21 Kasım 2019 Perşembe
E-mail adresiniz:  Şifreniz: Beni Hatırla
  metafizikuzmani
http://blog.edebiyatdefteri.com/metafizikuzmani/oku/3901/fitoterapi 

 • Hakkımda


metafizikuzmani

 • Yazdığım Diğer Konular
Müzik (1)
Astroloji (3)
Bebek (1)
Bilim (7)
Doğa (8)
Eğitim (20)
Ekonomi (3)
Yaşam (19)
Haber (9)
İlişkiler (30)
İş Yaşamı (5)
Kültür-Sanat (6)
Sağlık (24)
Spor (1)
Teknoloji (1)
Mutfak (3)
Moda (14)
Otomobil (2)
Çocuk (1)
Günlük (8)
Finans (1)
Hobi (4)
Din (3)
Şehir (9)
Üniversite (10)


 
FİTOTERAPİ
29.8.2010 04:55:52  [ Sağlık ]

FİTOTERAPİ


Fitoterapi Yunanca phytos=bitki ve therapy=tedavi kelimelerinin birleşiminden oluşan bir sözcüktür ve tıbbi bitkilerle tedavi anlamına gelir.Fitoterapinin kökenleri yüzlerce yıl önceye dayanmaktadır. Son yıllarda özellikle yurtdışında büyük ilgi gören bitkilerle tedavi (fitoterapi) yöntemi Türkiyede de önem kazanmıştır. Ancak her derde deva olarak görülen bitkilerin bilinçli, yerinde ve doğru olarak kullanılması gerekmektedir.
Fitoterapi teriminin ilk kez, 1870-1953 yılları arasında yaşamış Fransız hekimi Henri Leclerc tarafından La Presse Medical adlı dergide kullanıldığı iddia edilmiştir. Oysa, bu doğru değildir.Her şeye kendine bir kulp takmayı adet edinen Ortodoks tıp yanlı tutumunu değiştirmiştir.Fitoterapi her ne ad altında olursa olsun, bitkilerin sağlığı korumak veya geri kazanmak için tarihin her döneminde,bütün toplumlar tarafından kullanılmış ve kullanılmaya devam edecektir.Bu konuda ilk yazılı belge olan M.Ö.3000 yıllarına ait Ninova Tabletleri, Mezapotamya' da kurulan Sümer, Akat, Asur medeniyetlerinde bitkisel ve hayvansal ilaçlarla tedavilerin mevcut olduğunu kanıtlamaktadır. M.Ö. 2500 yıllarında Çin Tıbbıyla paralel bir gelişme içinde olan Hint Tıbbının önemli temsilcilerinden, günümüzde halen geçerliliğini sürdüren bir tıp akımına (Ayurveda Tıbbı) isim veren, Rig Veda, eserlerinde 1000'e yakın şifalı bitkiden bahsetmiştir. M.Ö. 1500 yıllarına ait Eber Papiruslarında Mısırdaki bitkisel tedaviler ve mumyalama teknikleri anlatılmış, o günlerde yaygın olan amipli dizanteriye (kanlı ishal) karşı koruyucu olduğuna inanılan soğan ve sarımsağın, günlük yemeklerinde yeterli miktarda olmaması nedeniyle piramit inşasında görev alan işçilerin çalışmayı reddettiklerinden bahsedilmiştir.
Yunan Felsefe Tıbbının önemli isimlerinden Eskulap ve modern tıbbın temeli olarak kabul edilen Hipokrat kitaplarında 400'e yakın bitkisel ilacı anlatmıştır. Bizans döneminde Diascorides 'İlaçlar Bilgisi' adlı kitabı yazmış, bu kitapta Anadolu ve Doğu Ülkelerinin tıbbi bitkileri hakkında bilgilere yer vermiştir. İslam Uygarlığı döneminde, 200'e yakın şifalı bitkiden bahseden, bir kopyası Orhan Gazi Kütüphanesinde bulunan Kitab-al Saydalafi al Tıp adlı kitabın yazarı Ebu Reyhan, 1650' li yıllara kadar referans kitap olarak kabul edilen 800 hayvansal ve bitkisel tedaviden bahseden 'Tıp Kanunu' adlı eseri yazan İbn-i Sina (Avicenna) ve Al Gafini bitkisel tıp konusunda önemli eserlere imza atmışlardır.19-20 yüzyıllarda kimya ve biyokimya bilimlerindeki gelişmeler ilaç sanayisine büyük bir ivme kazandırmış, bu sayede etkinlik, zararsızlık ve kalite prensipleri benimsenerek analitik, toksikolojik, farmakolojik ve klinik çalışmalar sonucu, laboratuarlarda tıbbın ihtiyaçlarına cevap veren pek çok ilaç geliştirilmiştir. Yine de, özellikle geçtiğimiz yüzyılda üretilebilen ilaçların birçoğu ancak bitkisel kökenli olabilmiştir. Örneğin söğüt kabuğundan üretilen aspirin, yüksükotundan elde edilen digoksin, kınakına bitkisinden çıkarılan kinin, haşhaştan elde edilen morfin gibi. Günümüzde ise mevcut ilaçların 1/4' i bitkisel kökenlidir ve bunların bir çoğunda bitkiden elde edilmek istenen etken madde, laboratuar ortamında kopya edilmektedir.

