24 Mayıs 2012 Perşembe
E-mail adresiniz:  Şifreniz: Beni Hatırla
  hacı ali
http://blog.edebiyatdefteri.com/haci-ali/oku/1216/olumun-gercegi 

 • Hakkımda


hacı ali

 • Yazdığım Diğer Konular
Astroloji (1)
Bilim (21)
Eğitim (1)
Yaşam (11)
Haber (188)
İlişkiler (94)
Sağlık (1)
Günlük (2)
Din (47)


 
ÖLÜMÜN GERÇEĞİ
13.12.2008 21:34:33  [ Din ]

ÖLÜMÜN GERÇEĞİ






Ölüm sonrasından söz edilince,
Ahiret azabından kork denilince,
Bazı yufka akıllılar derler ki;
“Gidip gören mi var ne belli,
Hani iddianızın delili.”?

Aklı başında olanları etkilemez belki.
Böyle saçma bir mantık, gülünç iddialar.
Ya çocukların, şu zayıf insanların imanı.
Onlara yazık oluyor, iğfal ediliyorlar.

Ölüm gerçeğini şüpheye yer bırakmadan.
Öğrenip, insanlara anlatmak isterdim.
Çocuk beynimle gözlerine sokarcasına.
İşte ölümün gerçeği, diyebilsem derdim.

Henüz on yaşıma bile basmamıştım.
Sözde büyüklerim, şaka ile karışık;
İmanımı bozmak istemişlerdi.
Benim yanımda birbirlerine,
Hani ahiretin delili demişlerdi,
Kim gidip görmüşte anlatmışmış…
Belki doğruymuş, belki yalanmış…
Ahirete olan inancımı yitirmemiştim ya,
O şakayla içime çürük atmışlardı.
Huzur içindeki kalbimi yaralayıp,
Tatlı aşıma acı katmışlardı.

RABBİM; gerçeğini göstersen demiştim.
Nasıl olacağını ise bilememiştim.

Aradan uzun zaman geçmişti.
Yaşım yirmi üçlere ermişti.
“Uyku bir bakıma ölümdür.”
Mealindeki hadisi öğrendim.
Merakımı büyük ölçüde yendim.

Doğru ya…
Uykuda insan gerçekten ölüydü…
Beden yaşıyordu ya, bilinç gömülüydü…
Uyuduğu süre içinde dünyadan bi haberdi,
Yalnız ve yalnız Rabbiyle beraberdi.
Ölümü anlamıştım bu haber bana yetti.
Ölünce, öleceğini zannetmek gafletti.

Rüyalar en güzel delildi ahirete,
Kiminde cehenneme, kiminde cennete.

Bir gün Cuma namazını huşu ile kılmıştım.
Şeytanların her cinsinden Hakk’a sığınmıştım.
RABBİM o gece çok güzel bir rüya bahşetti.
Ölüm ötesine kabir hayatı vahy’etti.

Ölmüştüm, yıkamışlardı, kefenlenmiştim.
Musalla taşındaydım, sanki dinlenmiştim.
Namazımı kılıyorlardı, kırk elli kişi.
Hepside erkekti, yoktu içlerinde dişi.
Tabutumun içinden onlara bakıyordum;
Allah, Allah. Ölüm denilen şey bu muymuş?
Ölmemiştim ki dünyada gibi yaşıyordum.
Hem çevremi görüp durmadayım…
Hem her söylenileni duymadayım.
Üstelik bütün bedenim göz olmuş…
Hem önümü görüyorum, hem ardımı;
Hem üst yanımı, hem altımı.
Dilersem cesedimle oluyorum,
Dilersem göğü boyluyorum.

Aldılar naşımı, kabirime koştular.
Ardım sıra olur olmaz konuştular.

