|
|
| Gönül Anras) AÇDS Hakkında Genel Değerlendirme |
Gönül Anras) AÇDS Hakkında Genel Değerlendirme
AÇDS Hakkında Genel Değerlendirme Anayasamızın çalışma şartları ve dinlenme hakkını düzenleyen 50. maddesi, “herkesin tatil ve dinlenme hakkına sahip olduğunu” kayıt altına alıyorsa da uygulamada sağlık çalışanlarımızın çalışma süreleri, dinlenme süreleri, nöbetleri, icapçı nöbetleri genellikle aşırı ve de düzensiz olmaktadır.
Dosyamızın bu bölümünde ilk üç bölümde yer alan makaleler ışığında Avrupa Çalışma Süresi Direktifi (AÇSD) ve Türk sağlık çalışanları açısından genel bir değerlendirme ortaya konulmaktadır. Bu bölümde öncelikle AÇSD ile konuya ilişkin Türkiye’deki cari düzenlemeler karşılaştırmalı olarak bir tablo halinde verilmektedir. Amaç, cari düzenlemeler açısından Türkiye’nin AÇSD karşısındaki göreceli konumunun kaba bir resmini ortaya koymaktır (Tablo 1).
Özellikler Avrupa Birliği Türkiye 2003/88/EC sayılı AÇSD 2368 sayılı Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun Haftalık çalışma süresi Fazla mesai de dahil olmak üzere maksimum 48 saat 45 saat (fazla mesai hariç) Referans periyodu 17 hafta - Gece çalışma 24 saatlik periyot için maksimum 8 saat Değişken Dinlenme Her bir 24 saatlik periyot için aralıksız 11 saat minimum dinlenme periyodu; 6 saatten fazla olan çalışma günlerinde en az 20 dakikalık bir dinlenme arası verilmesi; günlük dinlenme süresinin dışında olmak üzere haftalık (7 gün) minimum bir gün (24 saat) dinlenme periyodu Günlük çalışma saatleri ile ilgili olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na (DMK) atıfta bulunulmaktadır. 657 DMK’ya göre, günün 24 saatinde devamlılık gösteren hizmetlerde çalışan Devlet memurlarının çalışma saat ve şekilleri, Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı’nın muvafakati alındıktan sonra kurumlarınca düzenlenir (657 sayılı DMK, md 101) Yıllık izin Yılda dört haftalık ücretli izni kapsar Hizmeti 1 yıldan on yıla kadar olanlar için yirmi gün, hizmeti on yıldan fazla olanlar için 30 gün Katılmama durumu Ülkeler isterlerse iç mevzuatlarında yer vermek ve çalışanın da kendi rızası ile 48 saatlik haftalık maksimum çalışma süresinin üzerinde bir çalışma süresi belirlenebilir - Çağrı üzerine çalışma (icapçı nöbeti) Tanımlanmamış.
AAD’nin SiMAP ve Jager kararları var: Bu kararlar icapçı nöbetlerindeki tüm zamanın 48 saat limiti hesabına dahil edilmesini öngörüyor. İcapçı nöbetleri normal çalışma saatinin (45 saatin) dışında ve karşılıkları tam olarak ödenmemektedir
Tablo 1. Avrupa Birliği ve Türkiye’de Sağlık Çalışanlarının Bazı Çalışma Koşullarının Karşılaştırılması
Kaynak: Resmi Gazete (1965, 1980) ve Official Journal of the European Union’den (2003) yazar tarafından oluşturulmuştur.
BAZI SAPTAMALAR
Tablo 1 incelendiğinde AÇSD’de öngörülen haftalık çalışma süresi ile Türkiye’deki mevzuatta yer alan normal çalışma süreleri arasında ilk bakışta Türkiye lehine bir durum sergileniyor gibi gözüküyorsa da, tabloyu gerçek çalışma süreleri bağlamında okumaya çalıştığınızda durum farklılaşmaktadır. AÇSD’nin öngördüğü 40 saat normal, 8 saat fazla olmak üzere 48 saatlik haftalık çalışma süresine karşılık, Türkiye’de yasada öngörülen normal çalışma süresi haftalık 45 saattir. Bu normal çalışma süresine ek çalışmaları da (nöbet, çağrı üzerine çalışma gibi) eklediğinizde Türkiye’deki sağlık profesyonellerinin gerçek çalışma süresi AÇSD’nin öngördüğü sürenin iki katını aşabilmektedir. Bu noktada, Türkiye’deki sağlık çalışanlarının Avrupa’daki meslektaşlarından daha fazla ve düzensiz bir şekilde çalıştıklarını kayıt altına almak yanlış olmasa gerek. Nitekim, Eurofound’un konuya ilişkin olarak henüz yayınlanan bir raporunda (Eurofound 2008), 31 Avrupa ülkesi arasında Türkiye uzun çalışma saatleri insidansı bakımında birinci sırada yer almıştır.