Şifalı bitkileri tanıtırken, holistik yani bütünsel tıptan söz etmek yerinde olacaktır. Holistik tıpta, bitkilerle ve doğru seçilmiş besinlerle bedenimizdeki bozulmuş dengeleri düzelterek daha sağlıklı olmak mümkündür.
Başta ABD, batı Ülkeleri, Japonya ve kanada da Doğal Tedaviye dönülmüştür. Almanya da eczanelerde satılan ilaçların % 80'i ve Türkiye de ise % 5'i bitkiseldir. Oysa ki Almanya da bitki örtüsü Türkiye ye göre çok azdır. Türkiye de çok bitki yetişmesine rağmen ve de yetişmeyen türlerinde yetiştirilmesi mümkün olduğu halde yetiştirilmemekte bu konu Türkiye de fakir kalmıştır.Çünkü ilaç firmalarının en büyük pazar payını temsil eden türkiye de,bu rantı bırakmak istemeyen doktorlar ve onun getirisi olan ilaç firma sahipleri,kimyasal ilaçlar ile pazardaki pastayı bölüşmek istememektedirler. ABD de 180 000, İngiltere de 35 000 ve Almaya da 30 000 kişi kimyasal ilaçların yan tesiri nedeniyle her yıl ölmektedir. Bu nedenle oradaki insanlar bu konulara daha duyarlıdır.Oradaki yasalar,türkiyede ki yasalar gibi işlemez herkes inandığı tıp sistemini yaşamaktan serbestttir.
Antibiyotik ilaçlar bulunduğu günden beri insanlar sürekli zehirlenmektedir. Kimyasal ilaçlar özeliklede antibiyotikler bağırsak florasını bozar. Bağırsak florasında ortaya çıkan aşırı zararlı bakteriler ve mantarların üretiği zehirli gazlar ve zehirli alkolleri elimine etmek için aşırı oranda B6, B12-Vitamini ve Folikasit harcanır. Buda homocystein oranının yükselmesine neden olur. Homocysteini B6, B12-Vitaminleri ve Folikasit Metionine çevirerek zararsız hale getirir. Antibiyotikler mantarların yayılmasına sebep olur, mantarların üretiği toksik maddeler ise başta allerjinin her türü, başağrısı, migren, depresyon ve deri hastalıkları astım, nefes darlığı vs . rahatsızlıklara sebep olur. Nasıl mı diyorsunuz?
Homocystein LDL-Kolesterolunu oksitliyerek yapısını bozar. Oksitlenen kolesterol makrofaj tarafından mikrop olarak algılanır ve onu yok etmeye çalışır. Aşırı oranda LDL-Kolesterolu yiyerek ölen makrofaj hücrelerde, hücre aralarında, dokularda ve damarların iç yüzeyinde yağlanmalara sebep olur. Damar, hücere ve doku yağlanmasına sebep olan bu curuf (artık maddeler, cüruf) hücrelerin beslenmesine engel olur. Buda beslenemeyen hücreler nedeniyle kişide sürekli açlık duygusunun ortaya çıkmasına neden olur ve kişi iştahım açıldı diyerek sürekli yemek yemek zorunda kalır. Bu nedenle bağırsak florası bozulanların tatlı, aşırı hamurlu, peynir, et ve et mamüleri yememeleri siyah çay, kahve ve kola içmemeleri gerekir.
Bağırsak mantarlarının üretiği toksik maddelerden zehirli gazlar karında şişkinliğe sebep olur. Karın şişince akciğeri sıkıştırır. Akciğer kalbi sıkıştırır. Sıkışan kalpe alttan bıcak batıyormuş gibi ağrı verir. Bağırsak mantarlarının üretiği zehirli gazların (metan, propan, etan, heksan vb..,) karında şişkinliğe sebep olduğu bununda akciğeri sıkıştıdığı ve böylece kalp problemi ortaya çıkar. Tatlı ve hamurlu yiyecekler mantarların ana besinidir bu nedenle kola vs tatlı içecekler ve tatlı yiyecekler mantarları azdırır. Kahve ve Siyah çayda şişkinliğe sebep olur, çünkü çay ve kahvenin birleşimindeki tanin mokozayı kurutur ve bağırsaklar besinlerdeki vitamin mineral ve enzimleri değerlendiremez. Ve kişide vitamin mineral ve enzim yetersiziliği görülür.
Ne kadar kimyasal ilaç, özeliklede antibiyotik o kadar mantar, ne kadar mantar o kadar toksik madde ne kadar toksik madde o kadar hastalık demektir. Mantarların üretiği toksik maddeler temiz bir ırmağa karışan kanalisayon gibidir. Kirlenen kan karaciğer ve böbrekler tarafından sürekli arıtılmaya çalışılır ve zamanla karaciğer ve böbrekler yağlanır görevini tam yapamaz, diğer organlar ve dokularda toksik maddeler yoğunlaşarak bir çok hastalığa sebep olurlar.
Ülkemizi iki büyük Atom bombası tehdit ediyor. Bunlardan biri cahillik (bilinçizlik) diğeri ise inançsızlık. Hergün televiyonlardan felan diziden, filan diziye atlayanlar,çok güzel ninni hipnozuyla uyutuluyorlar? Neredesin Türkiye? diye bağıranlar. Önemli meselelerden hiç bahsetmiyorlar, çünkü bunlar reytingsiz (halkın ilgi duymadığı) konulardır. İnsanlarımız yan tesirine bakmadan hertürlü Kimyasal ilaçı alıyorlar ve de aşırı miktarda anti depresan,antibiyotik ve ağrı kesici, maddeler kulanıyorlar.

