|
|
| Gönül Anras)TÜRKİYE’DE HEMŞİRELİK VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ |
Gönül Anras)TÜRKİYE’DE HEMŞİRELİK VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ
TÜRK HEMŞİRELER DERNEĞİ
TÜRKİYE’DE HEMŞİRELİK VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ
Ankara, Aralık 2008
Hazırlayanlar Türk Hemşireler Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri Fatma Nur BİLAZER, Gül Esin GONCA, Sevinç UĞUR, Hatice UÇAK
ÖNSÖZ
Türk Hemşireler Derneği’nin 20 Şubat 2005’de yapılan 49. Olağanüstü Seçimli Genel Kurul’unda yönetime gelen ekibi, Genel Kurul’a bir program sunmuş ve seçimi kazanarak çalışmaya başlamıştı. Bu ekip, 9 Aralık 2006’da 50. Seçimli Olağan Genel Kurul’u yaptı ve aynı programı sürdüreceğini bildirerek seçimi tekrar kazandı. Yönetim kurulundaki bazı üyelerin değişimi ile göreve başlayan yeni ekip, bugüne kadar aynı program üzerinden çalışmalarını tüm engellere rağmen sürdürme gayreti içerisindendir.
Bu programın ana başlıkları şunlardır: Güç birliği; Hemşirelik Eğitimi; Hemşirelik Hizmetleri Yönetimi; Sağlık Politikaları; Hükümet Düzeyinde Temsil; Toplumla Bütünleşme; Uluslararası İlişkiler; Yayın.
Elinizdeki iki yayının konusu, programın Hemşirelik Eğitimi, Hemşirelik Hizmetleri Yönetimi ve Yayın ana başlıkları ile doğrudan ilintilidir.
Türkiye’de hemşire unvanı kime verilmeli konusu özellikle 1990’lı yılların en ağırlıklı konusu olmuş ve konu 25 Nisan 2007’de, 1954 tarih ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanunu’nda yapılan çok önemli değişikliklerle kısmen de olsa çözüme ulaşmıştı.
1992- 2007 arasında ki 15 yıllık sürede verdiğimiz mücadelenin özünde yer alan düşünceler şunlardı:
1- Hemşirelik, meslek lisesi düzeyde eğitimle icra edilmesi mümkün olmayan zengin bir içeriğe sahiptir. Bu düzeyde eğitim, Sudan ve İran dahil dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. 2- Çok zor olan bu meslek çocuk yaştaki insanlara yaptırılmamalıdır. Çünkü mesleğin özelliği, onların çocuk yaşta yıpranmalarına, onulmaz yaralar alarak erken yaşta tükenmelerine yol açmaktadır.
3- Mesleğe çocuk yaşta giriş ve aynı yaş sınırlarında meslek icrasına başlama mesleğin kendi kendisini yönetmesine, geliştirmesine, mesleki ahlak ilkelerini belirlemesine imkan vermemektedir. Bu durum hem meslek hem, hem mensupları ve hem de sağlık sisteminin işleyişi için önemli bir olumsuzluk kaynağı olmaktadır.
4- Mesleğe yalnızca kadınların alınması, mesleki gelişim açısından engel teşkil etmektedir.
Peki ne istiyorduk?
Hemşire unvanı lise üzerine 4 yıl süreli eğitim veren üniversitelerden elde edilsin. Cinsiyet ayrımı kaldırılsın.
Bunu isterken, olmayacak, tuhaf bir şey mi istiyorduk? Bizim ülkemize uymaz mıydı bu istek? Dünyada bir benzeri yok muydu bu isteğimizin? Avrupa Birliğinin Hemşirelik Eğitimine giriş için Direktifi ortada. Tam bizim isteğimize uygun. Türkiye Avrupa Birliğine girme süreci kapsamında bu konuyla ilgili mevzuatı da dikkate almış durumda. O halde olmayacak bir şey istemiyoruz. Dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri bir yana, en az gelişmiş diye bilinenlerinde bile, bizdeki sağlık meslek lisesi düzeyde hemşirelik eğitiminin benzeri yok. Kime anlatsak, akıl erdirmekte zorlanıyorlar. Küçük yaşta yaptırılacak bir eğitim ve bir iş mi bu diyorlar.
