16 Eylül 2019 Pazartesi
E-mail adresiniz:  Şifreniz: Beni Hatırla
  hacı ali
http://blog.edebiyatdefteri.com/haci-ali/oku/1144/ilm-i-ledun---insan-i-kamil 

 • Hakkımda


hacı ali

 • Yazdığım Diğer Konular
Astroloji (1)
Bilim (21)
Eğitim (1)
Yaşam (11)
Haber (187)
İlişkiler (95)
Sağlık (1)
Günlük (2)
Din (47)


 
İLM-İ LEDÜN / İnsan-ı Kamil
3.12.2008 23:24:58  [ Din ]

İLM-İ LEDÜN / İnsan-ı Kamil

Bismillahirrahmânirrahiym









Allah adı ile kaim olan o yüceler yücesi zata hak ettiği şekilde hamd olsun.

Salât ve selam âlemlere rahmet olarak gönderilen hz. muhammede, aile efradına ve ashabının cümlesine…... Ayrıca islamiyetin gelişinden günümüze kadar gelmiş geçmiş cümle evliya, ulema ve şüheda üzerine olsun. Âmin.



Azizim:

Bu çalışmada allah bizi başarılı kılsın.

Ki, bu mübarek ilmi layığı veçhile kayıt altına alalım. Anlaşılması kolay, uygulaması sarih bir eser haline gelsin. Çeşitli kaynaklardan yararlanarak ve kendi tecrübelerimizi ekleyerek ortaya koyacağımız bu eser;öğrenilmesi zor ve elde edilmesi ancak haslar hasına nasip olan İLM-İ LEDÜN dür.. Öyle bir açıklıkla anlatalım ki, inşallah içine hak olandan başka bir bilgi karışmamış olsun. Teviller yoluyla celalın tuzağına düşme riskini en aza indirgemiş olalım. Geçmişte birçok sebepten dolayı, kapalı tutulmuş kapıları mümkün olduğu kadar aralayalım. Özele hitap edildiğini unutmadan yazalım ve okuyalım. Âmin.







İNSAN-I KAMİL



Bilesin ki azizim O…yani insan-ı kâmil rasulullah Muhammet Mustafa hazretleridir.

Hikmetullahın icabı olarak her devirde nur-u Muhammedin vekili, hz Hüseyin efendimiz soyundan bir zat bulunur ki, bu zatlar için dahi aynı tabir kullanılır.Çünkü bu zatlar hem peygamber efendimizle, hem de sıfatullahla tevhit olmuşlardır.Zat evliyasıdırlar..Hz Hasan efendimiz soyundan gelen evliyalar, sıfat evliyalarıdır.Hanımının konumundan dolayı bu soydan zat evliyası gelmez.Sıfat mertebesinde kalırlar. Öteye geçemezler. Arada ki fark ileride anlatılacaktır.

İnsanı kâmilin özellikleri ile ilgili yeterince bilgi verildikten sonra, nur-u tevhit hakkında da geniş bilgi verilecektir. O makama nasıl bir çalışmayla ulaşılır. Tevhidin mahiyeti nedir. Bu eserin yazılma nedeni esasen bu ve benzeri binlerce soruya cevap vermek üzere kaleme alınmıştır..



Abdülkerim Ceyli hazretleri İNSAN-I KAMİL adlı iki ciltlik eserinde şöyle buyuruyor. O…yani İNSAN-I KAMİL hem hakkın mukabili, hem halkın mukabilidir.



Bilesin ki…

Bu bölüm, kitaptaki bölümlerin umdesidir.

Hepsinin dayanak noktasıdır. Şöyle söylemek te mümkün. Bu kitabın tümü, başından sonuna kadar, bu bölümün şerhinden ibarettir.



Sonra.

Bilesin ki,

Bu insan nevinin fertlerinden her biri, diğerinin bir nüshasıdır.

Örneğidir. Suretidir. Hem de hiç eksiksiz, kemal derecesinde.

Birinde ne varsa, diğerinde de aynı şey vardır. Bir arızi durum olmadığı takdirde: Onlar, karşılıklı duran aynalara benzerler.

