ım, ne azabına dayanacak hâlim, ne de rahmetinden mahrum kalmaya mecalim var.
* Dua, sebep ve vasıtaları aşarak, hem Allah’ın kudretine itimadı, hem de beşeri zaafı ilândır.
* Allah’ım, Sana ve dualara itimadımı artır; sebeplere riayeti de bir vazife şuuru olarak vicdanıma duyur.
* Dua, iradeyi kanatlandıran bir büyüdür; ona devam edenlerden başkası da, onun bu güçlü sırrını anlayamaz.
* Duaya musallat en tehlikeli virüs, sebeplere tesir-i hakiki vermektedir. Bu virüsü kapmış ruh, “ekstra” tedavi ister.
* Allah’ım, vefasızlık edip Sen’den uzak kalsam da, hâlim, Sen’siz edemeyeceğimi haykırmaktadır, vefasızlığıma göre Sen’in lütfuna talibim.





Johann W. Von G O E T H E şöyle dua ederdi:
* Kur’an-ı Kerim’de Musa’nın dua ettiği gibi dua etmek istiyorum. Ya Rabbi, benim dar olan göğsümü genişlet.







Psikiyatri Prof. Harold G. K O E N I G der ki:
* Dua ve dini yaşam, stresi azaltıyor, iyileşmeyi hızlandırıyor.
* Dua edenler ya da dindar hastalar, stresle daha kolay başa çıkıyor, depresyona girme oranları daha düşük oluyor, girseler de daha kolay çıkabiliyorlar.






Dale G A R N E G İ E der ki:
* Gücünüz tükenip de kuvvetinizin son haddine erdiği zaman çoğumuz ümitsizlik içinde Allah'a döneriz. Fakat ümitsizliğe düşünceye kadar niçin beklemeli? Gücümüzü her gün niçin tazelememeli? Pazar gününe kadar neden beklemeli?
Senelerden beri her gün öğleden sonra ibadet etmeyi adet edindim. Maneviyatı düşünmeye birkaç dakika ayırmayacak kadar telaşlı ve acele içinde olduğumu anlayınca kendi kendime derim ki:
Dur bir dakika. Neden böyle hummalı bir telaş, ey adamcağız? Durup, biraz görüşünü düzeltmeye muhtaçsın.
Öyle zamanlarda hemen ibadet ve dua ederim. Böylelikle sinirlerimin sükûnet bulduğunu, ruhumun ve vücudumun dinlendiğini, görüşümün açıldığını anlarım. Bu usulü size de tavsiye edebilir miyim?





(Harvardlı bilim adamı) Herbert B E N S O N der ki:
* Dua eden kişi de vücut fonksiyonları yavaşlayıp, beyin büyür.
* Dua eden insanlar daha az gerilim yaşıyor, kalp atışları daha düzenli, tansiyonları daha düşük oluyor.






Alexis C A R R E L der ki:
* Dua korkuyu giderip insana huzur verir.






Jean Paul R İ C H E R der ki:
* Dua dudaktan değil kalpten gelmelidir.





E M E R S O N der ki:
* Dualarınıza dikkat ediniz gerçekleşebilir.













“Allahümme İnniy es’elüke ridake fel-cennete ve ne’ûzü bike min gadabike” Manası: Allah’ım! Rızanı ve cennetini ister gazabından Sana sığınırım.
“Allâhümme inni eşkû ileyke da’fe ve kıllete hileti ve hevâni ale’n-nâs” Manası: Gücümün zayıflığını, çaremin azlığını ve insanlarca önemsenmeyişimi Sana arz ediyorum.
“Üd’û Rabbeküm tadarru’an ve huyfe innehu lâ yuhibbü’l-mû’tediyn” (A’raf, 55). Manası: Rabbiniz’e, yalvarıp yakararak gizlice dua edin. Muhakkak ki, Allah’u Teâlâ haddi aşanları sevmez.





Seleften bazısı şöyle demiştir: “ Ölüler için dua, sağ olanlar için hediye gibidir. Elinde nurdan bir tabak, üzerinde de nurdan bir mendil bulunan bir melek, ölünün yanına gider ve “Sana falan dostunun veya falan yakınından bir hediyedir” der. Bununla ölü, sağların hediyelere sevindiği kadar sevinir.





Dua limanına ilerlemek, hatta duayı düşünmek bile, o sihirli anahtarı elde etmek için bir başlangıçtır. O limana giren fakir-zengin, aciz-derbeder, miskin, genç-ihtiyar, kadın-erkek, velhasıl her kim olursa olsun, halisane, yüreği ile Yaradan’a el açıp sadece ondan istediği zaman isteklerine nail olur. Araya başkalarını koymaya gerek kalmadan, yürekten edilen her dua kabul edilir. Yeter ki, istemesini bilsin insan.
Dua etmeden evvel abdest almak gerekli olup mümkünse Evvabin namazı kılmalı. Evvab “tövbe eden, sığınan” anlamına gelir. Bu namaz altı rekâttır. Özellikle akşam namazından sonra kılmak daha makbul sayılmaktadır. Altı rekâtlık bu namazı tek selamla bir bütün halinde kılmak mümkün olduğu gibi, üç selamla yani ikişer rekât olarak da kılınabilir.
“İnsan acele eder ve duam kabul olmadı der. Oysa insan acele ettikçe duasının kabul olma olasılığı ortadan kalkar. Bu Hadis-i Şerif, sayfalar dolusu söyleyeceğimiz sözleri ne de güzel ifade etmektedir. Çünkü acele işe şeytan karışır. Edebine ve şartlarına riayet ederek dua eden bir mü’min de, duasının semeresini görmekte asla acele etmeyecek. “Dua ettim de kabul olmadı, Rabbim duama karşılık vermedi” gibi sözler sarf etmeyecek, hayıflanmayacak ki, Cenâb-ı Mevlâ; bazen bilmediğimiz hikmetlerle dualarımızın neticesini erteler. Bazen de, istediğimiz şeyi değil, bizim için hayırlı olanı verir. Elbet ki, her şeyin en iyisini yalnızca O bilir. Biz istemekle mükellefiz. Kabul olunup olunmayacağı bizim ibadet ve davranışlarımızdadır. Dua, sabır demektir. Sabırla istemek, sabırla halisane Allah’a yalvarmaktır. Ve bu yalvarışın sürekliliği olmalıdır. Kesik kesik olmamalı. Edinilen bir virt, kesintisiz devam etmelidir.
Ey Mü’minler! Bu dünya ahiretin tarlasıdır. O nedenle tarla ekilip biçilerek ürün elde edilir. Diyor Serveri Kainat Efendimiz (SAV). Öyle ise, ahirette bize yarayacak bir hayat düzeni içinde olmak zorundayız. Ne dünyadan kopacak, ne de dünyayı bir kenara atacağız. Bugün ölecekmiş gibi ahiret için çalışırken, hiç ölmeyecekmiş gibi de dünya için çalışacağız. Bu çalışma mal-mülk kazanmak olmamalı. Elbet ki, dünya maişeti ve namerde muhtaç olmamak için çalışmak zorundayız. Ben dünyalık kazanç yönünden olaya bakmıyorum. Biz öyle mübarek bir yoldayız ki, bunu anlamak için Yüce Rabbim’in bize Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) ile ulaştırdığı Kur’an-ı Kerim’e bakmalıyız. Hatta bakmaktan da öte Kur’an-ı okuyup bilmeliyiz. Ahirette Müslümanlara hayat bilgisi, Türkçe, matematik, v.s kitaplardan sorgu yok. Bu ilimler dünya için geçerli. Bize asıl lâzım olan ve sorulacak olan Kur’an-ı Kerim’dir.
Yüce Mevlâm Kur’an’da, Al-i İmran Suresi, ayet 110’da Sahabe-i Kirâm’a şöyle hitap etmekte: “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.”
Şu sözdeki mükemmelliğe bakınız. Bu ayet üzerine bir Müslüman şöyle düşünmek zorundadır. Ben şükür ki, Müslüman’ım. En son dinden olup, en son peygambere tabi oldum. Ve yine yaşarken Cennetle müjdelenmiş o mübarek insanların İslâm için duyduğu aşkı duymak zorundayım demek zorundadır.
Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) Sahabe-i Kirâm’ın yoluna tâbi olmamızı emir buyurmaktadır. Bir hadisinde der ki: “ Benim sünnetime ve doğruyu gösteren Raşid Halifelerimin sünnetine uyunuz, onlara yapışınız ve azı dişlerinizle tutununuz.
İnanıyorum diyen her Müslüman, ilk önce inançları gereği ibadet etmek zorundadır. Hakk’a teslim olarak, her şeyi ondan bekleyip, her şeyi ona havale ederek ve hayatını o doğru üzerine kılması gerekir.
Allah’tan istemek dedik. Evet, işte işin özü burada! Kuldan istediğin her şeyi nasıl ki, geri vermek zorunda isen, Allah’tan istediğin şeylerin de mutlaka karşılığı olacaktır. Burada tek fark, insanla alış-verişle maddi olup, Rahman ile kul arasındaki alış-verişler manevidir. Sen Allah’a teslim olup, ona ibadet edip, yasaklarından sakınarak bir hayat çizgisi içinde olursan, hep kazanan sen olursun.
Cenab-ı Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de bizlere şöyle hitap etmektedir.
“ Gerçekten inananlar, korkarak ve umarak duâ ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayır için harcarlar.. ( Secde 32/16)














BİREYSEL DUA EDERKEN:

Ey fani, senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla, Malikini tanı, vazifeni bil ve Yaradanına yönelerek de ki:

* Allah’ım; kabir azabından Sana sığınırım.

* Allah’ım; küfür ve fakirlikten Sana sığınırım.

* Beni yoktan var eden Rabbim! İlmimi ziyade kıl.

* Allah’ım, bildiğin günahlardan Sana sığınıyorum.

* Allah’ım; ayıplarımı ört ve beni korkularımdan emin kıl.

* Allah’ım, Senin bildiğin her çeşit şerden Sana sığınıyorum.