Peki, bunu isterken, yani, meslek liseleri bir an önce kapatılsın, hemşirelik eğitimi üniversitelerde lisans düzeyinde yapılsın derken, Türkiye’de hemşire açığı olursa olsun bize ne bundan der gibi bir yaklaşımımız oldu mu? Hayır olmadı! 1996’da YÖK ve Sağlık Bakanlığı ile ilişkiye geçerek insan gücü planlamasını bir an önce yapmaları ve ona göre eğitimi planlamaları konusuna dikkatlerini çektik. Harekete geçmemizin nedeni, Sağlık Bakanlığı ve YÖK arasında 1996’de yapılan protokol idi.
Baktık ki hareket yok, bu sefer YÖK’e başvurduk. Hemşire insan gücü planlamasına ihtiyaç olduğunu, bu konuda bir çalışma yapılması gerektiğini ve YÖK’ün buna göre organize olması gerektiğini açıkladıktan sonra bu konularda YÖK tarafından yetkilendirilmiş bir komisyon kurulmasının gereğini anlattık. Teklifimiz kabul gördü. Komisyon kuruldu, Ekim 2000’de çalışmaya başladı ve raporunu Mayıs 2001’de YÖK’e sundu. Bu rapora YÖK’ün ana sayfasında yer alan “Raporlar” başlığı üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kimse oralı olmadı. Ne YÖK, ne Sağlık Bakanlığı!
Sağlık Bakanlığı, Mayıs 1995’de Yüksek Sağlık Şurasında aldığı karar sonrası 1996’da YÖK ile protokol yaptı ve meslek lisesi düzeyde hemşirelik eğitim programına 1997-2000 arasında( 4 yıl) öğrenci almadı. 2000 yılı Ekiminde Bakanlık, protokolü tek taraflı fesh etti ve hemşirelikte Türkiye’nin gerçeği meslek lisesi düzeyde eğitimdir”; hemşirelik, fazla eğitim gerektiren bir meslek değildir; hemşirelik basit el becerilerine dayalı bir meslektir; ağaç yaş iken eğilir gerekçesi ile 2001’den itibaren 4 yıl süreyle programlara yeniden öğrenci almaya başladı. 2005’de THD ve bazı özel dal derneklerinin hukuksal girişimi ile aynı yıl meslek liseleri hemşirelik programlarına öğrenci alımı tekrar durduruldu. Böylece 2005 ve 2006 öğretim döneminde öğrenci alınmadı.
Meslek lisesi hemşirelik programına öğrenci alımı Haziran 2007’de yeniden başladı. Niçin bu tarihte yeniden başladı?
Üzerinde yıllardır çalıştığımız, çıkması için elimizden ne geliyorsa yapmakta tereddüt etmediğimiz Hemşirelik Kanunu, Bakan Prof. Dr. Sayın Recep Akdağ’ın 2006 Ekiminden başlayan girişimleriyle TBMM’ de kanunlaşacak hale getirildi.
25 Nisan 2007 günü Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı tarafından Bakanlığa acilen çağrıldık. Yönetim kurulumuzdan bir üye ile Bakanlığa gittim. Saat 14:30 sıralarında bizi önce müsteşar yardımcısı ve bürokratlarla görüştürdüler. “Akşam 17:00 de Bakan tasarıyı Genel Kurul’a sokacak, ancak, hemen düzeltilmesi gereken bir sorun var, bu sorunun çözülmesi için sizi çağırdık dediler”. Sorun şu imiş: Tasarının 1. maddesi, “hemşire unvanı, lise üzerine 4 yıl süreli lisans eğitimimden geçenlere verilir.” Bu hükme itirazları varmış Çünkü bu hüküm AB direktifine uymuyormuş. AB Direktifi ise şöyle: Genel Bakımdan sorumlu hemşire olabilmek için en az 10 yıl temel eğitim üzerine 3 yıl ya da 3 yılda 4600 saatlik bir eğitimden geçmek gerekir. Oysa biz lise üzerine demişiz. Bu yanlışmış. Direktif şöyle yorumlanır ve yasa tasarımızda ki ilgili hüküm değiştirilirse iş daha doğru olurmuş. Şöyle ki: “ 8 yıl temel eğitim üzerine 5 yıl hemşirelik eğitimi”