Ancak, onların tamamında eşya bil kuvve vardır, seçilmişlerde ise bilfiil bulunur. Kendilerinde eşya bilfiil olanlar, peygamberlerin ve veli kulların kâmil olanlarıdır.(burda nuru tevhide ulaşanlar kast edilmektedir. Bunlara zat peygamberleri ve zat evliyaları tabiri kullanılır. Sıfatullah nurunda(Allahla) tevhide ulaşmış olanlarıdır. Ulul azım peygamber tabiri bu zatlar için kullanılır. Sekiz peygamber bu konumdadır. Evliyalar için dahi tevhitte bir fark olmadığından, onlar için de zat evliyası,veya gavs-ı azam, kutup el aktap,imam-ı zaman tabiri kullanılır..)



Kaldı ki, bunlar dahi, kemal derecelerinde değişik durumlar alırlar. Bazıları bazılarına göre daha kâmildirler. Hazreti muhammet Mustafa s.a.v. bunların ekmelidir. En kâmilidir. Allah cc. bütün esmalarıyla, miraçta kâmilen tevhit olmuştur. Diğer enbiya ve evliyalar ise bir veya birkaç esmasıyla bilfiil, diğer esmalarıyla bil kuvve tevhit nasip olmuşlardır.



Bu nedenle, bütün kâmil peygamberler ve kâmil veliler, Rasulullah S:V: efendimize katılmışlardır.

Ama kâmilin ekmele katıldığı gibi.

Öncekiler ve sonrakiler dâhil olmak üzere, bütün kâmillerin efendimize bağlılıkları vardır. Amma bu bağlılık faziletlinin en faziletliye bağlanması şeklindedir. Bu nedenle mutlak İnsan-ı Kamil den murat hz. Resulü Kibriya, Muhammet Mustafa’dan başkası değildir. Diğerleri ancak onun vekili mesabesindedirler. Esasen kendisinden sonra gelen vekillerini, hz. Hüseyin efendimiz soyundan olmak üzere, kendisi yetiştirir ve göreve tayin eder. Hz. Muhammed efendimizle tevhide ulaşmadan hiç kimse cenabı hakka ulaşamaz. O’nun mührü olmadan kâinata kimse söz geçiremez.

Bu konuda söz söyleyen herkesin edebi bu çerçevede cereyan eder. Allah’a karşı edebimiz nasıl ise, Allah’ın bütün esmalarıyla bilfiil tevhit olmuş olan efendimize edebimizde aynı olmak durumundadır.



Bilesin ki.

Allah seni korusun…

İNSAN-I KAMİL; öyle bir kutuptur ki: Cümle vücut semaları onun üzerinde devresini tamamlar. Önünden sonuna kadar bu böyledir. İNSAN-I KAMİL: daima birincilik makamının sahibidir. Bu durum varlığın oluş tarihinden başlayıp, ebediyete kadar böyle devam eder. Âdem as. ile başladı son vekil ile tamam olacak.



Sonra…

İNSAN-I KAMİL: Çeşitli vasıflara bürünür. Çeşitli yerlerde zuhur eder.’’O, her an bir şendedir.’’Kendisi hangi sıfatta görünüyorsa, o isime itibar edilir. Diğer sıfatları kuvvede kalır.



Bu fakir, O’nunla buluştu,tanıştı.. O, suret olma yönü ile her surette mekân tutabilir.

Edep ehline düsen odur ki: O’nu hayatta olduğu şekilde görürse, o zamanki adını söyleye.

O mübareği, dünya gözüyle görme işi,1974 yılında, yirmi yedi yaşımda iken, Allah’ın bir lütfü olarak, Konya-Ilgın ilçesi Çavuşçugöl Kasabasında öğretmenlik yaptığım sırada gerçekleşti. Bir tevafuk sonucu hocam, mürşidim Hacı İsmail Fidan ile tanıştım. Tanır tanımaz aramızda olağan üstü bir bağ oluştu. Her gördüğümde, gönlüm huzurla dolar, onunla birlikte iken kendimi asrısaadette, rasulullahla birlikteymiş gibi hissederdim. Aklım o olmadığını bilirdi tabii. Ama gönlüm öyle hisseder, öyle hayal ederdi. Olağan üstü bir çabuklukla Allah ve peygamber aşkı, bütün benliğimi, O mübareğin nazarıyla sarmıştı. Verdiği ilk görevi tamamladığımda, nur görmeye başlamıştım.