Her ne kadar Anayasamızın çalışma şartları ve dinlenme hakkını düzenleyen 50. maddesi, “herkesin tatil ve dinlenme hakkına sahip olduğunu” kayıt altına alıyorsa da uygulamada sağlık çalışanlarımızın çalışma süreleri, dinlenme süreleri, nöbetleri, icapçı nöbetleri genellikle aşırı ve de düzensiz olmaktadır. Sağlık-Sen’in konu ile yakından ilgili olan ve19 ildeki sağlık ve sosyal hizmet kurumlarından 1073 kadın çalışanla gerçekleştirilen araştırma bulgularına göre; kadın çalışanların “iş hayatlarında karşılaştıkları en önemli sorunların ilk iki sırasında aşırı ve düzensiz çalışmayı yakından ilgilendiren bulgular yer almaktadır. Birinci sırada, kadın çalışanların %28’i özel izin durumlarında (hamilelik, çocuk bakımı, emzirme, doğum v.s) yöneticilerin baskısı ile karşılaştıkları bulgusu yer almaktadır. İkinci sırada ise “Çalışmanızdan kaynaklanan aile ve çevrenizde karşılaştığınız sorun hangisidir” sorusuna çalışan kadınların %39’u yoğun çalışma nedeniyle aile içindeki sorumluluklarını yerine getirmede aksaklıklar yaşadığını, bunun aile içinde sorunlara neden olduğu bulgusu yer almıştır. Ayrıca katılımcıların %14’ü fazla çalışma, nöbet gibi nedenlerle aile içinde çatışma yaşandığını, %26’sı eş ve çocuklarıyla yeterince ilgilenemediği için huzursuz olduğunu belirtmişlerdir (www.sagliksen.org.tr, 9.3.2009).
Sağlık hizmetlerinin nevi şahsına münhasır (kendine has) özellikleri; özellikle de kimin ne zaman hastalanacağının belli olmaması, bundan dolayı hastanelere gelişlerdeki düzensizlikler, hizmetin aciliyetliği, yatan hastaların sürekli hizmet ihtiyacı ve en önemlisi de insan hayatı ile ilgili olması (yani ölüm-kalım meselesi olması), sağlık hizmetlerinin 24 saat kesintisiz üretime ve tüketime hazır bulundurulmasını da beraberinde getirmektedir. Bu durumda sağlık tesisinde (özellikle de hastanelerde) 24 saat sağlık çalışanı bulundurmanız gerekmektedir.
24 saat kesintisiz hizmet ise beraberinde vardiya, nöbet, gece çalışma ve çağrı üzerine çalışmaları gibi sağlık alanında sıkça kullanılan çalışma biçimlerini getirmektedir. Ancak bu tür çalışma biçimleri düzensiz ve aşırı olduğu zaman da sağlık çalışanlarının sağlık ve güvenliklerini de olumsuz etkilemektedir. Beraberinde uyku düzensizliği, yetersiz uyku, yetersiz dinlenme, yorgunluk, dikkat eksikliği, aile yaşamının olumsuz etkilenmesi gibi olumsuzlukları da getirebilmektedir. Bu noktada önemli olan veya asıl olan odur ki, çalışanların sağlık ve güvenliğini yüksek standartlarda sağlayacak çalışma koşullarının sağlanması ile sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir ve kaliteli olarak üretilebilmesini sağlamayı dengeleyebilmektir. Bu da ulusal ve taraf olunan uluslararası veya uluslarüstü mevzuat düzenlemelerine uyulması ile mümkün olabilecektir.