Bu yaklaşımlarına olanca gücümüzle itiraz ettik ve üzerinde yıllarca çalıştığımız tasarının önerdikleri haliyle yasalaşmasına yandaş olamayacağımız için tasarıdan vazgeçtiğimizi bildirerek ayrılmak üzere izin istedik.” Durun bir dakika, bir de Sayın Bakan ile görüşün dediler ve bizi Bakan’a götürdüler. Sayın Bakan, konuyla ilgili müsteşar yardımcısının yanında onun da desteği ile aynı yorumu bize aktardı. Biz de gerekçelerimizi yineledik ve tasarıdan vazgeçme niyetimizi ona da bildirdik. Sayın Bakan da sık sık “dediğimi yapmazsanız, tasarıyı bu akşam TBMM Genel Kuruluna sokmam” diyordu. Karşılıklı restleşmeler sürerken makama gelen bir yetkili sayın bakana “Hemşirelik Kanunu Genel Kurulda görüşülmeye başlandı, sizi bekliyorlar” diye bir hatırlatmada bulundu. Şaşırarak anladık ki tasarı gerçekten Genel Kurul’a giriyor. Çünkü aylarca, bu gün, yarın diye oyalanmış durmuştuk. Bakan ayağa kalkmak üzereyken “peki, dediğiniz olsun, ancak Türkiye’de hemşire açığı var, hemşire açığı giderilinceye kadar meslek liselerine öğrenci alınması için tasarıya geçici hüküm konmasını teklif edeceğim” dedi. Yanımda ki meslek lisesi mezunu yönetim kurulu üyesi meslektaşımın “hayır! istemiyorum” diye haykırışını hiç unutamıyorum. Yaşamım boyunca zihnimin bu denli zorlandığını da hatırlamadığım gibi. Zamanın olabilen en küçük birimi içerisinde karar vermek zorundaydım. Teklifin “kabul edilebileceğini ama bunlara hemşire yardımcısı denmesi gerektiğini” ifade ettim. Bu da kabul görmeyince” peki!” dediğimi hatırlıyorum. Bunu derken, zihnimin o sırada bilemediğim bir yerlerinde, bu sorunun çözülebileceğine dair sanırım bir sezgi vardı. Çünkü ortada açık, seçik bir çelişki vardı
Bakan Meclise gitti. Biz de Sağlık Bakanlığı’nda Meclis TV’sinden olayı izlemeye başladık. Telefonum çaldı: CHP İzmir Milletvekili Sayın Enver Öktem Meclis Genel Kurul’undan arıyor ve soruyordu. “ Sayın Bakan tasarının geçici hükümler kısmına 10 yıl süre ile sağlık meslek liseleri hemşirelik programlarına hemşire alınması konusunda teklifde bulunuyor. Siz bunu onaylıyor musunuz? Cevabım şöyle oldu” elbette onaylamıyoruz. Ancak, tasarıyı meclisten çekebilir, bu nedenle kabul ettik ama bu süre çok uzun” deyince telefonu Sayın Bakan’a uzattı ve onunla görüşmeye başladık. 10 yıl!, hayır 5 yıl! diye bir çekişme geçti aramızda. Sonunda 5 yılda karar kılındı.
Son anda yapılan bu müdahaleyi içimize hiç sindiremedik ve bir süre sonra tasarının 1. maddesi ile geçici maddesi arasında ki uyumsuzluğun kaldırılması için Anayasa Mahkemesine başvurulabileceğini öğrendik ve baş vurmak üzere CHP ile iletişime geçtik. CHP hazırladığı metni mahkemeye verdi, Böylece konuyu Anayasa Mahkemesine taşımış olduk. Niçin CHP ile ilişki içinde olduk diye de hep eleştirildik. CHP, tıpkı AKP gibi, Hemşirelik Kanununun değişmesi için bize tam destek veren bir parti olmuştur. Ayrıca, Anayasa mahkemesine bir derneğin değil, mecliste grubu olan bir partinin ancak başvurabileceğinin de bilinmesi gerekir.
Şimdi sonucu bekliyoruz ve beklerken Bakan bizi, ziyaret ettiği illerde sağlık çalışanlarına ve basın aracılığı ile halkımıza şikayet ediyor. “Türkiye’de hemşire açığı var! Sebebi: CHP ve Dernek!
Sayın Bakan’a yasamızda değişiklik önerimizi meclise taşıyarak değişimin kabul edilmesine vesile olması nedeniyle şükranlarımızı her fırsatta bildirdik. 0cak 2008’de bunu bir de, makamında plaket vererek belgeledik.