* Allah’ım, bilmekte olduğun bütün hayırları senden istiyorum.

* Allah’ım, şikak ve nifaktan ve kötü ahlaktan Sana sığınıyorum.

* Allah’ım, kabir azabından, hayat ve ölüm fitnesinden Sana sığınırım.

* Allah’ım, kederimi, üzüntümü ve şikâyetimi sadece Sana arz ediyorum.

* Allah’ım, Senden dinde sebat etmeyi, doğruluğa da azmetmeyi istiyorum.

* Allah’ım; dinim, dünyam, ailem ve malımda Sen’den af ve afiyet istiyorum.

* Allah’ım! Sen beni hayır ile öldür. Öldükten sonra da yine hayır ile huzura erdir.

* Allah’ım, Doğu ve Batıyı birbirinden uzak tuttuğun gibi, beni de günahlardan uzak tut.

* Ey Aziz.. Ey Kerim, Rahman ve Rahim olan Allah’ım! Beni ve inananları şedit azaptan koru.

* Allah’ım, hayatımı her türlü hayrın artmasına, ölümümü her türlü kötülükten kurtuluşa vesile kıl.

* Allah’ım! Yararsız ilimden, korkusuz kalpten, kabulsüz duadan, hiç doymayan nefisten sana sığınırım.

* Allah’ım! Beni ilim ile zengin eyle, bilim ile süsle, bana takva ile ikram et ve beni afiyetle güzelleştir.

* Allah’ım, Sen şu isteklinin gözyaşına merhamet et. Rabbim Sen yegane sahip iken ben kime sığınayım?.

* Allah’ım, tek delilim, muhtaç oluşum, hazırlığım, elimin boş olması ve çaremin tükenmişliğidir.

* Ey Rahman! Celal hakkı için, yüzün nuru hakkı için, kitabı bana öğrettiğin gibi hıfzına da kalbimi icbar et.

* Allah’ım, sonunda küfür olmayan iman ve yakin, dünya ve ahirette şeref kazandıracak bir rahmet ihsan et.

* Allah’ım, Senden sevgini ve Seni sevenlerin sevgisini ve Senin sevgine beni ulaştıracak ameli talep ediyorum.

* Ya Rabbim! Sen yardım edenlerin en hayırlısısın. Her türlü kötülüklerin şerrine karşı Sen bana Kâfi gel Allah’ım.

* Rabbim, nasıl onlar (annem ve babam) beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet buyur.

* Allah’ım, korkmayan kalpten, kabul edilmeyen duadan, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden Sana sığınırım.

* Allah’ım, azabından rızana, affına, Senden yine Sana sığınıyorum. Sen kendini yücelttiğin gibi ben Seni yüceltemem.

* Allah’ım, bizleri hidayette olan ve hidayete ulaştıranlardan eyle. Boşa geçen ömürden, cimrilikten, fakirlikten Sana sığınırım.

* Allah’ım! Bizleri her türlü belalardan uzak tut. Her türlü tehlikeden koru. Aşağılık mahlûklardan eyleme. Sana sığınıyorum.

* Allah’ım! Günahları yargılayıcısın, tövbe ettim, beni de yargıla... Ayıplarımı açıklama. Ya Rabb! Zira sen ayıpları örtücüsün.

* Allah’ım, beni bağışla, şüphesiz bundan senin zararın olmaz. Çünkü Senin rahmetin geniş ve bol! Hikmetlerin ise hoş ve güzeldir.

* Allah’ım! Nimetinin yok olmasından, afiyetin gitmesinden, azabının ansızın gelip çatmasından, gazabının tamamından Sana sığınırım.

* Allah’ım! İsmimi mutlu ve kutlu kişiler arasında mutlu olarak yaz ve orada sabit kıl. Şakiler arasında şaki olarak yazdınsa onu mahfeyle.

*Allah’ım! Ruhlarımızı iman ile kabzeyle. İmanın zevalinden sana sığınırım. Şeytanın şerrinden koru. Bütün mahlûkatın şerlerinden de koru.

* Ey bu yerlerin Hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana delâlet ediyorum ve Sana hizmetkârım ve Senin rızanı istiyorum ve Seni arıyorum.

* Allah’ım Sen Melik, Hayy, Kayyum, Hakk ve Mübinsin. Senden başka ilâh yoktur. Sen benim Rabbimsin. Beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum.

* Ey Kur’an-ı indiren! Kur’ân hürmetine, ölüm benim dilimi susturduktan sonra bu duâyı benim bedenime tekrar etmesi için bu kitabı vekil kabul eyle.

* Ya Rabbi! Mahlûkatının yanında sevilen, ikram görenlerden olayım. Kötülük görmeyeyim. Muhabbetle, ülfetle, hürmetle muamele göreyim.

* Allah’ım! Benim velim, yardımcım, kefilim, vekilim, her türlü ihtiyacıma kâfi gelen Sen’sin. Rahmetinle, fazlınla, ihsanınla ve lutfunla koruyucum ol.

* Allah’ım! Kalbimi nifaktan, amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü haramdan temizle. Çünkü Sen gözlerin hainliğini, kalplerin gizlediğini bilirsin.

* Allah’ım! Her türlü üzüntü ve kaygılardan sana sığınırım. Tembellik ve acizlikten sana sığınırım. Her türlü korkudan ve tamahkârlıktan da sana sığınırım.

* İlâhi! Kıyamete kadar isimlerinle dua eden ebedi bir dilimin olmasını temenni ediyorum. Öyleyse şu kalıcı yazıları, benden sonra geçici dilim yerine kabul et.

* Allah’ım! Ehaddiyetinin sırrı hürmetine, bu kitabın naşirini, tevhid sırlarının naşiri, kalbini iman nurlarının mazharı, dilini de Kur’ân hakikatlerinin lisanı eyle!

* Rabbim, duamı reddetme, beni kendi güç ve kuvvetime terk etme, acizliğime merhamet et. Fakirlik ve perişanlığıma acı, bize layık olduğumuz şekilde muamele etme.

* Allah’ım! Nefsimin şerrinden, bütün kımıldananların şerrinden sana sığınırım. Onların canları senin elindedir. Hiç şüphe yoktur ki, Rabbim en doğru yol üzerindedir.

* Allah’ım! Sırlar semasının güneşi, nurların mazharı, celâl yörüngesinin merkezi, cemal feleğinin kutbu ve Ehaddiyete mensup Muhammed’in zatına salât ve selam eyle.

* Ey, Rabbim! Gayb ilminle ve halk üzerinde kudretinle, hayatı benim için hayırlı gördükçe beni yaşat, ölümü benim için hayırlı gördüğün zaman da beni vefat ettir.

* Allah’ım! Gazabından rızana, azabından affına, Senden yine Sana sığınırım. Lâyık olduğun şekilde Seni methetmekten acizim. Sen ancak kendini methettiğin gibisin.

* Allah’ım! Arzı, dört bir yanıyla ömrümün sonuna kadar onun lisanının tesbihatıyla konuştur ve dünyayı kıyamete kadar onun risaletinin ve şeriatının eserleriyle süsle.

* Allah’ım; önümden ve arkamdan, sağımdan ve solumdan ve üstümden (gelecek tehlikelerden) beni koru ve ayağımın altından derdest edilmekten de Sen’in azametine sığınırım.

* Allah’ım! Benim için hayırlısını ver ve hayırlısını nasip et! Ya Rabbi! Benim yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi, ahlâkımı ve huyumu da güzelleştir. Sen affedicisin, beni de affet.

* Allah’ım; gazabından rızana, azabından afiyetine, Sen’den Sana (celalinden cemaline) sığınırım. Zatını sena ettiğin ölçüde Sen’i sena etmekten aciz olduğumu itiraf ederim.

* Allah’ım! Senden yüzüne bakmanın lezzetini; sana kavuşmanın şevkini istiyorum. Bütün bunları zarar vericinin zararından, saptırıcı bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum.
* Ey bütün noksan sıfatlardan münezzeh kemal sıfatları ile muttasıf ve ortağı bulunmayan Allah’ım! Hata ve masiyetlerin içine düşmüşüm. Elimi tut beni kaldır ve yaptığım hataları lutfunla bağışla.

* Ey Rabbim! Gizlide ve açıkta senden haşyetini istiyorum. Rıza hâlinde de, gadab hâlinde de ihlâs sözünden ayırmamanı istiyorum, fakirlikte de zenginlikte de i’tidâlden ayırmamanı istiyorum.

* Ey dillerin farklılığına rağmen her türlü sesi işiten Rabbim; Sen’den muhafaza, emniyet, selamet, lütuf, bereket ve kanaat istiyorum. Fazlınla bizi Sen’den başkasına yalvarıp yakarmaktan müstağni kıl.

* Allah’ım, bana öyle bir iman, öyle bir yakin ver ki, artık bir daha küfür ihtimali kalmasın. Öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve ahirette Senin nazarınla kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım.

* Allah’ım, Hz. Muhammed (SAV) ve onun hanedan ve yararına olan selamın, yarattıkların sayısınca, hoşnutluğun nispetinde, arşın ağırlığınca, kelimelerin mürekkebi miktarınca olsun.

* Allah’ım, beni her türlü kötü şeyden koru, beni unutkan etme, gaflet üzerinde bırakma, sonumu da hasret ve nedametle bitirme. Benden razı ve hoşnut ol. Senin mağfiretin zalimler içindir. Bende zalimlerdenim.

* Allah’ım, hakkımızda vereceğin hükümde lutfunla kurtuluş istiyorum, kurbana mazhar olan şühedaya has makamları niyaz ediyorum. Bahtiyar kulların yaşayışını diliyorum, düşmanlarıma karşı yardım talep ediyorum.

* Allah’ım; geçmiş ömrümde yaptıklarımı, gelecekte yapacaklarımı, gizli işlediklerimi, aleni yaptıklarımı, israflarımı, benim bilmediğim fakat Senin bildiğin kusurlarımı affet. İlerleten de Sen, gerileten de Sen’sin, Sen’den başka ilâh yoktur.