Günümüzde çevre ve insan hayatını tehdit eden 15.000.000 kimyasal madde vardır ve bunların bir çoğu ile günlük yaşantımızda farkın varmadan hava (Araba eksozları, Fabrika bacaları vb), içecekler (Alkol, Kola, Çay, Kahve vb) ve yiyeceklerle (Konserve, Çikolata, Cips vb) karşılaşıyoruz vede zararlarını görüyoruz. Hergün insanlar, hayvanlar, bitkiler, içme suları, denizler vede toprak sürekli zehirleniyor.
Son 30 senedir kimyasal gübreler, herpezitler (yabani ot öldürücü ilaçlar) ve bakterizidler (böcek ve haşere öldürücüsü ) kullanılmaktadır. Dünyanın hemen her ülkesinde satılması ve kullanılması yasak olan kimyasal maddeler (DDT vb,) Türkiyede serbesce satılmaktadır ve hatta bazı Aktarlar bu maddeleri şifalı bitkilerle birlikte aynı raflarda satmaktadırlar. Bu zehirli maddeler toprağa atıldığında topraktaki milyonlarca mikro organizmayı öldürmekte ve bunlarla beslenen böceklerde besinizlikten ölmektedir. Sürüngenler, kuşlar, balıklar vb., besinsizlikten yok olmaktadır.
Güzel Türkiyemizin artık denizlerinde balık çeşitleri görmek mümkün değildir.Hani Karadenizimizdeki hamsiler,Marmaramızdaki çipuralar,Egemizdeki levrekler,Akdenizmizdeki kefaller nerde eskiden et pahalı olduğu için insanlar balık yerlerdi.Şimdi balıklar ,yüksek olan balıklardan da pahalı.
Almanyada doktorlar tarafından yazılan yanlış ilaçlar nedeniyle yılda 30.000 kişi ölmektedir ve bu yapılan ilmi araştırmalarla ispatlanmıştır vede bu konuda yazılmış bir düzine eser mevcuttur.Çare ilk çevrecidedir, ilk çevreci Muhammed (SAV) ilk defa Mekke, Medine ve Ciddede avlanmayı ve ağaç kesilmesini yasaklamış ve çevreyi korumuştur. Fatih Sultan Mehmet ormanlardan ağaç kesilmesini yasaklamıştı.Eskiden bazı kavimlerde bir ağaç dalının bilinçlice kesilmesi bile çok ağır derecede cezayı oluştururdu.Günümüzde ise malesef güzelim ormanlarımız bilinçsizce yakılmakta ve binlerce can kaybolmaktadır.
Alternatif Tıp veya Doğal Tedavi, ben burada daha çok Üni araştırmaları ile etkisi ispatlanan bitkilerden bahsedeceğim. Günümüzde başta ABD, Almanyaa, Japonya ve Fransa dünyada en çok doğal ilaç üreten ülkelerdir. Almanyanin bitki örtüsünü Türkiyenin bitki örtüsü ile karşılaştırmak bir hayaldir, yani Türkiyede oldukca çok farkli bitki yetişmektedir. Almanyada 200 üzerinde büyük firma doğal ilaçlar (preparatlar) ürtmektedir. Örneğinin 100 den fazla firma ginseng preparatları üretmektedir, fakat bunlardan sadece üçünün üretiği ürün gerçekten etkilidir.
Neden diyecek olursaniz, bir kapsülde olmasi gereken 1000 mg etki maddesi olan ginsenosit içermesi gerekirken çoğu firma preparatı sadece 1-50mg çoğu firma preparatı sadece 1-50mg ginsenosit içerir. Tabii ki bu doğal ilaçında etkisi olmaz. Bu sadece ginseng için değil aynı zamanda bir çok bitki preparatı içinde aynıdır. O halde eczaneden herhangi bir ilaç almadan önce, bu konunun uzmanlarına danışıp bilgi almak (Türkiyede bulunmaz) gerekir. Almanyada doktorların büyük bir kısmı ayrıce Doğal Tedavi (Naturheilkunde) eğitimi görmektedirler. Bu doktorlarda diğerlerine göre daha çok rağbet görmektedirler.
Kimyasal ilaçlar, kimyasal silahlar gibidir, nasil ki kimyasal silahlar dost düşman ayrımı yapmadan bütün canlıları yokederse kimyasal ilaçlarda bağısak florasındaki faydalı bakterilaride aynı anda yok eder ve de hücrelere zarar verir. Doğal ilaçlar ise aklılı füzeler gibi sadece hedefteki mikropları yokeder. Almanyadaki Doktorların yazdıkları kimyasal ilaçların yan tesirinden dolayı heryıl 30 000 kişi ölmektedir.
Bu konuda yazılmış olan eserler mevcuttur vede bu nedenle belgelere dayanmaktadır. Mesela bir Contaganın 15 000 çocuğun spastik özürlü doğmasına neden olduğu bilinmektedir.Birde bitkilerden zehirlenenler oldu mu ona bakalım. Örneğin ısırgan, kimyon, rezene, anason, nane, oğulotu, çörek vb. bitkilerden zehirlenen var mı? Tabii ki bundan bizim modern tıbba karşı olduğum anlaşılmamalıdır, bize göre modern tıp ve alternatif tıp birbirini tamamlarlar. Tabii ki bundan da Lokman Hekim ismi ile insanlara kendilerinin bile bilmediği ve eğitim almadığı bitkileri satan aktarları ve herbalistleri desteklediğim anlaşılmamalıdır. Türkiye de bilinçli fitoterapi eğitimi olmadığından yada sadece doktor ve eczacılara bu tür eğitimler verildiğinden dolayı herkes kendini lokman hekim,kör yusuf,şifacı ilan ediyor ve bilmediği bitkileri satıyor,ginseng,aloe vera,ginko globa vb gibi bitkiler insanların kulağına güzel geldiği içinde çok fazla faydası olmayan bitkiler satılıyor. Dünyanın en büyük kanser araştırmaları Enstitüsü 34 yıllık bir çalışma sonunda taxol'u keşfeti onunda bir çok yan tesiri var.Bakıyorsunuz kansere bile çare diyen bazı bitkileri satan insanlar,aktarlar ve herbalistler görülüyor.