Şimdi bakan bizi halka şikayet ediyor:
Türkiye’de hemşire açığından CHP ve biz sorumluymuşuz. Konuyla ilgili açıklamalarımız ve hesaplar ortada. THD, meslek liselerine hemşire alınmasını ancak 2 yıl süre ile engelleyebilmiştir. Diğer 4 yıl, hemşirelerin talebini Sağlık Bakanlığının Yüksek Sağlık Şurasında kabulü ile olmuştur. 400 bin hemşireye ihtiyaç olduğu ileri sürülüyor. 6 yılda 400 bin açık! Şimdi 100 bin hemşire olduğunu kabul etsek, 300 bin açık oluşmuş! Yılda 50 bin hemşire öğrenci alınmış olması gerekiyordu bu hesaba göre.
Biz de Sayın Bakan’a soruyoruz:
1- Bu ülkenin ilgili kurumları, başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere sağlık insan gücü planlamasını şimdiye kadar neden yapmadılar? Bu bir derneğin sorumluluğumudur, yoksa başta Sağlık Bakanlığı ve YÖK olmak üzere diğer ilgili kurumların sorumluluğu mudur?
2- Bir dernek, Türkiye’de meslektaşları hakkında çok sayıda veriyi belirli aralarla sürekli olarak toplama yetki ve imkanına sahip olabilir mi? Mesleğe girenler, meslekten çıkanlar. Çıkma nedenleri. Ölümler. Meslekten ayrılma yaşları vb bir çok veri.
3- Türkiye’de hemşire insan gücü istihdam biçimi neden hiç tartışılmıyor? Hemşire unvanlı insan gücünden sistemde nerede boşluk varsa o boşluğu doldurmak üzere yararlanıldığı neden görmezden geliniyor? Hem de apaçık gerçeğe ve bu gerçeği sık sık yazılı ve sözlü olarak açıklamamıza rağmen.
4- Türkiye’de meslekten ayrılmaların nedenleri hakkında veri, neden hiç toplanmıyor?
5. Avrupa değerlerine bakıldığında hesaba göre 400 bin hemşireye ihtiyaç varmış? Hangi hesaba göre? : YÖK’e 2001’de sunduğumuz kapsamlı raporu Sağlık Bakanlığı bildiği halde neden hiç değerlendirmeye almadı, almıyor? YÖK neden kendi hazırlattığı raporu dikkate alarak önlemler almadı ya da alamadı?
6- Sürekli yurt dışı örnekleri üzerinden konuşuluyor? Yurt dışı değerlerini kimler kabartıyor? Bu değerler doğru mu? Yurt dışında hemşirelerin çalışma koşulları ile ücretlendirilme durumları bizde ki ile aynı mı? İngiltere başta olmak üzere Hollanda ve diğer Avrupa ülkeleri ile ABD ve Kanada neden Türkiye’den hemşire istiyor. Dünyada ki genel sorun nedir? Hemşirelerin çok iş karşılığında az ücretle çalıştırılmalarımı?
7- Türkiye’de hemşirelerin çalışma koşulları ve karşılığında aldıkları ücret ile hemşire sayısı arasında ilişki kuruluyor mu?
8- Bir kurumda çalışan bir hemşire bir başka kuruma gittiğinde neden uzmanlık diploması olan alanda ya da sertifika ile yetiştirilip yetkilendirildiği alanda değerlendirilmiyor?
9- 2005 ve 2008 bebek ölümleri raporları gösterdi ki, basında ilk elde adeta alışılmışlıkla yer aldığı şekilde sorun hemşire azlığından kaynaklanmamaktadır. Ölümlerin pek çok nedeni vardır. Bunları biz biliyoruz. Sizler de biliyorsunuz. Peki neden bilmezden geliyorsunuz?
Akla ister istemez şu çarpıcı soru ve yanıtı geliyor: Hemşirelik tüm bu soruların cevabının araştırılıp bulunması ve ona göre gereken düzenlemelerin yapılması için çaba gösterilmeye değer bir meslek midir? Hayır! Çünkü İş basit! El becerilerine, ev hanımı niteliklerine dayalı bir meslek için zaman ayırmaya değer mi? Küçük yaşta kısa süreli öğretimle çok sayıda üret! Az parayla çalıştır!.Ne istersen onu yaptır!