* Rabbim! Cimrilikten, tembellikten, çöken ve kapıma gelmekte olan yaşlılıktan, el-eteğe düşmekten, kabir azabından, ölü ve dirilerin şerrinden Sana sığınırım. Rabbim! Bağışla ve merhamet et. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.

* Rabbim! Her garibin sahibi Sensin... Benim, hem dünyada hem ahirette dert ortağım yalnız ama yalnız Sensin. Canımı Müslüman olduğum halde al. Kötü hallerimi ıslah eyle. Dert ve şikâyetlerin de son durağı, isteklerin gayesi de Sensin.

* Ya İlâhi, cennet’ül-firdevse ehil değilim ve nâr-ı cehenneme de kuvvetim yok, tahammül edemem. Kötülüklerimi bağışla, günahlarımı yargıla, çünkü sen bütün günahları yargılayıcısın. Bana kerim muamelesi eyle ve beni doğru yolda sabit kıl...

* Allah’ım! Kar ve dolu suyuyla kirleri arıttığın gibi, benim günahlarımı da arıt! Beyaz elbiseyi kirlerden arıtıp tertemiz yaptığın gibi kalbimi de öylece temizle. Doğuyla batıyı birbirinden uzaklaştırdığın gibi beni de günahlardan öylece uzaklaştır.

* Allah’ım! Katı kalplilikten, gafletten, fakirlikten, zillet ve meskenetten, zulmetmek ve zulme uğramaktan Sana sığınırım. Tahammülü güç beladan, bedbahtlığa düşmekten, kötü akıbetten, düşmanı sevindirecek hallerden de Sana sığınırım.

* Allah’ım! Gam ve kederden, acizlik ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten, bunaklık derecesindeki ihtiyarlıktan, günahkârlık ve borçlu olmaktan Sana sığınırım. Kabir azabı ve fitnesinden, ölümün ve hayatın fitnesinden de Sana sığınırım.

* Ya Rabbi, razı olmadığın, beğenmediğin şeylerden neler yapmışsam hepsini affet, yapmadıklarımı da yapmaktan koru. Kendisinden başka ilah bulunmayan Hay, Kayyum ve Azim olan Allah’a istiğfar eder, günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.

* Allah’ım, bana sıhhat ve afiyet ver, emniyet ve huzur ver, şükür ve takva ver, Senden sabır ve doğruluk isterim. Bana işimde kolaylık ver, işlerimi güçlükle gördürme, zahmetsiz başarılar isterim Senden, ailem için ve yakınlarım içinde aynı şeyi isterim Ya Rab!

* Ey evvellerin evveli! Ey ahirlerin ahiri... Ey sağlam kuvvet ve güç sahibi... Ey yardım talep edenlerin RAHMANI! Ey merhametlilerin merhametlisi... Ey semaların ve göklerin benzersiz mucidi... Ey CELAL VE İKRAM SAHİBİ, BENİ VE İNANANLARI CEHENNEM ATEŞİNDEN KORU.

* Allah’ım, Senden, katından vereceğin öyle bir rahmet istiyorum ki, onunla kalbime hidayet, işlerime nizam, dağınıklığıma tertip, içime kâmil iman, dışıma amel-i sâlih, amellerime temizlik ve ihlâs verir, rızana uygun istikameti ilham eder, ülfet edeceğim dostumu lütfeder, beni her çeşit kötülükten korursun.

* Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) üzerine rahmetini eriştir ki, o kapalı olan şeyleri açıcıdır, kendisinden önce gelip geçen Nebi’lerin sonuncusudur, hakka hakkiyle yardım edicidir, daima doğrulukla doğru yolu göstericidir. Rahmetini ona, onun evlâtlarına ve ona tabi olanlara eriştir, sevgili Resulünün yüksek kadri, büyük kıymeti ve hürmeti hakkı için.

* Allah’ım; yalnız Sana teslim oldum, yalnız Sana iman ettim, yalnız Sana tevekkül ettim, yalnız Sana yöneldim, yalnız Sen’in inayetinle mücadele ettim, yalnız Sen’in hakemliğine başvurdum. Benim geçmiş ve gelecek, gizli ve açık (işlediğim bütün günahlarımı) mağfiret buyur ve bunlardan da öte, Sen’in benden çok daha iyi bildiğin günahlarımı da bağışla Allah’ım.

* Ey semâvât ve arzın yaratıcısı, celâlin ve yüzün nuru hakkı için, kitabınla gözlerimi nurlandırmanı, onunla dilimi açmanı, onunla kalbimi yarmanı, göğsümü ferahlatmanı, bedenimi yıkamanı istiyorum. Çünkü hakkı bulmakta bana ancak Sen yardım edersin, onu bana ancak Sen nasip edersin. Her şeye ulaşmada güç ve kuvvet ancak büyük ve yüce olan Allah’tandır.

* Ebû Hureyre (RA) anlatıyor: Resûlullah (SAV), namaza başlamadan önce bir süre susmuştu: “Ya Resûlullah, anam babam sana feda olsun, tekbir ile kıraat arasında susarken ne okuyordunuz?” dedim. Bana, şu duayı okuduğunu söyledi: “Ey Allah’ım! Beni hatalarımdan dolayı öyle temizle ki, kirden paklanan beyaz elbise gibi olayım. Allah’ım beni, hatalarımdan su, kar ve dolu ile yıka...

* Allah’ım, Sana teslim oldum, Sana inandım, Sana güvendim, Sana tevekkül ettim, Sana yöneldim... Hasmına karşı Senin bürhanın ile dava açtım. Hakkımı aramada Senin hakemliğine başvurdum. Önden gönderdiğim ve arkamda bıraktığım hatalarımı affet. Gizli işlediğim, aleni yaptığım, benim bildiğim, Senin benden daha iyi bildiğin hatalarımı da affet. İlerleten Sen, gerileten Sensin.

* Allah’ım! Senden ölümüme kadar iman-ı daim isterim. Senden alçak gönüllülük ve korkan kalp isterim. Senden tariki müstakim olan İslâm dininde ebediyen kalmayı isterim. Senden her türlü belâya karşı afiyet isterim. Senden afiyetin devamını isterim. Senden afiyetine şükretmeyi nasip etmeni isterim. Senden insanlara muhtaç olmamayı isterim. Allah’ım! Senden dinde, dünyada ve âhirette af ve afiyet isterim.

* Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden gayrı hak mâ’but yoktur. Ben, ancak sana tevekkül eyledim. Sen, arş-ı azimin Rabbisin. Senin dilediğin olur, dilemediğin olmaz. Günahlardan, isyan ve nisyanlardan çekinmeye, tâ’at ve ibadete yönelmeye bizde kudret ve kuvvet yoktur. Sonsuz kudret ve kuvvetinle bunları bize lütuf ve inayet buyuran Sensin. İyi bilirim ki, Allah’u Teâlâ her şeye kadirdir, ilm-i ezelisi ile her şeyi kuşatmıştır.

* Allah’ım, anlayışım kıt, amelim az da olsa dünyevi ve uhrevi ihtiyaçlarımı Senin kapına indiriyor, karşılanmasını Senden talep ediyorum. Rahmetine muhtacım. Halimi arz ediyorum. İhtiyacım ve fakrım sebebiyledir ki, ey işlere hükmedip yerine getiren, kalplerin ihtiyacını görüp şifayâb kılan Rabbim. Denizlerin aralarını ayırdığın gibi benimle cehennem azabının arasını da ayırmanı, helâke davetten, kabir azabından korumanı diliyorum...

* Rabbim! Sen insanoğluna keremi bağışlamışsın. Sen kendi özel emanetini insanoğlunun omuzlarına yüklemişsin. Sen bütün peygamberlerini, kitabı öğretmek ve adaleti gerçekleştirmek için göndermişsin. Sen kendine, peygamberlerine ve iman eden insanlara izzeti bağışlamışsın. Sana ve peygamberlerinin getirdiği mesaja inanıyoruz. Sen’den özgürlük, bilgi, uygarlık, adalet ve şeref istiyoruz. Bize bunları bağışla! Çünkü çok muhtacız ve her zamandan daha dertliyiz ve alçaklık, esaret ve cehalet kurbanı olmuşuz.

* Allah’ım! Senden dünyada ve ahirette huzur ve sağlık isterim. Allah’ım, Senden, dinim, dünyam, çoluk-çocuğum ve malım için af ve afiyet isterim. Allah’ım, ayıplarımı kapat, beni korkularımdan güvene kavuştur. Allah’ım, beni, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve başımdan gelecek her türlü hastalıklardan, kötülüklerden koru, altımdan gelecek bir kötülükte tuzağa düşürülmekten, yere vurulmaktan senin yüceliğine sığınırım. Allah’ım, beni ilim ile zenginleştir, hilm ile süsle, takva ile kereme kavuştur, afiyetle güzelleştir.

.... Ey diri olan,
.... Ey mahlûkata kıyam veren,
.... Ey hiçbir hayat sahibinin olmadığı zamanda hayat sahibi olan,
.... Ey hayat veren,
.... Ey ölüm veren,
.... Ey celâl ve ikram sahibi Allah’ım, yeterince helâlinden vererek beni haramından koru, lutfunla ver, başkasına muhtaç etme.

* Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’e, onun âl ve ashabına olsun... LİLLAHİ TEALA EL FATİHA.

TOPLULUK HALİDE DUA EDERKEN:

* Allah’ım, Senden başka ilâh yoktur.

* Allah’ım, Sen selamsın. Selamet de Sendendir.

* Ey celâl ve ikram sahibi Sen münezzehsin, Sen yücesin.

* Allah’ım Sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizleri de affet.

* Allah’ım, bizi Cehennem ateşinden halas eyle, muhafaza et, necat ver.

* Rabbim! Bizi iman ziynetiyle süsle, bizi doğru yolda olan hidayet rehberleri kıl.

* Allah’ım, Sana ibadet etmede, Sana şükretmede, Seni zikretmede bizlere yardımcı ol.

* Rabbimiz! Beni, annemi, babamı ve bütün mü’minleri hesabın görüleceği günde affeyle.