Türk Milleti olarak eskiden doğal tedavide ne kadar ileride isek bugünde o kadar gerideyiz, bunun nedeni muhtemelen bazi ilaç fabrikalarının sahipleri olanların veya ilaç ithalatı ihracatı ile uğraşanların ayni zamanda basınıda kontrol etmeleridir.
Avrupalı; 15-16. Yüzyıl da, Türk (Osmanlı) ve Arap tan (Endülüs) aldığı ilimle başlattığı Rönesans ile bugünlere geldi.
Bitkinin Türkçe, Almanca ve Latince isimleri ve halk arasındaki isimleri. Bitkinin drogları (şifalı kısmı), tarihçesi, botanik, yetiştirilmesi, hasat zamanı, birleşimindeki maddeler, birleşimindeki bazı önemli maddelerin açık formülü, tesir şekli, klinik araştırmalar ve sonuçları, klinik araştırmalarına göre kullanılış şekli, aroma terapideki yeri, homöpatideki yeri, çayı, çay harmanları, tentürü, posyonu, eterik yağları, ekstresi, kremi vs. yan etkisi var mı? Bütün bunlar irdelenmektedir.Metafizik uzmanı Gökhan hani ile özel ruhsal ve gelişim merkezi olarak sertifikalı olarak fitoterapi(şifalı bitkiler) eğitimi verilmektedir.Tüm aktarlar ve şifalı bitki satan veya satmayan tüm insanlar Özel Sertifikalı fitoterapi eğitimine katılabilirler.Kendi hastalıklarınıza doğal kaynaktan şifa aramak için,o kitaptan veya şu internet sitelerinde bilgi almak yeterli değildir.Son yıllarda Türkiyede bazı kişiler şifalı bitki kitapları piyasaya sürmüş fakat çok yetersiz ayrıca yanlış bilgilerin çok olduğu görülmektedir.
Bugün Türkiye de yayınlanan birçok kitap yığınla yanlışlarla dolu ve hatta internette ki Türkçe metinler dahi çok ilkel, 1000 yıllık eski bilgileri olduğu gibi yayınlıyorlar. Artık Dünya ya şöyle bir bakmanın zamanı gelmedi mi? Metafizik uzmanı Gökhan Hani ile özel sertifikalı fitoterapi dersi en önemli farkı başta Kanada, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya, Çin, Japonya, Hindistan, ABD gibi ülkelerde 1000 den fazla üniversite kliniğinde yapılan tedavi denemeleri, araştırmaları, değerlendirmeler ve sonuçları verilmektedir.
Eski kültürlerde şifalı bitkilerin ve bitkisel ilaçların kullanımı, kuşaktan kuşağa özenle aktarılan bir zanaat olarak algılanıyor ve özenle korunuyordu. Bu tedavi şeklinde, bitkilerin hafif etkisi benimseniyor ve sabırla hastalığın iyileşmesi bekleniyordu. Değişime uğramamış bazı yerli kültürlerinde bu sanat hala devam ettiriliyor olsa da, son zamanlarda modern tıp, fitoterapiyi, hızlılığı ve keskinliğiyle -diğer endüstriyel gelişmeler gibi- sözde önemsiz hale getirdi. Fakat özellikle ortodoks tıbbın da çözemediği kronik hastalıkların tedavisinde gösterdiği başarı ile fitoterapi bugün modern ve tercih edilen doğal tıbbın en önemli tedavi yöntemlerinden biri olarak tekrar hak ettiği yere geliyor.