Hocamın nüfuzuna girdiğimin ilk yılı idi. Evimde arkam kıbleye dönük olarak Resulü Kibriya efendimizi tefekkür ediyordum. Ona âşık olmuştum. Onu düşünmeden bir dakikamı bile geçiremiyordum. Herhangi bir şey onu düşünmekten alıkoysa, kendimi sevdiğine ihanet etmiş biri gibi suçluyordum. Günlük yüzlerce salâvat-ı şerife getiriyor, çoğu zaman salâvat getirirken ağlıyordum. Bir gün ibadetlerimi yapmış, yeterince salâvat getirmiş, kendisini görmek için yanıp tutuşan, bağrı yanık biri olarak, arkam kıbleye dönük, dizlerimin üzerinde oturmuş vaziyette tefekkür ediyordum. Karşı duvarda, nokta büyüklüğünde, yeşil bir nur (zat nuru) doğdu. Son zamanlarda çok sık görmeye başladığım o nuru seyredip feyizlenirken, mübarek nur genişlemeye başladı. Tahminen otuz, otuz beş santimetre çapa ulaştığında, efendimizin nur yüzü belirdi. Yalınız başı görünüyordu. O mübarek olduğunu hemen bildim. Eski bir tanıdık gibi gülümsedim. O da gülümsedi. Sanki sürpriz, der gibiydi. Gözlerimin içine baktı, baktı. Gözlerime bakıyordu ya, bütün bedenime nüfuz ediyordu. Kendisinden öyle bir enerji yüklendim ki, bedenimin her hücresinin kutsandığını hissettim. O derecede bir rahatlık, huzur ve güven tesis edildi ki, bu olağan üstü hali en tabii hadiselerden bile daha doğal karşılamıştım. Bu karşılıklı etkileşim en az üç dakika, belki beş dakika kadar sürdü. Alınması gereken alınmış, verilmesi gerekenler verilmiş olduktan sonra, o görüntüyü yeşil bir nur perdeledi. Açıldığı hızda, yavaş yavaş, küçüldü ve bir nokta büyüklüğüne indirgendi. sonra kayboldu. O ana kadar kendisine duyduğum, gönlümü yakıp kavuran aşkın yerini anlatılması imkânsız bir huzur kapladı. Daha sonraki özlemlerimde aynı ateşi bir daha asla hissetmedim. Hep rahmet duyguları ile görüşme gününü bekledim. Şu satırları yazarken o günlerin hatırına aynı şekilde ağlamayı nasip eden mevlama hesapsız şükürler ediyorum. Dört beş yıldır kendisini açık bir şekilde göremiyorum. Mutlaka gücendirmiş olmalıyım. Geçim derdinden dolayı tefekkür etmeyi de salâvat getirmeyi de ihmal ettim. Rahmetinden mahrum ettim kendi kendimi. Mademki o günlerdeki gibi ağlayabiliyorum inşallah şu anda yanı başımdadır. Bu acizi affetmiştir ve yeniden, yeniden görüşmeye bi iznillahi teala karar vermiştir. Gece gündüz Ümmeti için ağlamalarım devam ediyor. Her türlü dünya işini bıraktım. Günün yirmi dört saati, uyurken bile ibadet halindeyim. Hayretten bi iznillah kurtuldum. Ne yapacağımı nasıl yapacağımı her gün biraz daha iyi anlayarak devam ediyorum. Nasıl oldu da bu zamana kadar celalden kurtulamadım, bilmiyorum. Meğer bu ilm-i ledün hikmeti gereği, hep böyle tam mesai istiyormuş. Bir an bile gaflet edilmemesi lazımmış. Dünya ihtiyaçları bizi işimizi doğru yapmaktan alıkoymuş.

Sürekli celal fırsat bulup, olmadık tecellilerle bizi uğraştırırmış. Şükürler olsun, artık gözümün önü açıldı. Bir görev biter bitmez, yenisine başlıyorum. Hem ülkemin, hem ümmetin ihtiyacı o kadar çok ki, biri bitmeden birkaçının planını birden yapıyorum.30 Ekimi 31 Ekime bağlayan gece 01.33 te bu satırları yazdım. Ağlamaktan yorgun düştüm. Şu anda ara vermem gerekiyor.