Türkiye ölçeğinde çok fazla araştırmaya konu olmamakla birlikte, sağlık çalışanlarının haftalık 45 saatin oldukça üzerinde çalıştıkları, nöbetlerin aralıksız hiç dinlenmeden 36 saat sürebildiği, icapçı nöbetlerinin karşılıklarının ödenmediği yönünde oldukça fazla sayıda anekdota rastlamak mümkündür. Kumaş ve Beyaztaş (2007) özellikle personel sayısının yetersiz olduğu durumlarda Türkiye’de çağrı üzerine çalışan hekimlerin haftalık ortalama çalışma sürelerinin 120 saate çıkabildiğini belirtmektedirler. Aynı yazarlar özellikle eğitim hastanelerinde araştırma görevlilerinin aylıkçalışma sürelerinin 200 saatin üzerine kadar çıkabildiğini ve 80 saatten fazla mesai süresinin de ücretlendirilmediğini not etmektedirler.
Üniversite hastanelerimizdeki tabloyu, hukuki.net forumuna yazan bir asistan hekimimiz bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır (www.hukuki.net, 10.2.2009): “Bir üniversite hastanesinde asistan olarak çalışmaktayım. Genellikle üniversiteler ve eğitim hastanelerinde asistanlar dayanağını hangi kanundan aldığını anlayamadığım bir şekilde yoğun bir iş temposunda çalıştırılırlar. Şöyle ki; öncelikle istisnasız her mesai gününde çalışılır, buna ek olarak nöbet günlerinde de çalışılır. Bu, şu anlama gelmektedir. Eğer kişi Pazartesi günü nöbetçi ise işe Pazartesi sabahı gelir, 36 saat kesintisiz çalışarak işten salı akşamı 17: 00’da ayrılır. Ha, ertesi mesai gününde yine işe gelir. Buna göre değerlendirdiğimizde, ayda ortalama 12 nöbeti olan bir asistanın, haftada 3 nöbeti olacağını düşünürsek haftalık çalışma saati (9x5)+(16x3)=93 saat olmaktadır. Bu da hafta sonu ve tatil nöbetlerini hiç saymazsak ayda 48x4=192 saat ek mesai demektir. İşin daha dramatik olan kısmı şudur: İlk yıl asistanları genellikle hafta sonu dahil gün aşırı nöbettedir, bu da işe her sabah gidip, ertesi akşam işten gelmek, yani yaklaşık aylık 267 saat ek mesai demektir. Alınan ek mesai ücreti ise 80 saat karşılığında yaklaşık 200 TL’dir.”
Gene bir üniversite hastanemizde çalışan bir hemşiremize kulak verelim (www.hukuki.net, 10.2.2009): “Bir üniversite hastanesinde 657’ye bağlı devlet memuruyum. Ne yazık ki hemşireyim. işe başladığım ilk aydan itibaren haftada 40 saat, ayda 160 saat geçen mesailerim oluyor. Dört senedir çalışıyorum. Tükenmişlik sendromu, kronik yorgunluk gibi her türlü sendrom mevcut bulunmakta. Hastane bir nöbet karşılığı 15 TL. veriyor. Ben para değil izin istiyorum. Ben sabah 8’de işe gelip gece 24’de ev gidiyorum. Sabah tekrar işe geliyorum. Ya da 16-08 nöbet yazıyorlar. Haftada en az 56 saat çalışıyorum. 80 saat çalıştığım bile oldu. Bununkanuni bir dur diyeni yok mu? Üniversite, kanunda ayda 160 saat dışında bir 80 saat daha çalıştırma yetkisinin olduğunu söylüyor. Özel hastanelerde hemşirelerin çalışma süresi bakımından çalışma koşulları da farklı değil. Hürriyet Gazetesi’nde köşesinde konuya yer veren Vahap Munyar (2006), özel hastanelerde iş uzamaları ve nöbetler hariç haftalık 60 saat çalışıldığına (beş gün üzerinden günde 12 saat) dikkat çekmektedir.