Fitoterapi Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından onay gören bir tedavi yöntemi. Bu tedavi yöntemi, Avrupa da özellikle de Almanya da yerini tamamen sözüm ona modern tıbba bırakmadığı için önemini de kaybetmemişti. Fitoterapi için gerekli olan ilaçlar eczane ve diğer drog satış noktalarında büyüyen bir ivme ile günümüze kadar geldi.
Doğal tıbbın genelde büyüyen bir hızla insanların tercih ettiği tedavi yöntemi oluşu
fitoterapinin günümüzde daha da büyük bir önem taşımasının öncelikli nedenleri arasında yer alıyor. Az gelişmiş ülkelerde yaygınlığı ve ekonomik oluşunun yanı sıra, refah düzeyi yüksek olan ülkelerde modern tıbba alternatif olması ve modern tıbbın bir çok konuda sağlık problemlerini çözemeyişi, aksine hastalıkları kronikleştirişi nedeniyle de birçok hasta bilinçli olarak fitoterapiye başvuruyor. Zira Almanya da modern tıp doktorları (hatta başhekimler bile) kendi hastalıklarının tedavisi için hastalarına verdikleri ilaçları kullanmayıp doğal tıp uzmanlarına geliyor (bir araştırmaya göre doktorların yüzde 80 i kendi hastalığı için, hastasına verdiği ilaçları kullanmadığını vurguluyor).