* Ya Rabbi, doğruyu eğriden, eğriyi doğrudan ayırt edecek olan temyiz hassasını ihsan eyle.

* Ya Rabbi! Bütün isimlerinin ve kudret delillerinin nurları hürmetine, bizim dualarımızı kabul eyle.

* Allah’ım, semamızdaki kara bulutları kaldır. Bize musallat olan zalimlerin zulümlerini yüzlerine çarp.
* Allah’ım, bize razı olduğun şeyleri yapmayı nasip eyle. Sana olan ibadetlerimiz ile bizleri diri eyle.

* İlahi! Asilere verilen cezadan kurtuluşum ve tâat ehline verilen nimetleri elde edişim ancak sendendir.

* Allah’ım, bize ilmini öğret, isim ve sıfatlarının hakkında bize anlayış ver. Bize yardımının zırhını kuşandır.

* Allah’ım, Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün Müslüman mücahitlere sabır, sebat ve zafer ihsan eyle.

* Allah’ım, bize nimet olarak verdiklerinin şükrünü yapmamızı nasip eyle! Bütün günah ve hatalarımızı bağışla.

* Ey Settarü’l-yûb, üstümüzdeki hıfz perdeni kaldırıp bizi rezil etme. İmtihan zamanında bize emân bahşeyle.

* Allah’ım, Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Bütün hamd ve sena, minnet ve şükür sadece sanadır.

* Allah’ım, bugünün başlangıcını rahmet, ortasını fani ve günahlı şeylerden uzak, sonunu ise lütuf ikram eyle.

* Ya Rabbi! Bizi, rızanı kazanmaya, Kitabınla amel etmeye ve Peygamberinin Sünnetine uymaya muvaffak eyle.

* Allah’ım! İhlâs Suresinin hakkı için, bizi kendi iradesiyle ihlâslı olan ve Senin ihlâslı kıldığın kullarından eyle.

* Allah’ım! Bizi ve dinimizi din düşmanlarının şerrinden emin kıl! Kur’ân’ın bürhanını parlat! İslâm şeriatını yücelt!

* Allah’ım! Efendimiz Muhammed’in âline bütün hastalıklar ve ilâçları adedince bol bol salât, bereket ve selâm eyle!

* Allah’ım! Bizi helâl rızklarla doyur, haramdan uzak tut, bizi fazlın ile zenginleştir ve başkalarına muhtaç eyleme.

* Allah’ım, belanın ezmesinden, helâkın gelmesinden, kötü kazadan, düşmanlarımızın şamatasından Sana sığınırız.

* Allah’ım! Bizi koru, bize merhamet et, bizi muvaffak kıl, bize hidayet ver, bizi kendine kul kabul et, emanette emin kıl!

* Ey affetmeyi seven Allah’ım, bizi affeyle. Ey eski ve müzmin illetimizin tabibi olan Rabbim, derdi isyanımıza çare ol!

* Allah’ım! Yüzümüzü Senden başkasına secde etmekten koruduğun gibi, ellerimizi de Senden başkasına açmaktan koru.

* Allah’ım, bizi gazabınla öldürme, ibret verici azabınla helâk etme. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Bundan önce bizi affet.



* Allah’ım! Sen bize mağfiret eyle, bize merhamet et, tövbelerimizi kabul et. Zira ancak sen tövbeleri kabul edici ve esirgeyicisin.

* Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle! Batılı da batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle!

* Allah’ım! Senin cömertlik deryalarından bir damla, bizim bütün ihtiyaçlarımızı karşılar. Senin af dalgalarından bir zerre bize yeter.

* Allah’ım, bu bizim duamızdır. Bunu fazlınla kabul etmek Sana kalmıştır. Bu, bizim gayretimizdir, dayanağımız Sensin Rabbim.

* Allah’ım! Bizi dosdoğru yola, kendilerine ni’met verdiklerinin yoluna ilet! Gazap ettiklerinin ve yoldan sapanların yoluna değil.

* Allah’ım, düşmanlarımızın ayaklarını birbirine dolaştır, onları kahr-u perişan et ya Rab. Sen bütün noksanlardan münezzehsin ya Rab!

* Ya Rabbi! Sen ki, dilediğine darlık verip, sıkan ve daraltansın. Sen varlıklarını Müslüman kanıyla sürdüren zalimleri helak eyle.

* Allah’ım! Bütün günah ve hatalarımı bağışla! Öyle ki, beni hesaba çekeceğin hiçbir şey kalmasın! Şüphesiz, Senin her şeye gücün yeter.

* Allah’ım! Ömür günleri tükendiği halde nefsi gaflet, günah ve faydasız amel sahalarında başıboş yaşamaya devam eden kullarına rahmet et.

* Allah’ım! Bizleri kendi nefsimizle baş başa bırakma, bizlere merhamet eyle, kalplerimizi nur-u iman ve feyz-i Kur’an ile doldur ve nurlandır.

* Allah’ım, mevki ve makam uğruna benliğini yitirmiş kullarının şerrinden, yükselmek için insanları basamak gören beyinsizlerden bizleri koru.

* Ya Rabbi! Onun (SAV) tesbihat sadâlarını Kıyamet ve mahşer gününe kadar kâinatın sayfaları ve vakitlerin yaprakları üzerinde ebedileştir.

* Allah’ım! Hastalığı artan, şifası güçleşen, çaresiz kalan, musibeti fazlalaşan ve Senden başka sığınak ve ümidi olmayan kullarına merhamet et.

* Allah’ım! Mahlûkatın sayısı, Zatının hoşnutluğu, Arş’ının ağırlığı, kelimelerinin mürekkebi kadar Sana hamd ederek Seni tenzih ederiz.

* Rabbim! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Sana karşı gelmekten sakınan önder yap.

* Ya Rabbi! Kerem ve lutfunla hidayet ettiğin kalbi tekrar dalâlete, sapıklığa meylettirme. Takdir kaleminin yazdığı belaları bizden çevir ve değiştir.

* Allah’ım bize, değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul edecek inancı, değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirecek cesareti, aradaki farkı bilecek aklı ihsan eyle.

* Rabbimiz! Geleceğinden şüphe olmayan hesap gününde insanları huzura toplayacak olan da muhakkak Sensin. Hiç şüphe yok ki, Allah vaadinden dönmez.

* Allah’ım bize, sevgini, seni sevenin sevgisini, sevgine bizi yaklaştıracak şeyin sevgisini nasip et ve senin sevgini, soğuk sudan bizim için daha sevimli kıl.

* Allah’ım! Senden tükenmez bir ni’met, kesilmez bir göz ferahlığı istiyorum. Senden beni kazana razı kılmanı, ölümden sonra yaşamanın serinliğini istiyorum.
* Allah’ım! Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin. Başka ilâh yok ki, bize imdat etsin. Emân ver bize, emân diliyoruz. Bizi cehennemden kurtar.

* Allah’ım! Bize dünyada sevgini, bizi Sana yaklaştıracak şeylerin sevgisini, emrettiğin üzere istikametle yaşamayı ve âhirette de cemalini görmeyi nasip eyle.

* Allah’ım, dünyada ibadet etme imkânını, günahlardan kaçma şuurunu, ahirette ise cennetini, Cemalini görmeyi ve azabından selamette kalmayı diliyoruz.

* Allah’ım! Bizi, her yerde kulluğunun gereğini yapan, uluhiyyetinin dergâhında durup Sana yalvaran ve Seni daha iyi tanımakla meşgul olan kullarından eyle.

* Allah’ım! Senden ayrı yaşamaktan, bayağı arzulardan, Senin celâlinin izzetine, izzetinin celâline, saltanatının kudretine ve kudretinin saltanatına sığınıyoruz.

* Allah’ım, bize bizimle günahlarımız arasında engel meydana getiren bir korku, cennete ulaştıracak bir itaat, dünya musibetlerini kolaylaştıracak bir inanç ver.

* Allah’ım, siyah gecede, siyah taşın üzerindeki karıncanın ahvalini bilen, gören Allah’ım, bizi kendini bilmez, gönlünde Allah sevgisi olmayan idarecilerden uzak kıl.

* Her şeyi bilen, her şeyi kuşatan, her şeyi görüp haberdar olan, her şeye şahid olan, her şeyi kontrol eden, her şeye lütufta bulunan Allah’ım! Bizleri muhafaza eyle.

* Allah’ım! Efendimiz Muhammed (SAV)’e, onun pak, temiz ve mübarek âline ve mücahid, ilâhi ikrama mazhar ve hayırlı olan Sahabelerine de salât ve selam eyle.

* Allah’ım! Sırlar semasının güneşi, nurların mazharı, celâl yörüngesinin merkezi, cemal feleğinin kutbu ve Ehaddiyete mensup Muhammed’in zatına selâm eyle.

* Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’e merhamet et! Kalplerini imana ve İslâm’a aç. Bizi ve dinimizi din düşmanlarının şerrinden emin kıl. Kur’ân’ın bürhanını parlat.

* Ey insanların Rabbi! Hastalıkları gider, şifa ver, şifa veren ancak sensin, senden gayrı şifa verecek yoktur, senin ihsan buyuracağın şifa da hiçbir hastalık bırakmaz.

* Allah’ım! Kulun, Habibin, nurlarının deryası, sırlarının madeni, zikir ve şükrün nâşiri, saltanat-ı rubûbiyetinin dellâlı olan Hz. Muhammed’e salat ve selâm eyle.

* Allah’ım! Sırlar semasının güneşi, nurların mazharı, celâl yörüngesinin merkezi, cemal feleğinin kutbu ve Ehaddiyete mensup Muhammed’in latif zatına salât eyle.

* Allah’ım! Aramızı düzelt. Kalplerimizi ısındır. Bizi selamet yollarına ilet. Karanlıklardan aydınlıklara çıkar. Gizli-aşikâr kötülükleri bizlerden, semtimizden uzaklaştır.

* Allah’ım, bize faydası olmayan şeylere teşebbüsümüz sebebiyle bize acı. Ey semâvât ve arzın yaratıcısı olan celâl, ikram ve dil uzatılmayan izzetin sahibi olan Allah’ım.