Türk Hemşireler Derneği’nin 2008 yılında yayımladığı Türkiye’de Hemşirelerin Çalışma Koşulları (Bilazer vd 2008) adlı çalışması, Türkiye’deki hemşirelerin çalışma koşullarına ilişkin tespitler içermektedir. Bu tespitlerden birisi de çalışma sürelerine ve ilişkili konulara ilişkin olmuştur. Buna göre Türkiye’de hemşirelerin çalışma süreleri oldukça uzundur. Dinlenme saatleri oldukça kısıtlıdır. Sık olarak fazla mesai yapılmaktadır. Plansız bir çalışma söz konusudur. Raporda ayrıca, özellikle gece nöbetlerinde can güvenliğinin bulanmadığı tespitine yer verilmektedir. Yıllık izinlerin tamamen kullanılamadığı, zaman kavramının yitirildiği, aile ilişkilerinin bozulduğu ve çocuklarla yeterince ilgilenilmediği hususları da raporda yer verilen konular arasında yer almaktadır.
Sivas ili merkezinde yer alan hastanelerde yapılan bir araştırmada vardiyalı çalışma ile yoğun çalışmanın düşük ücret ile birlikte tükenmişlik düzeyini artırdığı bulgusu elde edilmiştir (Mollaoğlu, Yılmaz ve Kars 2003). Benzer şekilde Manisa ili merkez sağlık ocaklarında çalışan sağlık personeli üzerinde yapılan bir araştırmada yine çalışma süresinin tükenmişliği artırdığı belirlenmiştir. Aynı çalışmada sağlık ocağında 10 yıl ve üzerinde çalışmış olan sağlık çalışanlarında duygusal tükenme puanlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur (Ay, Güngör ve Özbaşaran 2004).
Sağlık çalışanları açısından problem teşkil eden alanlardan birisi de icapçı görevidir. Uzun süre göreve hazır beklediği halde resmen çağrılmadığından bu süre mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde sağlık personeli açısından çalışılmamış olarak kabul edilmektedir.
AÇSD’nin Türkiye’de Uygulanması ile Birlikte Ne Olur?
AB ile 2005 yılından beri fiili katılım müzakerelerini yürüten Türkiye’nin bu süreçte müzakere etmesi ve üye olması ile birlikte uygulaması gereken konulardan birisi de “Sosyal Politika ve İstihdam” faslı kapsamında yer alan AÇSD’dir. AÇSD’nin Türkiye’de uygulanması ile birlikte Türk sağlık sistemi ve politikasında aşağıdaki hususların ön plana çıkabileceği belirtilebilir.
Bir kere, AÇSD’nin uygulanması ile birlikte Türkiye’deki sağlık çalışanlarının; haftalık normal çalışma süresi 40 saat olacaktır. Bunun üzerine yapacağı fazla çalışma (nöbet dahil) süresi ise 8 saati aşmayacaktır. Bu da sağlık çalışanları açısından çalışma koşullarının iyileştirilmesi bakımından çok büyük bir kazanım olacaktır. AÇSD’nin uygulanması bir hak kazanımı olduğu için ve amacı da çalışanların sağlık ve güvenliklerini korumak olduğundan, çalışanlar üzerinde oldukça olumlu etkiler doğurabilecektir. Sağlık çalışanlarının daha iyi dinlenmiş olması, onların öğrenme kapasitelerini arttırır ve hastaları için daha kaliteli sağlık hizmetlerini üretmelerine vesile olur. Araştırmalar göstermektedir ki; uzun çalışma saatlerinin çalışanların sağlığı ve güvenliği üzerinde olumsuz etkileri olabilmektedir. Aşırı çalışma süreleri ile çalışan sağlığı ve güvenliği arasındaki bağ, çeşitli araştırmalarla ortaya konulan bir ilişki olmuştur. Asistan hekimler üzerinde yapılan çalışmalar fazla/aşırı çalışma saatlerinin uyku biçimlerini bozduğunu, dikkat hatalarının insidansını artırdığını (Lockley et al 2004), motorlu araç kazalarının insidansını artırdığını (Barger et al 2005) ve ciddi tıbbi hataların sayısında artışa neden olduğunu (Landrigan et al 2004) ortaya koymuştur.