Çağımızda tükettiğimiz birçok besin maddesinin (hormonlu, suni, vs.) ve diğer yaşam koşullarının (örneğin stres) bizde bazı medeniyet hastalıklarına yol açtığı kesin. İnsanlar hızla bu konuda hassaslaşıyorlar ve bilinçlenerek, koruyucu olarak doğal tıbbın en eski yöntemlerinden sayılan fitoterapiye başvuruyorlar.
Günümüzde fitoterapiyi bir doğal tedavi yöntemi olarak uygulayabilmek için bazı noktaların dikkate alınması büyük önem taşıyor.
Öncelikle yeterli derecede tıp bilgisi/eğitimine (anatomi, fizyoloji ve pataloji) ve detaylı tıbbi bitkiler bilgisine sahip olmak gerekiyor. Bu da tıbbi bitkilerin etki alanları, tıbbi bitkilerin içerik maddeleri, bu bitkilerin hangi bölümlerinin ne şekilde kullanılması gerektiği, tıbbi bitkilerin karşılıklı olumlu ve olumsuz etkileşim durumları, yani hangi bitkilerin birlikte kullanılması yararlı veya zararlı olduğunu bilmekten geçiyor. Örneğin, kansızlık konusunda demir içeren bitkilerden oluşan bir çaya, tanen ihtiva eden bitkilerin karıştırılmaması gerekiyor; çünkü tanen demir alımını frenliyor.
Fitoterapi uygulayabilmek için iyi bir patofizyoloji bilgisine de sahip olmak gerekiyor. Ancak bütüncül bakışa sahip olmayan bir fitoterapistin hata yapma şansı da yüksektir.
Doğal tıbbın bütünsellik ilkesi gereği, bitkiler ile tedavi uygulanırken diğer organların durumlarının da göz önünde bulundurulması şarttır. Örneğin tiroit bezleri yetersiz çalışan bir hasta bize idrar yolları iltihabı nedeniyle gelir ise ve onun tedavisinde ilk akla gelen atkuyruğu otu kullanılırsa, bu bitki brom içerdiğinden troit bezlerinin diğer besinlerden iyot alımını engeller. Bu nedenle bu tedavide aynı görevi yapan fakat brom içermeyen diğer tıbbi bitkilerin kullanılması tercih edilmesi gerekir.
Tıbbi bitkilerin doğal yaşam ortamlarındaki signatur ve enerjilerinin gözlemleri de fitoterapi uygulamalarında büyük önem taşıyor. Doğayı çok iyi tanıyan hekim Paracelsus tarafından geliştirilen signatur öğretisine göre, her bitki bize hangi hastalıklara iyi geldiğini belli işaretlerle gösteriyor. Bu öğreti ünlü botanikçi Goethe tarafından bilimsel bir boyuta getirilerek, Rudolf Steiner sayesinde de Antropozofik tıbbın en önemli unsuru haline getirildi. Bunun kanıtını Antropozofi çalışan doktorların kanser tedavisinde kullandıkları ökseotu iğnelerinin verdiği olumlu sonuçlarında görüyoruz. Sigantur öğretisine göre, ökseotunun yaşam şekli kanser hücresiyle yakın benzerlik gösteriyor.
Bir fitoterapist, her ne kadar başta, ondan önce kullanılmış ve olumlu tecrübe edinilmiş bitki karışımlarını örnek alsa da, gerçekte fitoterapistin kendi edindiği deneyimler çok önemlidir. Bu nedenle bir fitoterapistin gerçek eğitimi hiç bir zaman bitmez.