Halen sürekli olarak gördüğüm o yeşil nokta büyüklüğündeki nurun zat nuru olduğunu çok sonraları, hocam Hacı İsmail Fidandan hz. öğrendim. Bu hadiseyi, o kadar sıradan bir olay olarak değerlendirmiştim ki, yıllar sonra önemini kavrayabildim. O tecellinin manevi sarhoşluğunu sıfatullahla, yeşil nur içinde, bir oluncaya kadar anlayamamıştım. Daha sonra gerçek rüyalarla defalarca kendisiyle buluşmak nasip oldu. İleride bu buluşmalardan bahsedeceğiz inşallah.



Bu nevi buluşmalarda O Hazretin gerçek kimliği ile isimlendirilmesi söz konusudur. Ancak O’nun için yukarıda söylediğimiz gibi her surete girme yetkisi ve yeteneği vardır.

Suretlerden herhangi biri gibi göründüğü, Muhammed s.a.v. Olduğunun bilinmesi halinde, göründüğü suretin ismiyle hitap edilir. Bu böyle olmasına rağmen, verilen isim, hakikati Muhammed’iyeye gider.



Hele Şibli’nin durumuna bir bak:

Rasulullah S:A onun suretinde göründüğü zaman, talebesine şöyle dedi.

—Şahidim ki ben; Rasulullahım

Talebe keşif sahibi biri idi. Meseleyi anladı ve şöyle dedi;

— Ben de şahidim. Sen Rasulullahsın..

Bu öyle bir iştir ki; İnkâr götürür yanı yoktur.

Bu mana şuna benzer; uyuyan kimsenin rüyasında, bir sahsı bir başka şahsa benzer görmesi gibidir.

Keşfin bir mertebesi de, uykuda olan bir şeyin ayık halde olmasıdır.

Ancak uyku ile keşif arasında fark vardır.

Şöyle ki;

Muhammed aleyhisselam rüyada görülür; aynı isimle anılır. Ancak, ayık halde aynı isim verilmez.

Zira misal âlemi tabir tutar. Amma keşifin durumu böyle değildir.

Hakikati Muhammediye sana keşif yolu ile ayık halde geldiği zaman, âdemoğlu suretlerinden biri gibi gelir.

İşte o zaman; hakikati Muhammediye, o suretin ismi olur. Sana lazım gelen de budur.

O takdirde sana düşen; rasulullah S:A: efendimize karşı edebin nasılsa, o görülen suretin sahibine de edebin aynı olmalıdır.

Zira keşif sana şu ihsanı yapmıştır.

Muhammed S.A. o görülen surette görünmüştür. İşte; o zaman, o suret sahibi ile olan muamele şeklini değiştirmen gerekir. Onunla önceki gibi olmak senin için caiz olmaz.

Benim için hocam Hacı İsmail Fidanı ilk tanıdığımda bu keşif oluşmuştu. O zaman keşiften, böyle bilgilerden haberim olmadığından bu şekilde tevil etmedim. Ancak kendisine ilk görüşmemizden itibaren öyle bir sevgi besledim ki, Rasulullah böyle biri olmalı, diye düşündüm. Ve kendiliğimden sanki O mübareğe saygı duyuyormuş gibi saygı duydum. Hiç bir konuda muhalefet etmedim. Daha sonra ilişkimiz ilerledikçe, hep onun önünde ders alıyorum, o beni eğitiyor gibi tahayyül ettim. Gerçek yüzünü merak ettiğimde ise yukarıda anlatıldığı şekliyle, can gözüyle, ten gözüyle görmek nasip oldu. Öbür âleme yürümüşlerin bu âlemi görebildiklerini biliyordum. Çeşitli kaynaklardan duymuştum. Ancak bu âlemdekilere Ahiret âleminin dünya gözüyle görülebileceğini o keşifle anladım.



Sakın ha, bu anlatılanlardan tenasüh yani ruh göçü manasında bir şüpheye kapılmayasın. Allah için böyle bir şey asla olamaz. O, her surette suretlenebilir. Bir tecellisini tekrar etmekten münezzehtir. Ancak;

Rasulullahın S.A. her surette bir suret bulma makamı vardır. Yukarıda beyan edildiği gibi; O cümle esma ile tevhit oldu. Hal bu ki efendimizden sonra gelmiş geçmiş evliyaların en büyüğü, hocamın hocası, Hafız Hüseyin Kemal Sertyeşilışık bile beş esma ile tevhit olduğunu ESRAR_I HİKMET kitabında beyan eder.