Ben bakarken mezarımı biraz daha oydular.
Usulca tutup kara kabrime koydular.
Şimdi ancak kabirin açık yerinden görüyordum.
Hepsinin seslerini tam olarak duyuyordum.
Biri bir avuç toprak alıp üzerime attı.
O bir avuçla, dünya ışığını bana kapattı.
Artık zifiri karanlıktaydım ama diriydim.
Bilinçliydim, nerede olduğunu bilen biriydim.
Üstüme toprak atanları seslerinden biliyordum.
Rabbimden gani gani rahmet diliyordum.

Beni gömüyorlardı, ben onları duyuyordum.
Yaşıyordum işte, ne ölmüştüm ne uyuyordum.

Oturup başucuma Kur-an okudular.
Hüküm Allah’ın, hüküm Allah’ın deyip durdular.
Usul usul uzaklaşıp gitti her biri,
Sınıra kadar işitildi ayak sesleri.
En arda kalan, duvarı atlayıp çıktı.
Artık arkadaşım, zifiri karanlıkta yalnızlıktı.

Az sonra, mezarımı altı yöne genişler gördüm;
Rabbime şükür, gümüşi renkte nura gömüldüm.
Her yan pür nur, nasıl oldu anlamadım.
Işığın kaynağı nerede aradım bulamadım.
Bembeyazdı, florasan ışığına benziyordu…
Ruhuma anlatılmaz hazlar veriyordu…

Birden, dört duvardan açıldı, dört kapı,
Dört er kişi bana doğru geldiler…
Her birinin ellerinde siniler…
Sinilerde dolu dolu yemek kabı.

“Hoş geldin komşu, sefa geldin.
Ölüm nasıl bir şey işte bildin.
Kadrini bilerek, şükrünü eda et.
Çünkü Allah’ın lütfüne erdin.

Bu tecelli bir dileğin sonucu,
Ölümün gerçeğini keşif idi;
Dünya ile henüz işin bitmedi.

Vakti gelince aynen böyle ölürsün…
Yaşadıklarını aynen burda görürsün
Eşim: uyan bey, sabah vakti, dedi.
Seherde inliyordu ezan-ı Muhammedi.

Haydin namaza, haydin namaz.
Haydin kurtuluşa, haydin kurtuluşa.
Namaz uykudan hayırlıdır.
Allah uludur,Allah uludur.
Muhammed onun resulü ve kuludur.

Ilgnı -1993


Okudunuğunuz yazı toplam 373 kere görüntülenmiştir.


Yorumlar

28 Aralık 2008 Pazar 09:10:09
tebrıkler
14 Aralık 2008 Pazar 00:30:22
Çok içten çok düşündürücü
Kutladım dost yüreği
saygılarımla efendim

Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


 
 • Diğer yazılarımdan bazıları

Mehmet Ali BULUT yazdır "Bu tür gayrı ahlaki servisler, esasında, haklı sayılabilecek belgelerin açığa çıkarılmasını da müttehem hale getiriyor" diyen yazar Mehmet Ali Bulut, Deniz Baykal'...
10.05.2010 13:08:44 [ Haber ]

Safiye’nin bir başka yazısı ve ardından mektuplarımızın devamı.. 11 / 01 / 2006 SÜVEYDA Bir kitapta okumuştum yıllar önce.Yazar diyordu ki ;İnsan birini deliler gibi severken kend...
12.12.2008 13:56:56 [ İlişkiler ]

ÇEK ELLERİNİ ÜZERİMDEN. Yeşil,mavi... Alacalı bir bahçe sanki.Karşımda bir adam önümde bira.Henüz gün batmadı.Bulutların gölgesi bu karartı.Bir ağaç ilişti gözüme.Belki meşe.Dalları düşüyor yere,ke...
14.01.2009 11:20:51 [ İlişkiler ]

Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı? > Bir Katılımcı: Hocam Allah'a Şükür bildiğimiz kadarıyla yok. > Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, ...
07.04.2009 19:08:29 [ Yaşam ]

Copyright 2008 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.