* Allah’ım! Hataya düşmekten, eğri yola sapmaktan, başkasına haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, cahillikten ve cahilliğe maruz kalmaktan Sana sığınırız.

* Ya Rabbi! Kalplerimizi nifaktan, amellerimizi riyadan temizle, gözlerimizi hıyanetten koru, şüphesiz Sen, kalplerimizi, amellerimizi ve haince bakan gözleri de bilirsin.

* Allah’ım, kalplerin tabip ve ilacı, bedenlerin afiyet ve şifası, gözlerin nuru ve ışığı olan Efendimiz Muhammed Mustafa (SAV), onun al ve ashabına, salât ve selâm eyle.

* Ya Rabbim! Dünyada saadetle yaşamayı, şahadetle ruhumuzu teslim etmeyi, kabirden beşaretle kalkmayı, selâmetle yürüyüp, cennetinde cemalini görmeyi nasip eyle.

* Allah’ım! Kulaklarımızın şerrinden, gözlerimizin şerrinden, dilimizin şerrinden, kalbimizin şerrinden ve bizden sâdır olacak bütün kötülüklerin şerrinden sana sığınırız.

* Allah’ım, bizi Sana şükreden, Seni zikreden, Sana doğru kaçan, Sana itaat eden, Sana tevazuuyla boyun eğen, Sana kusurunu bilerek yalvaran ve Sana tevbe eden kimseler eyle.

* Allah’ım! Biz dini severiz. Dünyayı da din için severiz. “Lâ hayra fi’d-dünya bilâ din (Yani. Din olmayınca dünyada da hayır olmaz). Kısaca “Dinsiz dünyada hayır yoktur” prensibini benimsemiş kullardanız.

Allah’ım, ani kıtlıklardan ve bilinen yangınlardan Sana sığınırız. Din düşmanlığından, gafletten, rahata düşkünlükten, hakkı kabul etmemekten ve helâk edici gizli felâketlerden Sana sığınırız.

* Allah’ım, alan değil, veren ellerin, affedici olduğu için affedilenlerin, Hakk ile doğan, Hakk ile yaşayan ve Hakk ile ölenlerin ve sonsuz yaşamda, yeniden doğanların safına katılmayı bizlere nasip eyle.

* Ey her şeyi bilen, her şeyi kuşatan, her şeyi gören, her şeye şahid olan, her şeyi görüp kontrol eden, her şeyden haberdar olan Allah’ım... Senden başka müracaat edecek kapımız yok bizlere yardım eyle.

* Allah’ım, bizleri sana tevekkül edip gönül bağlayanlardan eyle. Bizler fakir kullarız, Sen bizi zengin kıl. Bizler zayıflarız, Sen bizleri kuvvetlendir. Bizler günahkârız, Sen bizi bağışla. Bizi razı olduğun din üzere sabit kıl.

* Allah’ım! Küfrün şerrinden, seni inkâr etmekten, sana şirk koşmaktan ve fakirlikten sana sığınırız. Allah’ım! Kabir azabından sana sığınırız. Zira Sen’den gayri himayesine sığınılacak hak mâ’but yoktur, illâ Sen varsın.

* Allah’ım, tevbemizi kabul eyle, ruhumuzu yıka, temizle, sözlerimizi doğrult, göğsümüzdeki kinleri gider, kalplerimizden intikam, kin ve düşmanlığı temizle... Bize zulmedenlerden intikamımızı al ya Rab!

* Allah’ım, kusurları gören değil, kusurları örtenlerden; teselli arayanlar değil, teselli edenlerden; anlayış bekleyenlerden değil, anlayış gösterenlerden; yalnız sevilmeyi isteyenlerden değil, sevenlerden olmamıza yardım et.

* Allah'ım, ağlamayan gözden, ürpermeyen kalpten, huşu duymayan gönülden, kabul edilmeyen duadan, fayda vermeyen ilimden, dinlenilmeyen sözden, doymayan nefisten, küçük bir yardımı insanlardan esirgemekten Sana sığınırız.

* Allah’ım! Bize zulmedenlerden intikamımızı al! Düşmanlarımıza karşı bizi muzaffer eyle. Dinimiz hususunda bizi sıkıntıya düşürme. Dünyayı en büyük derdimiz eyleme! Sen’den korkmayan, bizlere acımayanları başımıza musallat etme!

* Allah’ım, Senin cömertlik deryalarından bir damla, bizim bütün ihtiyaçlarımızı karşılar. Senin af dalgalarından bir zerre bize yeter. Bütün günah ve hatalarımızı bağışla. Öyle ki, bizi hesaba çekeceğin hiçbir şey kalmasın. Şüphesiz Senin her şeye gücün yeter.

* Ey yalnızların dostu, çaresizlerin yardımcısı, fakirlerin sonsuz serveti, zayıfların kuvveti, yoksulların hazinesi, gariplerin şikâyet kapısı olan yüce Rabbimiz, Resulün Hz. Muhammed (SAV) hürmetine, her türlü güçlüklere karşı lutfunla bize yardım eyle.

* Rabbim! Sen ki, zillete düşüren hor ve hakir edensin. Biliyor ve iman ediyoruz ki, Sen kıyamet günüde Mü’minlere merhamet edecek, derecelerini yükselteceksin. Kâfirleri de cehennem çukuruna atacaksın. Bizim hatalarımızı affeyle ve bizi onlarla aynı derecede cezalandırma.

* Allah’ım, Bizi, saptırmayıp, saptırmayan hidayete ermiş hidayet rehberleri kıl. Dostlarına sulh vesilesi, düşmanlarına da düşman kıl. Seni seveni Sana olan sevgimiz sebebiyle seviyoruz. Sana muhalefet edene, Senin ona olan adavetin sebebiyle adavet (düşmanlık) ediyoruz.

* Ya Rabbi! Günahlarımızı bağışla, rızkımızı genişlet, ahlâkımızı güzelleştir. Helâl rızık ihsan eyle, bizler için zararlı olan şeylerden nefsimizi uzak tut, nefsimize meylettirme bizi. Yapmış olduğumuz amelleri hayırlı kıl. Bizi narı cehenneminden uzak tutacak ameller işlemeye meylettir.

* Allah’ım, biz ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım isteriz. Bize rahmetinle, merhametinle, fazlınla, kereminle muamele et ya Rab. Dualarımızı kabul buyur mübarek günlerin hürmetine, Habibin başta olmak üzere elçilerin hürmetine, mübarek zatlar hürmetine kabul buyur ya Rab!

* Allah’ım, şu geçici dünyayı en büyük kaygımız ve ilmimizin son hedefi kılma. Bize dini ve dünyevi musibetler verme. Günahlarımız yüzünden bize merhamet etmeyecekleri musallat etme. Bize helâl rızık ver. Yüzlerimizi Senden gelen bir hayâ duygusuyla, kalplerimiz Senden gelen bir sevinçle doldur.

* Allah’ım, lütfet ki gittiğimiz her yere barış götürelim; bölücü değil, bağdaştırıcı, birleştirici olabilelim. Nefret olan yere sevgi, yaralanma olan yere affedicilik, kuşku olan yere inanç, ümitsizlik olan yere ümit, karanlık olan yere aydınlık ve üzüntü olan yere sevinç saçıcı olmayı bize lütfet Ya Rabbi.

* Allah’ım, Yağmur gibi hiçbir şey ayırt etmeyip aktığı her yere canlılık bahşedenlerden, güneş gibi hiçbir şey ayırt etmeyip ışığıyla tüm varlıkları aydınlatanlardan, toprak gibi her şey üstüne bastığı halde hiçbir şeyini esirgemeyip nimetlerini herkese verenlerden ve gece gibi bütün ayıpları sarıp örtenlerden olmayı bize lütfet.

* Allah’ım, Salât ve Selam (Es-selamu Aleyke eyyü en Nebiyyü) Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)’e ve onun al ve ashabına olsun. Öyle bir salât ki bizi her türlü korku, bela ve benzeri şeylerden korusun, kurtarsın. Bizi bütün ayıp ve kusurlardan, günah ve isyanlardan temizlesin ve bütün günahlarımızın affedilmesine sebep olsun.

* Rabbimiz! Hamdler Sanadır. Sen arz ve semâvatın ve onlarda bulunanların kayyumu ve ayakta tutanısın, hamdler yalnız senin içindir. Sen semâvat ve arzın ve onlarda bulunanların nûrusun, hamdler yalnızca Sanadır. Sen haksın, va’din de haktır. Sana kavuşmak haktır, sözün haktır. Muhammed (Aleyhisalâtu Vesselam) da haktır. Peygamberler haktır.

* Allah’ım, bize afiyet ver. Bizi affet. Bizi iyilerle birlikte pak ve temiz diyarın olan cennetine al. Bunu sadece affınla yap. Ey kullarını azaptan koruyan Mücir! Ey bütün günahları bağışlayan Gafur! Biz, şu kıymetli ve şerefli isimlerinin, şu yüce ve lâtif sıfatlarının hakkı için istiyor ve yalvarıyorum ki, Efendimiz Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm’a onun yaptığı iyilikler sayısınca salât ve selâm eyle.

* Ey Kur’an gibi, din gibi kuvvetli ipin, şeriat gibi doğru yolun sahibi! Kâfirler için cehennem vaad ettiğin kıyamet gününde, Senden cehenneme karşı emniyet, arkamdan başlayacak ebediyet gününde de huzur-ı kibriyana ulaşmış mukarrebin meleklerle, dünyada iken çok rükû ve secde yapanlar ve ahitlerini ifa edenlerle birlikte cennet istiyoruz. Sen sınırsız rahmet sahibisin. Sen, Seni dost edinenlere hadsiz sevgi sahibisin. Sen dilediğini yaparsın. Dilek sahipleri ne kadar çok, ne kadar büyük şeyler isteseler dahi hepsini yerine getirirsin.