Çalışma sürelerinin sınırlandırılması şüphesiz çalışanların sağlığını ve güvenliğini koruyacağından sağlık profesyonellerinin yorgunluk ve uykusuzluk gibi nedenlerden dolayı hastaya zarar verebilecek uygulamalarını azaltacaktır. Çalışanların güvende olması ve sağlıklı olması, hasta güvenliğinin de pozitif yönde etkilenmesi anlamına gelebilecektir. Sağlık çalışanlarının hastalar için ayırdığı kaliteli zamanın artması anlamına da gelebilecektir. Hastalara ayrılan kaliteli zaman, kaliteli sağlık hizmeti sunumunu da beraberinde getirecektir. Bu da malpraktis vakalarında azalmaya neden olabilecektir.
Halihazırda sağlık insangücü açığı problemi yaşayan Türkiye’de, AÇSD’nin uygulanması ile birlikte bu açığın daha da derinleşebileceği belirtilebilir. Bu da Türkiye’nin özellikle hekim ve hemşire açığını kapatmak için tıp fakültelerine daha fazla öğrenci alması yanında, hizmet sunum biçimlerinde, var olan sağlık insan gücünün daha etkili ve verimli kullanılabilmesine izin verebilecek yeni teknik ve teknolojileri sisteme adapte etmesi de kaçınılmaz olacaktır.
AÇSD’nin uygulanması hekim açığını ve maliyetleri artırmasının (ekonomiye ek yük getirmesinin) yanı sıra, çalışma sürelerinin kısalması sebebiyle daha fazla kişi istihdam etme ihtiyacı da ortaya çıkabilecektir. Bu da sağlık sektöründeki işsizliğe bir nebze çözüm olabilecektir.
Son söz yerine İstendik çalışma koşullarına ilişkin haklara kavuşabilmek ve bunları sürdürülebilir kılmak, güçlü bir sendikal örgütlenme ile mümkündür. Güçlü sendikacılık ise üyelerinin fazlalığı ve üyelerinin sendikalarına sahip çıkmaları ile mümkün olabilecektir.
KAYNAKLAR
Ay S, Güngör N ve Özbaşaran F (2004). Manisa İl Merkezi Sağlık Ocaklarında Çalışan Personelin Sosyo-Demografik Özelliklerinin Tükenmişlik Düzeyleri Üzerine Etkisi. IX. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi Kongre Kitabı, Ankara. Bilazer FN, Konca GE, Uğur S ve diğerleri (2008). Türkiye’de Hemşirelerin Çalışma Koşulları. Türk Hemşireler Derneği. Ankara, Aralık 2008. Eurofound (2008). Revisions to the European Working Time Directive: Recent Eurofound Research. European Foundation for the Improvement of Living and Working Conditions. Kumaş H ve Beyaztaş F (2007). Türkiye’deki Hekimlerin Çalışma Koşullarının İrdelenmesi. Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi. 29(3): 123-127. Mollaoğlu M, Yılmaz M ve Kars T (2003). Hemşirelerde Tükenmişlik (Burnout) Sendromu. Toplum ve Hekim. 18(4): 289-292. Munyar V (2006). 40 Saat Çalışmak Varken Neden 60 Saat Çalışalım? Hürriyet Gazetesi. 17 Şubat 2006. Official Journal of the European Union (2003). Directive 2003/88/EC of the European parliament and of the Council of 4 November 2003 Concerning Certain Aspects of the Organisation of Working Time. Official Journal of the European Union. 18.11.2003, L 299/9-19. Özçelik Z (2004). Nöbet (!). Tıp Dünyası. 1 Mayıs 2004, Sayı 121, TTB Yayınları. Resmi Gazete (1965). Devlet Memurları Kanunu. Resmi Gazete. Sayı: 657, 23.7.1965, Sayı: 12056. Resmi Gazete (1980). Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun. Resmi Gazete. Sayı: 2368, 31.12.1980, Sayı: 17207. www.hukuki.net (10.02.2009) www.sagliksen.org.tr (9.3.2009)
Yrd. Doç. Dr. Hasan Hüseyin YILDIRIM
H.Ü. İ.İ.B.F. Sağlık İdaresi Bölümü Öğretim Üyesi
Avrupa Birliği Sağlık Araştırmaları Merkezi Derneği (ABSAM) Kurucu Başkanı
|
Okudunuğunuz yazı toplam 269 kere görüntülenmiştir.
Bu bloga henüz yazılmış yorum yazılmamış.
|
Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.
|
|