Türk Milletinin ince duyuş, seziş ve zevklerini şüphesiz mânilerde buluruz. Mâniler, genellikle sevgi tema'sını ele alan 7 heceli, birimi dörtlük olan, Anonim Halk Edebiyatı nazım şekillerindendir. Bu son özelliğinden dolayı, Türk şiirinin nazım birimi mâniye bağlanır ve dörtlüktür denir. Prof. Fuat Köprülü, Türk şiirinin nazım birimi hakkında; "Eski Türk nazmının vahid-i kıyasisî -Arap ve Farslarda olduğu gibi iki mısradan mürekkep beyitte değil- dört mısradan terekküp eden Mani'de bulunur. Meselâ bizim nokta-i nazarımıza göre Türk nazmının en eski şekli, hâlâ bugün Mâni namını verdiğimiz dört mısradan mürekkep kıtalardır." (1 ) der. Bu görüş, bazı araştırmacılar tarafından tartışılmışsa da, bugün kabul edilmiştir.
Mâni'nin sözlük anlamı üzerinde akla yatkın bilgiyi Hüseyin Kâzım Kadri verir: "Mâni (?) Halk edebiyatının bir tarz-ı mahsusu, ki ekseriyetle dört ve bazen altı mısradan teşekkül eder; ve hece vezninin (parmak hesabı) yedilisi ile söylenir." (2 ) Hüseyin Kâzım Kadri'nin "altı mısradan teşekkül eder" dediği mâni çeşidi "kesik mâni"dir ki, buna cinaslı mâni de denir.
Mânilerin hece ölçüsünün yani yedi heceli oluşunun genellikle kabul edilmesine rağmen, aşağıdaki iki Aydın ili mânisinde görüleceği gibi, yedi heceli olma kuralına uymayanlar da var.
Sacımız eskidi atalım -9-
Kapıya kurban dakalım -8-
Sen beni alcasın emme -8-
Paran var mı bakalım -7-
Uzun entarine peş olayım -10-
Yanına yoldaş olayım -8-
Senin o inci dudaklarına -10-
Yeşil başlı kuş olayım -8-
İlk mânide görüldüğü gibi, burada birinci mısra (9), ikinci ve üçüncü mısralar (8) er, son mısra ise (7) hecelidir. Örnek olarak verdiğimiz ikinci mânide ise durum farklı özelliktedir: Anlamsız olmasına rağmen, birinci ve üçüncü mısraların (10) ar, ikinci ve dördüncü mısraların (8) er heceli olması dikkat çekicidir. Her iki mânideki bu düzensiz hece sayısının irticalen söylemeden veya ilimizde bahtıbar denilen karşılıklı atışmalarda cevap yetiştirme kaygusundan doğmuş olduğu düşünülse bile, ikinci örnekte gördüğümüz durum ayrı bir hece özelliği de olabilir. Fakat araştırmalarımız sonunda elde ettiğimiz mânilerde bu örnekte gördüğümüz hece özelliğini bulamadık. Ayrıca mânilerde anlam yükünü taşıyan üçüncü ve dördüncü mısralardaki anlamsızlık, yani aralarında bir münasebetin bulunmayışı, cevap yetiştirme kaygusundan doğmuştur diyebiliriz.
Aydın iline ait benim toplayabildiğim mâniler; -aaxa- kafiyelenişinde (bir örnek hariç) cinassız, düz mânilerdir.
Al ata beyaz kolan
Bin de şehire dolan
Benim gibi var mıdır
Yârinden mahrum kalan
Karşıdan fener gelir
İçinden yanar gelir
Yalnız yatan gençlerin
Aklına neler gelir
Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, düz mânilerin ilk iki mısraları giriş niteliğinde olan doldurma mısralardır. Asıl söylenmek istenen şey, son iki mısrada bulunur. Yani dörtlüğün anlam yükünü, üçüncü ve dördüncü mısralar taşır. Bu yüzden mânici, bütün hünerini son iki mısrada göstermek zorundadır. Asıl söylenmek isteneni iki mısra içinde söyleme ustalığı, Türk halk dehâsının üstün bir anlatış özelliğinden başka ne olabilir?
Mânilerde ana tema; sevgidir. Toplumsal olaylara yer verilmez. Birbirini seven iki gönlün sitemlerini, kıskançlıklarını, sevdalarını, özleyişlerini dile getirir. Aşağıda görüleceği gibi bazı mâniler hiciv ve şaka özelliklerini bünyelerinde taşırlar:
Meşe meşeye benzer
Şişe şişeye benzer
Şu köyün oğlanları
Ölmüş eşeğe benzer
Merdiven bassak bassak
Çıkma yukarı yassak
Ankara'dan tel gelmiş
Kızlara koca yassak
Aydın mânilerinde yer yer, sitemlerin, kıskançlıkların, sevilen kişiyi yüceltme duygularının sık sık işlendiğini görüyoruz. Anadolu'nun kınalı parmaklı, nazlı kızları; "on bin asker" kavramını anlarlar, bilirler fakat, askerdeki sevgililerini onların hepsinden güzel bulurlar. Sevgiliden uzak oluşun verdiği ıstırabı gidermek için söyledikleri mânilerde, sevileni yüceltirler, onun bir kaşını bile, hiçbir şeyle değişmezler.
Çeşmenin başı güzel
Dibinin taşı güzel
On bin asker içinde
Yârimin kaşı güzel
Oğul olsun, kız olsun; er olsun, kadın olsun; sevdiğini aramayan, yâr üstüne yâr seven, sevenim var diye çalım satan sevgililere sitem ederler:
Sarı kurdelem ensiz
Sarardım soldum sensiz
Gidi dinsiz imansız
Nasıl duruyon bensiz
Keten gömleğim kat kat
Birin al, birini sat
Bir başka yâr seversen
Kalkmaz döşeklerde yat
Pencereden bakarsın
Halka şeker atarsın
Benim yârim yok gibi
Bana çalım satarsın
Ve bir yerde aşkın yakıcılığı gelir akla, o söylenir:
Elbisesi penbeden
Yakışıyor giymeden
Yaktı beni kül etti
On beşine girmeden
Kuyu dibi köşeli
İçi mermer döşeli
Gece gündüz yanarım
Bu sevdaya düşeli
Çeşitli Türk boylarında mâniye değişik adlar verildiğini, Irak Türkleri'nin "horyat",Azerbaycan Türkleri'nin "bayatı" dediklerini biliyoruz. Mânilerin, Anonim Türk Halk Edebiyatı'nın en güzel örnekleri olduğunu söyleyerek, sözüme -şimdilik- son verirken; bu güzel geleneğin daha asırlarca devam edeceğine olan inancımı da belirtmek isterim. (3)
Oyhan Hasan BILDIRKİ, Dil Çerezleri / 2005 e-Kitap
1 Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar, s. 216
2 Türk Lûgati, c. III - s. 230
3 Hisar Dergisi, Temmuz 1970, Sayı: 79 s. 28-29