* Ey hükmü her şeye geçen Rabbim, Ey gücü kudreti her şeye yeten Allah’ım! Sen benim ve tüm Müslümanların kalbini İslâm olan dinin üzere sabit kıl. Bizlerin arasına nifak girmesine müsaade etme. Bizi münafıkların şerrinden muhafaza eyle. Bizi münafık olmaktan, münafıkları sevmekten onlara meyletmekten ve olara benzemekten muhafaza eyle. Bizi birbirimizi senin rızan için seven salih kullarından eyle. Bize amellerimizle değil rahmetinle muamele et. Sonumuzu hayr eyle. Müslüman olarak yaşama ve Müslüman olarak ölmeyi nasip eyle.

* Allah’ım bizi iyilerinden eyle. Huzur yeri olan cennette iyilerle beraber bulundur. Bizi asi ve facirlerden eyleme. Bizi güzelce Sana yönelmeye, emirlerini dinlemeye, dinine hizmet etmeye, kulluğunda edepli olmaya, emrine teslim olmaya, takdirine boyun eğmeye, bela ve musibetlerine sabretmeye, nimetlerine şükretmeye muvaffak eyle. Bizi bedbahtların hallerinden koru, muttakilerin amellerine muvaffak eyle. Sana kavuşma günü bizi hazır eyle.

* Ey zayıfların yardımcısı, fakirlerin hazinesi, gariplerin sahibi, dostların yardımcısı, düşmanların kahredicisi, gökleri yükselten, belaları kaldıran, dostların can yoldaşı, takva sahiplerinin sevgilisi, zenginlerin ma’budu, mazlumların sığınağı, kalplerin sahibi, gayp âleminin sahibi, ilimlerin sırrına sahip, âlimlere gönlünü açan, Âlem-i İslâm’a bir ferec ver. Bir necat ver. Nusretini inayetini arzuluyoruz ya Rab! Bizlere yardım et, dayanma gücü ver. Bizlere sabır ve sebat edecek güç ve kuvvet ver. Zalimlerden intikamımızı al. Mazlumlara merhametinle yardım et ya Rab!

* Allah’ım, bize, Sana isyan sayılacak şeylerden ayıracak korkunu, Cennetine koyacak ve oraya ulaştıracak ibadetini, dünya ve ahiret musibetlerini hafifleştirecek kuvvetli imanı nasip eyle. Bizi en hayırlı kullarınla haşret. Kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizle bize hayat vereceğin şeyler almamızı ihsan et. Bu kazanacağımız hayırlı şeyleri arkamızdan bize varis kıl. Bize zulmedenlerden intikamımızı al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Günahlarımızı affet. Belâ ve musibetlerimizi defet. Hastalarımıza şifa ver. Gönüllerimizi nurlandır. İhtiyaçlarımızı yerine getir. Ecdat ve evlâtlarımıza merhamet et.

..... Ey, her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında olan!
..... Ey, hiçbir şey yokken var eden!
..... Ey, her şeyden sonra varlığı devam eden!
..... Ey, her şeyin üstünde varlığı zahir olan!
..... Ey, her şeyden başka ve Batın olan!
..... Ey, her şeyi emri altında bulunduran!
..... Ey, dergâhına sığınanları koruyan Allah’ım!
...... Ey. Mabûd-i Kerimim! Bizi ümitsiz etme, biz ancak ümitle kapına geldik. Günahlarımız sebebiyle bize azap edeceksen biz buna layığız, ama senin affın bizim günahlarımızdan çok büyüktür. İlâhi! Bizi bağışla, bizi cemalinin nuruyla şereflendir!
Bizleri şeytani arzulardan koru, beşeri kirlerden temizle, Peygamberin olan Hz. Muhammed (SAV)’in candan sevgisini nasip ederek, gaflet pasından, cehaletten gelen evhamlardan uzaklaştır!


* Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’e, onun al ve ashabına olsun... LİLLAHİ TEALA EL FATİHA.










EN TESİRLİ DUA

Bilhassa sıkıntıda olanların dualarının büyük tesiri vardır. Kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir masumun duası hürmetine, denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeye başlar. Demek dualara cevap veren Zat, bütün mahlûkata hâkimdir. Öyle ise bütün mahlûkata dahi Halıktır.

Rabbim! Senin dualara icabet etme mecburiyetin yoktur; ama bizim ona ihtiyacımız hissettiklerimizden de çoktur. Bütün dileklerimizi kabul buyur ve bunların kabulünü vicdanlarımıza duyur; aç ve yalnızlıkla tir tir titreyen kalplerimizi iman ve ihtimamla doyur.

Rabbim! Sen, dilediğini mutlak yapan ve dilediğine muktedir olansın. Biliyor ve iman ediyoruz. Sen’in yeryüzü müstekbirlerine ve zorbalarına mühlet vermen, onların faydalarına değil aksine azaplarının kat, kat artması içindir. Sen bize İslâm âleminin kurtuluşa erdiği ve zalimler topluluğundan kurtulduğunu görmeyi nasip eyle.

Rabbim! Elimizden tut, dostlarının yüzüne baktığın gibi bize de rahmetle teveccühte bulun. İç dünyamızı varlığının ziyasıyla nurlandır ve bizi Sensizliğin zulmetlerinden, zindanlarından halâs eyle; halâs eyle ve eşiğine baş koymuş kapının şu sadık kullarını yalnız bırakma. Senden kalplerimize ışık, iradelerimize güç, düşüncelerimize istikamet, niyetlerimize de hulûs istiyoruz.

Rabbim! Biz her şeyimizle Seniniz; Sana hamd-ü senada bulunuyorsak, Senin lütfettiğin uzuvlarla bunu yapıyoruz; kulluğuna koşuyorsak, boynumuzdaki acz-ü fakr temasının gereğini yerine getiriyoruz. Bunlar Sana göre değil, bizim tutarsızlığımız çerçevesinde çırpınışlar... Evet, nerede senin ululuk ve azametin, nerede bizdeki kulluk? Nerede o altından kalkılmaz lütuf ve ihsanlar, nerede bizdeki o kırık kol ve kanatlar?

Rabbim! Önümüzdeki şu upuzun hayat yolculuğunda, bizi kendi idrak ve ihsaslarımızın darlığıyla baş başa bırakma; akıllarımızı inhiraf ve sürçmelerden, nefislerimizi cismanîliğin baskılarından, gönüllerimizi de hevâ ve heveslerin öldürücü oklarından sıyanet eyle. Kapının kullarını; ilimde kibr-u gururdan, ibadette riya ve gafletten ve duygularına renk attıran ülfetten koru. Senin yolunda yürüyor gibi görünüp Senden uzaklaşmak, hep rızadan söz edip gazap arkasından koşmak ne acıdır! Sen bizi kazanç yolu sanılan bu tür haybet vadilerinde ömür tüketmekten muhafaza buyur.

Rabbim! Bizleri bağışla, öyle bir dünyada hayata gözlerimizi açtık ve öyle bir âlemde yaşıyoruz ki, önümüzde tuzak, arkamızda tuzak; uğrayıp geçtiğimiz her yerde nefis, şeytan ve aynı takımdan binlerce ifrit ağını germiş av bekliyor; yol boyu yüzlerce fitne ocağı ve isi-dumanı gelip sinelerimize dokunuyor. İnayetine ihtiyacımız açık, çaresizliğimiz her halimizden belli; bizleri yara-bere almadan hedefe ancak Sen ulaştırabilir ve bugüne kadar elli defa çatlamış, kırılmış ruh dünyamızı da ancak sen tamir edebilirsin. İçimizi sana döküyor, kusurlarımızı Sana açıyor ve bize yeniden insan olma yolarını göstermeni diliyoruz.

Rabbim! Bizi Sensiz ve ışıksız bırakma! Senin yolunda gibiyiz; ama ciddi bir azığımız yok; ömür sermayemiz yabancı hülyalar, yalancı rüyalar arkasında heba olup gitti. Huzurundayız; fakat elimiz boş, gönlümüz boş, hasenat defterimiz bomboş; ama bütün bu boşluklara yetecek sihirli bir iksirimiz var; hakkındaki hüsnü zannımız... Evet, cürmümüz dağlar cesametinde; ümitlerimiz ise, ufkun onların üzerine oturduğu her şeyin üstünde

* Rabbim! Bizlere uyanmayı, Bedir’deki cennetlikler gibi İslâm’a hizmet etmeyi nasip eyle.

* Rabbim! Şu an yeryüzünde çile çeken din kardeşlerimize kurtuluş ihsan et, Hakk yolu yolcularına ve savaşçılarına Şahadet mertebesini nasip eyle.

* Rabbim! Sen ki, kendisine dua edenlerin duasına icabet eden ve duaları kabul edensin. Dualarımızı kabul buyur.

* İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca ve kuşun Rabbi!

* İsmail’in boğazına dayanmış bıçağa dur diyen Rabbim!

* Yusuf’u zindan alıp saraya sultan eden Rabbim!

* Yunus’u balıkla karaya çıkaran Rabbim!

* İsa’yı çarmıhtan kurtaran Rabbim!

* Ebrehe ordusuna gökten taş yağdıran Ebabillerin Rabbi!

* Bedir’de kâfirleri dize getiren mücahitlerin Rabbi!

* Kâfir zindanlarında ismini anan mazlumların Rabbi!

* Rabbim! Bizler İslâm ümmeti olarak tefrikaya düştük. Üç günlük dünyada kendi çıkarlarımız için koştuk, bölünüp, parçalandık. Bizlerin imanı zayıfladı, vicdanlarımız taşlaştı, gözlerimizden yaşlar akmaz oldu, kulaklarımız sanki sağırlaştı, mazlumların feryatlarını duymaz olduk. Rabbim bizleri gaflet uykusundan uyandır.