Bu fakir dahi üç esma ile tevhit oldum. Allah; Rahman; Rahim esmaları.

Allah ismi, cümle isimleri cem etmesi cihetiyle, ileride çok şey bekliyorum. Ancak şu anda rahim esmasından, Rahmana yürümekteyiz. Bizim ezeli nasibimize, besmele ile tevhit düştü ki, besmele çeken ismi azamın nimetinden, kolaylığından, rahmetinden faydalansın. Ayrıca bunun böyle olmasının başka hikmetleri vardır ki zamanı geldikçe şerh edilecektir.

Bir hadisi şerifte ‘’Kuran fatihadan, fatiha besmeleden ibarettir.’’buyrulmuştur.

Öyle ise, bizim tevhidimiz kuranın tümü iledir ki, inşallah bu, kuranı yeniden ihya ile görevlendirildiğimiz anlamına da gelir.

Rasulullahın âdeti böyledir. O,her zaman, zaman halkının en kâmilinde, Nur-u Muhammedi olarak yaşar. Adetullah böyledir.

Sebebi; O zatların makamlarını yüceltmek, onların eksik yanlarını tamamlamak suretiyle hizmetlerini kâmil biçimde yapabilmelerini sağlamaktır.

Zira onlar, Rasulullahın, zahirdeki halifeleridirler.Batında ise..Onların hakikati kendisidir.



Bilesin ki;

İNSAN-I KAMİL: Zatı ile mevcudun tümünü karşılar.

Letafeti ile ulvi hakikatleri karşılar.

Kesafetiyle süfli hakikatleri karşılar.

O yüce zat, Kalbi ile arşa karşı durur. Bu manada Rasulullah S.A. şöyle buyurdu:

‘’Müminin kalbi, Allahın arşıdır.’’

Daha hangi yönleri ile hangi şeylere karşıdır….

İnsan-ı kamil adlı esere bakılabilir..



Bizim kastımız, İnsan-ı Kamil, hangi ilimle, nasıl hizmet ederin mahiyetini anlatmaktır. Ki, gelecekte hizmet edecek zatların, hata en islama ve insanlığa zarar vermelerini engellemektir. İnsanlığa ve müminlere doğru hizmet etmeleri için yardımcı olacak ilmi ve kendi tecrübelerimizi aktarmaktır. Tevhide ulaşan zatlar ilmi toplu alırlar. Tafsilinde tecrübe devreye girer. Kuran-ı kerim, rasulullahın tecrübelerinin ve tecellilerinin ürünüdür..Gelecekteki nesillere rahmettir.. Allahu teala Cebrail vasıtasıyla açıktan destekleyerek, hakikatin özünü bize ulaştırmıştır. Ancak ondan dahi yararlanmak kolay değildir. Tevil ve tefsire muhtaç durumlar söz konusudur. İşte ilm-i ledün dediğimiz ilim bunu ortaya koyan ilimdir.

Rasulullahın,Bana üç ilim verildi. İkisini bildirdim, birini gizledim; buyurduğu ilimdir. Bu asırda çok ihtiyaç duyulmasından dolayı, Hafız Hüseyin gaddese sırra hu hz. tarafından, peygamberimizin ileri derecede yardımlarıyla, zahire çıkarıp, geleceğin hizmetine sunduğu ilimdir. İki cihan savaşı yapmış olan bu büyük zat, Allahın izniyle ve resulü kibriyanın şefaatiyle bize bu ilmi bırakmış ki,hakikat yok olmasın. İslamiyet eski günlerine, dünyaya hükmetme yönünden, zuhur edebilsin. Zira Peygamber efendimizin vefatından başlamak üzere, uygulamada hatalar başlamış, bu günkü günlere gelinmiştir. İslam’ın temel taşlarından biri olan cumhuriyet ihmal edilerek, saltanatlar vücuda getirilmiş ve gelişmelerin önü kesilmiştir.



Hafız Hüseyin g.s. hz. Esrar-ı Hikmet kitabıyla öyle bilgileri kayıt altına almış ki bu sayede kendisinden sonra görev alan hocam Hacı İsmail Fidan hz. Zamanında Türkiye her türlü tehlikeden korunmuş. Türk tarihinde ilk defa bu kadar süreli savaşsız bir dönem geçirmişiz. Bununla sık sık, övünürdü. Haksız da değildi.