Ancak bitkisel tedavi tamamen uzmanlık isteyen ve bireysel uygulanması gereken bir tedavi yöntemidir. Şifalı bitki zararsız bitki anlamına gelmez. Bu bitkilerin, doğru kullanıldıkları takdirde şifalı, yanlış dozda kullanılması durumunda ise zararlı etki göstereceğini unutmamak gerekir. Bazı durumlarda daha kötüleşme veya yeni rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu nedenle kitaplardan veya internetten alınan bilgilerle hastaların kendi kendilerini tedavi etmekten kaçınması, hastalık durumunda mutlaka bir fitoterapi uzmanına danışmaları gerekir.

Fitoterapinin başarılı olduğu hastalık ve alanlardan bazıları:
Migren, diğer baş ağrıları
Atardamar ve toplardamar kan dolaşımı bozukluğu
Kalp hastalıkları, tansiyon problemleri
Alerji, cilt hastalıkları
Solunum yolları hastalıkları, astım
Romatizma, osteoporoz
Hormonal dengesizlikler
Uykusuzluk, değişik kriz dönemi problemleri
Üşütme, nezle, sinüzit, grip (Üst Solunum Yolları Enfeksiyonları )
Aşırı kilo, kilo alamama
Kadın hastalıkları, menstrual düzensizlik
Kadınlarda buhran dönemi, menopoza giriş zorlukları
Mide ve bağırsak rahatsızlıkları
Tiroit bezi hastalıkları
Kemoterapi sonrası tedavi
Şeker hastalığı
Böbrek ve idrar yolları rahatsızlıkları
Karaciğer ve safra kesesi hastalıkları

TÜM AKTAR VE ŞİFALI BİTKİLERLE İLGİLENEN TÜM VATANDAŞLARIMIZ İÇİN 300 AYRI BİTKİDEN OLUŞMUŞ 18 SAATLİK FİTOTERAPİ DERSLERİNE SERTİFİKALI KATILARAK SİZDE DOĞADAN GELEN SAĞLIK GÜCÜNÜ ARTIK PROFESYONELCE İŞLEYEBİLİR HEM KENDİNİZE HEMDE ÇEVRENİZE SAĞLIK AÇISINDAN BÜYÜK KATKILAR SAĞLAYABİLİRSİNİZ.İNTERNATİONAL SPECİAL METAPHYSİCS ACADEMY RUHSAL VE KİŞİSEL GELİŞİM MERKEZİ UZMANI GÖKHAN HANİ İLE FİTOTERAPİ DERSLERİNİ ALMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ NUMARALARI ARAYARAK İKİ ÖZEL SERTİFİKALI EĞİTİMLERE KATILABİLİRSİNİZ.