* Rabbim! Selamet verici Sen’sin, selamet Sen’dendir. Büyüksün ve büyüklük ve ikram sahibi olan Sen’sin. Rabbim! Âcizane el açtık kapındayız, açız, muhtacız, korkuyoruz, Sen’den başka kimsemiz yok, dualarımıza, zikirlerimize icabet buyur. Şu dünyada kullarına muhtaç eyleme, âhirette de bizleri sevdiklerinin arasına al. Gözyaşlarımız sadece Sen’in için akmakta, kanımız sadece dinin için akmakta, gönlümüz sadece sevdiklerin ve Sen’in için çırpınmakta, merhamet pınarından bir zerre de şu an el açıp âmin diyen bizlere ihsan buyur. Sen’den başka kimsemiz yok. Sen’den başka gidecek kapımız yok, Sen’den başka sahibimiz yok, habibin Muhammed Mustafa (SAV) hürmetine dualarımızı kabul buyur. Âmin




Ey sevgiyi sevgiyle Yaratan!
Ey rahmetin sonsuz kaynağı!
Ey gönüllerin mutlak hâkimi!
Ey seven, sevdiren ve sevindiren!
Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Ey zatını hamd ile aziz olduğum! Ben, layıkıyla övemem Seni! Sen, övdüğün gibisin kendini! Seni, layıkıyla ancak Sen tanırsın! Seni layıkıyla ancak Sen översin!

Affı boldur diye affına geldim!
Beni kovmaz diye kapına geldim!
Kulluk edemedim lütfuna geldim.
Tuttum günahımdan yüzüme perde!
Özümü Sana çevirdim, Sana tutundum!
Umudum, korkum ve sevdam Sana’dır!
Elimi Sana açtım, gönlümü Sana sundum!
Hamd’im Sana mahsustur, sena’m Sana’dır!
Allah’ım! Kanadı kırık bir kuş gibiyim. Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum. Yarım bırakılmış bir düş gibiyim. Yardan da, serden de geçemiyorum. Menzile erememe korkusu sardı benliğimi, kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare! Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi! Yaraları saran, dağılanı toplayan Sen’sin! Varlığım Sen’in varlığının şahidi! Varlığım Sen’in rahmetinin şahidi!

Biz var ettiğini severiz, sen sevince var edensin!
Ey varlığı sevgi olan! Ey sevginin sonsuz kaynağı!
O sonsuz hazinenden bizim için de bir sevgi var et!
O sonsuz sevgi selinin içine bizi de dâhil et; Sev bizi!
Ey Vedud olan! Hem seven, hem de sevilmeyi dileyensin.
Sen seversen sevdirirsin; Sevdir bizi! Sevdiğini cennetinle sevindirirsin; Sevindir bizi!
Allah’ım! Sorunlarımızın elinde imanımızı kar gibi eritme! İmanımız elinde sorunlarımızı kar gibi erit. Bizi dünyalıklarımızın altında at etme. Dünyalıklarımızı altımızda Burak et! Sahip olduklarımızın bize sahip olmasına izin verme! Aklımızı ak, aşkımızı ak, yüzümüzü ak eyle! İmtihan potasında bizi cevher et, bizi cüruf etme! Bize götüreceğimiz yükü yüklet! Götüremeyeceklerimiz yükletme! Kahrından lütfuna sığınırız. Âlemlerin Rabbi Allah” Mustafa İslâmoğlu

Ehâd’sın, Vâhid’sin, Samed’sin Sen.
Biliriz ki, her ne ki çift, o yaratılandır.
İnanmışız, her ne ki tek, o Yaratan’dır.
Birsin, bütün mevcudat, birliğinin şahidi.
Allah’ım! Varsın, bütün kâinat varlığının aynası.
Her şey Sana muhtaç, hiçbir şeye muhtaç değilsin Sen.
Allah’ım! Maddedeki her atomun tesbih ettiği Sen’sin.
Allah’ım! Yalnız sen’den yardım diler, yalnız Sana kulluk ederiz.
Allah’ım! İmanı olanın imkânı tükenmez. İmandan ve Kur’ân’dan ayırma!
Kur’ân’dan mahrum olana ışık erişmez. Kitaba uyanlardan kıl, kitabına uyduranlardan kılma! Kur’ân’ı bizden razı, bizi Kur’ân’dan razı kıl! Hesap gününde Kur’ân’ı şahit kıl, şekvacı kılma! Kur’ân’ı bize aç, bizi Kur’ân’a aç! Susuz yüreklere vahyi ellerimizle saç! İnsanlık zaman çölünde bu suya muhtaç, Ya Rabbi! Âlemlerin Rabbi Allah” Mustafa İslâmoğlu

Nefes alan her canlının zikrettiği Sen’sin.
Kadri kıymet bilenlerin şükrettiği Sen’sin,
Varlığı nimet bilenlerin hamd ettiği Sen’sin.
Akıl emanet ettiğin her varlığın aklettiği Sen’sin,
Duyan ve duyuran ve duyunun hissettiği Sen’sin.
Seni sığınak, barınak, tutamak bilir, Ya Allah deriz. Şeytandan Sana sığınır e’uzu billah deriz.. Her işe Sen’inle başlar, Bismillah deriz. Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz. Hayran kaldığımızda Maşallah, pişman olduğumuzda Estağfurullah deriz. Sevindiğimizde Allah-û ekber, üzüldüğümüzde İnnâ lillâh deriz. Canımız sıkıldığında Fe-Sübhanallah, ilendiğimizde Katelehumullah deriz. Zafer kazandığımızda Nasrun minallah, rızk kazandığımızda Er-rîzku alallah deriz. Bir işi arzu ettiğimizde İnşaallah, bir işi başardığımızda Biiznillah deriz. Güçlük karşısında La-havle ve-la kuvvete illa billâh, söz verdiğimizde v’Allah ve billâh deriz. Âlemlerin Rabbi Allah” Mustafa İslâmoğlu

Ben kulum, Sen Allah’sın.
Ben isteyenim, Sen verensin.
Ben susayanım, Sen suvaransın.
Ben muhtacım, Sen ihtiyaç giderensin.
Ben kendine yetmeyen, Sen her şeye yetensin.
Ben beni bilmeyen, Sen beni benden iyi bilensin.
Ben bende olmayan, Sen şahdamarımdan yakın olansın. Kul kulca ister, Sen Allah’ça verensin. Halim arzuhalimdir, duruşum duam. Sensizsem neyim var, Seninleysem ne gam? Âlemlerin Rabbi Allah” Mustafa İslâmoğlu



Allah’ım! Sen’den Sana sığınırız.
Allah’ım! Celâlinden Cemaline sığınırız.
Allah’ım! Beni Allah’la aldatanlardan etme! Allah’la aldatanlara aldananlardan etme! Şeytanın eylemlerimizi süslemesine izin verme! Şeytanın süslediği eylemlerimize izin verme!

Allah’ım! Sen Sana sığınanı kovmadığını biliyorum!
Bana Hz. Âdem’in tövbesini, Hz. Nuh’un direncini ver!
Hz. İbrahim’in imamını, Hz. İsmail’in teslimiyetini ver!
Hz. Yakub’un dirayetini, Hz. Yusuf’un iffetini ver!
Hz. Eyyüb’ün sabrını, Hz. Lokman’ın hikmetini ver!
Hz. Davud’un sadasını, Hz. Süleyman’ın gayretini ver!
Hz. Zekeriyya’nın hizmetini, Hz. Yahya’nın şahadetini ver!
Hz. Musa’nın celadetini, Hz. Harun’un sadakatini ver!
Hz. Meryem’in adanmışlığını, Hz. İsa’nın safiyetini ver!
Hz Muhammed’in muhabbetini ver YA RAB!
Allah’ım! Bana eşyanın hakikatini göster! Bana hakikate itaat, batıla isyan liyakati lütfet! Dininin derdini derdim kıl, özel dertlerimi satın al! Öyle aziz dertlere müptela kıl ki, dermana bakmayayım! Bana, tadına doyum olmayan kerim acılar yaşat! Âlemlerin Rabbi Allah” Mustafa İslâmoğlu

İrademi inayetsiz, bilgimi hikmetsiz bırakma Allah’ım!
Mizacımı fıtratsız, ahlâkımı nezaketsiz bırakma Allah’ım!
İmanımı gayretsiz, sadakatimi mesnetsiz bırakma Allah’ım!
Hayatımı muhabbetsiz, âhiretimi cennetsiz bırakma Allah’ım!
İmanımı aklımın elinde esir etme! Aklımı hissiyatımın elinde rezil etme! Hissiyatımı şehvetimin elinde zelil etme! Ağlamayan gözden, sızlamayan özden, kızarmayan yüzden Sana sığınırım. Şirkten, küfürden, müşrikten, cahilden, gafilden, kâfirden Sana sığınırım. Harama dayalı servetten, hak edilmemiş şöhretten Sana sığınırım. Korkaklıktan, pısırıklıktan, kıskançlıktan Sana sığınırım. Hasetten, fesattan, kesattan, nifaktan, fısktan, fücurdan Sana sığınırım. İftiradan, ihanetten, cimrilikten, kincilikten Sana sığınırım. Âlemlerin Rabbi Allah” Mustafa İslâmoğlu

Allah’ım! Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni! Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana! Bir lahza dahi bana bırakma beni! Sen bana yetersin, yetmem ben bana. Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster! Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen! Gönlüme huzur, gözlerime nur, dizime derman ver! Sen “Ol!” deyince olur, olmaz “Ol!” demezsen. Canana can, cana canan, kalbe ferman ver! Al işte ellerim, uzattım Sana! Ne olur, ne olur bırakma beni bana! Sen bana yetersin, yetmem ben bana! Allah’ım! Ellerimi bırakma! Allah’ım! Bırakma bizi! Tut ellerimizi! (Âmin) “Âlemlerin Rabbi Allah” Mustafa İslâmoğlu




DUANIN KABUL ALÂMETLERİ
Dua eden kimse, henüz duada iken veya duadan sonra elinde olmaksızın huşu gelse yahut ağlaya ağlaya düşse veya terlese veya üşüse veya aksırsa, vücudunda titreme başlasa veya kızarsa veyahut yük altından çıkmış gibi hafiflese, o kimsenin duası kabul edilmiş demektir. Bu tür bir ortamın oluşması için, vücudun teslimiyeti, kalbin tamamen Hakk’a yönelmesi gerekiyor. Bu hal üzerine olabilmek için de, kul yaptığı ibadeti, doğru, yanlışsız, samimi, içten ve Allah’ın huzurundaymış gibi, O’ndan korkarak - O’ndan çekinmeden isteyecek, O’na sonsuz sevgi-saygı ile bağlanıp – O’ndan başka kimseyi dost edinmeden isteyecek ki, Allah da kendisine bir adım ile yaklaşana on ( hatta yüz) adımla karşılık versin. Sözün özü, dua, ibadet, v.s her ne yapıyorsa insan ikiyüzlü olmadan, içten ve samimi olarak yapmalı. Riyayı da şirki de, samimi yapmalı ki, cevabını, semeresini çabuk alsın.
Allah yar ve yardımcınız olsun. Allah dualarımızı kabul buyursun. Âmin.