Allah’ın tecellileri asla sınırlanamaz. Çağa göre ortaya çıkan problemlerin çözümü için sürekli içtihada gerek duyulacaktır. İçtihadı ise millet iradesi, ihtiyaca binaen yapacaktır. O nedenle islamın ön gördüğü yönetim biçimi ta başından, demokrasidir. Seçimle iş başına gelinmesidir. Ulamanın yönlendirmesiyle, bilgilendirmesiyle hüküm verecek olan, kamuoyudur. Peygamberimiz uygulamalarında, gerek yakın çevresine danışmak suretiyle ve gerekse büyük biatlerle bunun örneklerini vermiştir. Her ihtiyaç duyduğunda vahiy imdadına yetiştiği halde, çevresine en önemli konularda bile danışmış. İstişareyi İslami kaideler arasına yerleştirmiştir.



Bilesin ki;

Yüce Hakk’ın sureti, Rasulullah s.a. efendimizin şu hadisi şeriflerinden anlaşılır.

O, şöyle buyurdu:

—Allah-ü teala Âdem’i Rahman sureti üzerine yarattı.’’

Diğer hadislerinde ise şöyle buyurdu:

-‘Allah-ü teala Âdem’i, kendi sureti üzerine yarattı.’

Bunun oluşu şöyledir: Allah-ü teala diridir. Âlimdir, güçlüdür, diler, işitir, duyar, konuşur.

İnsan dahi öyledir. Diridir, âlimdir.

Sonra:

İnsan yüce Allah’ın hüviyetini hüviyeti ile benliğini benliği ile zatını zatı ile şümulünü, şümulü ile hususiyetini, hususiyeti ile karşılar.

Ayrıca; onun bir başka karşılaması daha vardır ki o:zata bağlı hakikatleri ile, Hakk’ın mukabilidir.

Bilesin ki;

İNSAN-KAMİL: Zata bağlı bütün isimleri ve sıfatları hak etmiştir. Çünkü nur-u tevhitte hakikatte tevhit olmuştur. Tevhidin mahiyeti ile ilgili bilgi ilerleyen bölümlerde bütün yönleriyle açıklanacaktır. O makamda ve daha sonra beşeriyete intikalde, İNSAN-I KAMİL yüce Hakk’ın aynasıdır. Ve dahi Yüce Hakk İNSAN-I KAMİL’İN aynasıdır.

Kaldı ki; Yüce Hakk, kendi zatına vacip kıldı ki: isim ve sıfatları ancak İNSAN-I KAMİL’de görüle.

Bütün bu anlatılanlar, şu ayet-i kerimenin manasıdır.

-‘Gerçekten biz, emaneti yere,göklere ve dağlara arz ettik;onu taşımaktan çekindiler.Ondan korktular.Ve…onu,İNSAN YÜKLENDİ.zira o Zalim ve cahil idi..’.(33/72)

Yani o nefsine zulüm etti. Bulunduğu derecesinden indirdi. Kendi durumunun cahili idi.Zira ,ilahi emanetin mahalli olduğunu anlayamıyordu.



Bilesin ki:

İNSAN-I KAMİL açısından isim ve sıfatlar ikiye ayrılır. Sağına düşenlere cemal esma ve sıfatları tabirini kullanacağız. Hayat ilim kudret irade işitme görme vb.

Soluna düşenlere ise celal esmaları ve sıfatları tabiri kullanılacaktır. Ezeliyet, ebediyet vb.

Allahın isim ve sıfatlarından bazıları hem sağa ve hem sola düşer ki bu tür isim ve sıfatlara da kemal sıfatlar ve esmalar tabiri kullanılmıştır. Allah’ın isimleri sayısızdır. Ancak kuranda geçen esmaları 99 dur denilmiştir. bu isimlerden 33 ü cemal, 33 ü celal ve 33 ü ise kemal esmalardan oluşur. İleride bunların hangileri cemal veya celal, hangileri kemal esmalarıdır ve aralarında ne gibi farklar vardır, genişlemesine anlatılacaktır. Esma el hüsnadan ne kast edilmişken, nasıl bir gafletle, ne büyük yanlışlar yapıldığını anlatacağız.



Bütün bu anlatılanlar dışında, İNSAN-I KAMİL için, sâri bir lezzet daha vardır. Buna; ULÛHİYET LEZZETİ derler.