SİZDE İMKANSIZ GÖRÜLEN FAKAT BİZİM İÇİN İMKANSIZ OLMAYAN ALTERNATİF(TIP) FELSEFENİN 1001 ÇEŞİT İMKANLARIYLA TÜM RUHSAL VE FİZİKSEL HASTALIKLARA KARŞI METAFİZİK UZMANI VE PSİKANALİST GÖKHAN HANİ'NİN 9 YILLIK TECRÜBESİYLE ŞİFAYA KAVUŞUN.YAŞADIĞINIZ ŞEHİRDEN UZAKLAŞMADAN VEYA İSTANBUL KADIKÖY MERKEZİMİZDE METAFİZİK UZMANI VE PSİKANALİST GÖKHAN HANİ Yİ DAVET EDEREK BULUNDUĞUNUZ TÜM NEGATİF ETKENLERİ VE PROBLEMLERİ ÇÖZÜN.İMKANSIZLIK SADECE YÖNTEM VE TECRÜBE EKSİKLİĞİNDENDİR.

INTERNATIONAL ACADEMY OF SPECIAL METAPHYSICS

RANDEVU ALMAK İÇİN:
TEL:0216 449 4561 HAT
GSM:0535 939 0123 TURKCEL
GSM:0543 765 7590 VODAFONE
GSM:0554 833 4588 AVEA
ADRES:
BİZE ULAŞMAK ÇOK KOLAY. ADRESİMİZ CADDE ÜZERİNDE
Org. Şahap Gürler Cd. Rasim Paşa Mah.Deniz Otel yönü, Nautilus-Carrefour yolu, Yaşam Eczanesi üstü, Orhan Apt: No:30 Daire:3 -Kadıköy-(Rıhtım)İSTANBUL
INTERNATIONAL ACADEMY OF SPECIAL METAPHYSICS


Okudunuğunuz yazı toplam 1308 kere görüntülenmiştir.


Yorumlar

Bu bloga henüz yazılmış yorum yazılmamış.


Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


 
 • Diğer yazılarımdan bazıları

ALDATMA VE ALDATILMA Aldatılmak ve aldatma, geçmişten günümüze kadar devam eden ve edecek olan ikili ilişkileri öldüren veya yaralayan ağır bir kavram. Aldatılma ve aldatılmanın tanımı çok genişt...
23.5.2009 22:46:40 [ İlişkiler ]

UNUTMAN GEREK! BENİ UNUTMAK İSTİYORSUN? HANGİ DEHŞET ÇIĞLIKTASIN! BENİ UNUTMAK İSTİYORSUN? HANGİ LANETLİ KASIRGADASIN! BENİ UNUTMAK İSTİYORSUN? HANGİ DİNİN İMANINDASIN! BENİ UNUTMAK İSTİYORS...
21.6.2010 22:41:49 [ İlişkiler ]

SÖZDE ÜNLÜ İNSANLAR: Dünya dil literatürün de''ünlü olmak''cümlesi semantik(anlambilim) ve filolojik(dilbilim) bakımından incelendiğinde enformatik bilgi üretenlere, evrensel yararlı bir şey icat eden...
22.6.2008 23:33:57 [ Kültür-Sanat ]

RADYASTEZİ(BİO MOLEKÜLER FİZİK):İnsan veya objelerin Bio manyetik alanlarının (negatif-pozitif)birbirlerini çekerek doğadaki saf maddelerin bulunmasında kullanılan bir tekniktir. Genellikle iki çatall...
9.8.2008 22:38:45 [ Hobi ]

Copyright 2008 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.