* Ya Rabbi! Dua ve münacatımızda sana lâyık olmayan sözleri söyleyip hatalarda bulunmuş isek, o kelimeleri sen ıslah et. Ve kabul buyur. Çünkü sözlerin Hâkim ve sultanı sensin.


* Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur demek, o dua kabul olmuşsa, ona bir çalışma kapısı açılır veya ummadığı yerden rızka kavuşur demektir. Hastalığı için dua eden de şifaya sebep olan ilaca veya başka bir sebeple sıhhate kavuşur. Bir kişi borçlu olsa ve vermek azminde olsa, Allah’û Teâlâ’nın yardımı onunla beraberdir. Çalışmak rızkı artırmaz. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Hazret-i Lokman (Çalış, kazan! Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu. Rızık için endişe etmemeli! Çünkü (Her canlının rızkı Allah’a aittir) buyuruldu.
Birkaç hadis-i şerif meali:
* Sabah uykusu rızka manidir. Beyheki
* Rızık için üzülme, takdir edilen rızık seni bulur. İsfehani
* Her gece Vakıa suresini okuyan fakirlik görmez. İbni Asakir
* Eve girerken İhlâs suresini okuyan, fakirlik görmez. T. Kurtubi
* Her zaman yemekten önce ellerini yıkayan fakirlikten kurtulur. İslam Ahlakı
* Akrabasını ziyaret edenin, görüp gözetenin, ömrü uzun, rızkı bol olur. İ. Ahmed
* Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere 'La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim' derse, Allah’û Teâlâ işini kolaylaştırır. Şir’a
* Çocuklarının geçimi için sıkıntı çeken birine, Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu.
Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlık, fakirlik, çocuksuzluktan şikâyette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, şu mealdeki ayetleri okudu: Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin. Nuh 10–12
* İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullah min külli mâ kerihallah. Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh) demeli ve manasını düşünmelidir!




(Bir kıssa)
Abid bir kul, her gece yarısı dua etmeyi alışkanlık etmişti. Yine bir gece dua etmek için uyandı. Giyinip abdest aldı. Ellerini açmaya hazırlandığı sırada içine bir vesvese hâkim oldu. Vesveseyle bir zaman mücadele etti. Vesvese ona şöyle diyordu:
“Be ey abid! Bunca zaman dua ettin. Duaların hiç kabul olmadı. Gecenin bir yarısında neden uykunu bölüp kalkıp da dua edersin? Bunca yıl dua ettin, duana karşılık mı buldun? Senin duana karşı buyur kulum diyen mi var? İçinden gelen bu sorular... Kafasını karıştırdı. Dua etmeden yattı.
Rüyasında ona şöyle bir nida geldi:
“Ey akıllı Abid! Şeytanın verdiği vesvese bunca yıllık alışkanlığından seni neden soğuttu? Bunca yıl dua ettim karşılık bulamadım mı diyorsun? Dua ile kapılar açılmaz mı sanıyorsun?
Ey Abid! Senin Allah demen, O’nun buyur demesi sayesindedir. Senin yalvarışın, Allah’ın senin ruhuna haber uçurmasındandır. Senin çabaların, çareler aramaların, her gece yarıları ellerini açıp Allah’a yönelmen, Allah’ın seni kendisine yaklaştırması, ayaklarındaki bağı çözmesindendir. Gaflet içinde olanlardan olma. Gaflette olanların, ağzında da dilinde de kilit vardır. Unutma ki Allah, sevdiği kulları gece yarıları sohbet etmektedir. Sen bu sohbet halkasından sakın ayrılma. O gece yarıları Allah, inanan bütün Mü’min kullarının sorularını, niyazlarını, dertlerini dinler. Sen kıymet bil ve Allah’a dua etmeye devam et. O’nu çağırmanı sağlayan dert, dünya saltanatından daha iyidir. Bil ki; dertsiz dua soğuktur. Dertliyken dua, yürekten yapılır, gönülden kopar her nida. Sen dua etmekten vazgeçip, dertlerinden nasıl rahat edeceğini, kurtulacağını sanıyorsun? Sakın duandan vazgeçme, denilir.
Abid bunun üzerine hemen kalkıp, iki rekât namaz kılar ve her zaman ki gibi duasını yapar.


* Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’e, onun al ve ashabına olsun... LİLLAHİ TEALA EL FATİHA.



SONSÖZ
Elinizde bulunan bu küçük dua isimli çalışmayı yaparken, insanoğlunun içinde bulunduğu buhranı göz önüne almış bulunmaktayız. Bu küçük ama muhtevası büyük çalışmanın hazırlanmasında bana yardımcı olan, “Huzur ve Saadet in Esasları, İmam Nevevi’nin Dualar ve Mustafa İslamoğlu’nun Âlemlerin Rabbi Allah” isimli eserleri yardımcı olmuştur. Daha geniş bilgi almak isteyenler bu değerli eserlere başvurabilir. Ayrıca bu dualar Türkçe yazılmış olup, asılları ise Arap harflerle yazılmıştır. Bu duaların aslını oluşturan hadisler ve veli kişilerin insanlara yol göstermesi, öğütleridir. Şifa duası, bereket duası, karınca duası, nazar duası v.s gibi duaların Türkçe metinlerini işlememizdeki gaye, günümüzde Arapça dua edenler belli, isteriz ki bu asılları ile dua edilsin. Fakat çoğunluğun Arapça bilmediğinden yola çıkarak Türkçe hazırlanmıştır. Dua her Peygamber’in, her Nebi’nin, her Veli’nin dilinden düşürmediği bir ibadet türüdür. İşte biz de bu dualardan hafızamıza bir nebze nakşetmeye çalışmalıyız.
Yaşamın gerçeğine baktığında; Yer gök dua üzerinedir mefkûresi ana hattı oluşturmaktadır. İnanan insan için, bundan gayrisi yalandır. İnanmak, yaşamak ve yapmak işte insana düşen bu olmalıdır. İnkâr; insanı uçuruma götürür. Dünya yaratıldığından bu güne kadar üzerinde ne zalimler, ne hainler var olmuş, ne varlıklar ne yokluklar yaşanmış, ne eziyetler ne eğlenceler olmuş v.s. ama hepsi de bir yere gitmiş. Hesap gününe bırakılmış. Onun için; insan dünyada neden var olduğunu sorgulamak zorundadır. Biz ilk insan değiliz ve son insan da değiliz, geriye baktığımızda rakamlara sığmayacak insan var olmuş, işte biz onlara bakarak, günümüzü, yarınımızı Yaratanın bizden istediği şekilde yaşamalıyız. Madem yarına çıkmaya bir belgemiz yok, o halde, akletmek ve düşünmek zorundayız.
İnsanoğlu hayatın bir imtihan olduğunu bilmeli ve İmam Nevevi’nin şu sözlerini söylemelidir: Çünkü bu kurtuluşun tek reçetesidir: “Allah bana kâfidir. O ne güzel vekildir. Güç ve kudret ancak Hâkim olan Allah’tandır. Allah’ın istediği olur. Kuvvet ancak Allah’tandır. Allah’a tevekkül ettim. Allah’a sığındım. Allah’tan yardım istedim. İşimi Allah’a havale ettim. Dinimi, kendimi, anne ve babamı, çocuklarımı, kardeşlerimi, bana iyilik eden diğerlerini, bütün Müslümanları ve dünya ile ahiret işlerinden olmak üzere gerek bana ve gerek onlara nimet ettiği her şeyi Allah’a tevdi ettim. Çünkü O, ( O’nu tenzih ederim) bir emanet aldığı zaman onu korur. O ne güzel koruyucudur.”
Bir insanın hayat çizgisi bu doğrultuda ise, hayatta başına gelen her türlü musibet, bela, dert hatta sevinci bile bir imtihan olarak görür. İşte kurtuluşta her şeyi böyle bilmekle olur. Bizim hayır bildiğimiz şer, şer bildiğimiz hayır olabilir. Her şeyin en iyisini Yüce Mevlâm bilir. Allah’a emanet olun.
























Hazırlayan: Abdullah Yaşar ERDOĞAN

Okudunuğunuz yazı toplam 5724 kere görüntülenmiştir.


Yorumlar

Bu bloga henüz yazılmış yorum yazılmamış.


Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


 
 • Diğer yazılarımdan bazıları

ÖNSÖZ Konumuzla bağlantılı olarak, gerek Kur’ân-ı Kerim’de Cenab-ı Allah (cc) ne der, gerekse Hazret-i Muhammed Mustafa (sav) ne diyor onları bilgilerinize sunmayı görev bilmekteyim....
8.3.2012 11:46:04 [ İlişkiler ]

KÜRK FAYDA ETMEZ Beyazid-i Bistami hazretleri talebelerine ders veriyormuş. Ders bitip öğrenciler dağılırken, biri oturmuş ve hayran hayran hazretlerini seyrediyormuş... Hazret bunu fark edince öğ...
14.2.2012 09:06:42 [ Eğitim ]

SOYUNA İHANET EDENİN CEZASI Bir gün Yavuz Sultan Selim Han, tedbili kıyafet edip halkın arasına girer. Sokaklarda gezip, çarşılarda alış-veriş yapar. Bu gezinti esnasında yolu kuş çarşısında düşer. ...
15.2.2012 10:58:34 [ Hayvanlar ]

Copyright 2008 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.