Bu lezzeti zat, vücudunun tümünde bulur. Hemde yaygın bir şekilde.

Bazı veli kullar, bu halin içinde, salınıp gezmeyi, dalıp gitmeyi temenni ederler.

Sakın ola ki..bu zümreyi kötüleyen nasipsizler seni aldatmasın.Zira insanların bir çoğunun bu makamlara dair hiçbir bilgileri yoktur.



İNSAN-I KAMİL, bazen bütün bağlantılarından boş kalır. Öyle zamanlarda, bütün isimlerden, sıfatlardan, hatta zattan dahi sıyrılır, mücerret kalır.

Bu halinde o;yakin ve keşif hükmüyle, varlıkta kendi hüviyetinden başka bir şey olmadığını bilir. Varlığın tamamını, önden sona, aşağısını ve yukarısını kendinde müşahede eder.

Şu vücut işini, çeşitli yollardan bilir, görür, yaşar.

Onun bu görüşü ve yaşayışı, birimizin, hatırına gelenleri, gerçekleri görüşü gibidir.

Ancak O zat, hatıraların açığını da kapalısını da, kendi özünden atmaya kadirdir. Hatta kul hakları hariç müminlerin kalbinden her türlü kötü hatıraları da silebilir. O nedenle müminler kin ve nefretten, kıskançlık ve benzeri kalbi hastalıklardan arınırlar.





Sonra azizim;

İNSAN-I KÂMİLİN eşyaya tasarrufu, bir sekle bürünmeye, bir alete, bir isme, bir resmiyete bağlı değildir. Herhangi birimiz yemesinde, içmesinde nasıl tasarruf ediyorsa, o dahi eşyada öyle tasarruf eder. Bu tasarruf hem kahır makamında, hem lütuf makamında böyledir.



Zat makamının sahipleri için, üç berzahtan söz edilir. Hattı zatında sayısız olan berzahlar üç isim altında toplanır. Bu berzahların sonundaki makama;

Hitam …..

Adı verilmiştir.Burası; CELAL VE İKRAM …..makamıdır.

Dilerse; celal sıfatlarıyla hükmeder, dilerse ikram sıfatlarıyla.

Bundan sonra bir makam kalır ki o;KİBRİYA dır.

Bu bir nihayettir ki: Onun için bir son düşünülemez. Bu makama varan zatların durumu da değişiktir.

Kamili vardır.ekmeli vardır.Fazılı vardır.Efdalı vardır……

Allah..Hak söyler.

Bu yola hidayeti nasip eden Allahtır.



Toplu olarak bu kadar bahisten sonra İLM_İ LEDÜN bahsine girebiliriz.

Okudunuğunuz yazı toplam 4152 kere görüntülenmiştir.


Yorumlar

4 Aralık 2008 Perşembe 00:26:07
bir edebiyatçı olarak teşekkür ederim

saygılar
4 Aralık 2008 Perşembe 00:03:41

değerli paylaşımınıza emeklerinize yürekten teşekkürler değerli hocam..
sevgim saygım selamlarımla...

Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


 
 • Diğer yazılarımdan bazıları

Üniter cücelikten cihanşümul azamete İngilizlerin ‘böl, parçala, idare et’ siyasetinin neticeleri olan bölgedeki mevcut suni haritalar ve sınırlar, yerini doğal ve fıtri akraba...
27.12.2009 01:44:28 [ Haber ]

(esrar-ı hikmet kitabından ) Nur-u tevhitten murat, ilm-i ledün dediler İşlenen efal sırrına, Hikmetullah dediler Efal-esma bilgisine, marifetullah dediler Yapılan tecelli edince, adı hakik...
6.1.2009 20:47:50 [ Din ]

İçinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi’nde, bizim Güneş’imiz gibi, 100 milyar yıldız bulunmaktadır. Samanyolu büyük bir galaksi sayılmaz; çünkü içersinde bir trilyon yıldız barındıran...
21.1.2009 20:53:31 [ Bilim ]

Sevgideğer edebiyet sever okur, Bugünlerde sıkça gündeme düşen kıyamet senaryolarına kafam takılıyor..Size de oluyor mu bana olanlar…Aşağıda en akla yakınını okuyacaksınız..Ancak ona gelince...
7.12.2009 12:15:11 [ Haber ]

Copyright 2008 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.