Değerli meslektaşlarım,
THD bu yaklaşımı ret ediyor.
Yaptıklarımızı sizlere web sayfamızdan iletmeye çalışıyoruz. E-postamıza gönderdiğiniz soruları da mümkün olan en kısa zamanda yanıtlıyoruz.
Elinizde ki iki metni yönetim kurulu üyelerimiz hazırladı. Bir derneğin yönetim kurulundan böylesi çalışmalar çıkması çokça rastlanılan bir durum değildir. Genellikle konular yönetim kurulu dışında ki meslektaşlar tarafından yazılır ya da onların yazması istenir. Onlara teşekkür borçluyuz. Ürünlerini lütfen vakit ayırıp okuyunuz ve mücadelemize bilinçle katılınız. Her zaman yazdığımız ve söylediğimiz gibi mesleğimizle ilgili sorunlara bir bütün olarak bakmak ve çözümleri de bu bütünlük içerisinde üretmek zorundayız. Örneğin, eğitimi lisans düzeyine çekmek sorunun sadece bir bölümüne çözüm getirmektir. Hemşirelik Hizmetleri Yönetimleri özerk bir yapıya kavuşturulmaz ise eğitimin lisansa temellendirilmesinin mesleki yönden bir anlamı hemen hiç yoktur. Çalışma koşulları ve ona uygun ücretlendirme sorunları varken, meslek yönetiminde özerk olmanın yararı ne olabilir? Bunların hepsi birbirini belirleyen/ besleyen sorunlardır ve çözüm üretirken bu gerçekliğin gözden kaçırılmaması gerekir. Saygılarımla. 5 Kasım 2008
Prof. Dr. Saadet ÜLKER Türk Hemşireler Derneği Genel Başkan
HEMŞİRELİK VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ
"Küçük Hanımlar, Küçük Beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizlersiniz." Mustafa Kemal ATATÜRK ÇOCUK İŞÇİLİĞİ ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) verilerine göre halen dünyada 250 milyondan fazla çocuk, her türlü şartta ve çok çeşitli iş sahalarında çalışmaktadır (15). Çocuk işçiliği; dünya çapında çok değişik biçimlerde karşımıza çıkabilen ve çocukların her türlü ihmal ve istismarına yol açabilen bir olgudur. UNICEF raporunda, çocukların gelişimi bakımından önem taşıyan ve bir işte çalışmaları sebebiyle tehdit altında kalabilen unsurların şunlar olduğu belirtilmiştir: • Fiziksel gelişim • Bilişsel gelişim • Duygusal gelişim • Toplumsal ve ahlaki gelişim 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler genel kurulunda Türkiye‘nin de taraf olarak onayladığı “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”nin 1. maddesi 18 yaşından küçük herkesi “çocuk” olarak tanımlamaktadır(19,17). Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) çocuk işçiliğini, 1992-1993 yıllarından itibaren ILO ölçeğinde gözetilmesi gereken bir konu olarak belirlemiş ve “Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı”nı (International Programme On The Elimination Of Child Labour-IPEC) başlatmıştır (15,17). Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) 1999 yılında, 182 sayılı “Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimlerinin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (no.182)” ve 190 sayılı tavsiye kararını kabul etmiştir. 182 sayılı sözleşme, taraf devletlerden çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerini acil olarak yasaklamak ve ortadan kaldırmak için derhal etkili önlemler almalarını istemektedir. Bu sözleşmeyi onaylayan Türkiye’nin yasalarıyla çocuk işçiliğinin tamamen ortadan kaldırılmasını nihai amaç olarak belirlemesi ancak çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerini (niteliği veya çalışma koşulları gereği çocuğun sağlığı, güvenliği veya ahlakına zarar verebilecek işleri) öncelikli olarak ortadan kaldırmak için bunları açıkça saptaması ve yasaklaması, yasaları ihlal edenler için yaptırımlar ve mağdurlar için tazminat öngörmesi ve bunları ciddi şekilde uygulaması gerekmektedir (17). ICN (Uluslararası Hemşirelik Konseyi), sağlıklı toplum ve gelecek oluşturulabilmesi için çocuk ihmal ve istismarına yol açan uygulamaların uygun otoritelere bildirilmesi ve çocuk işçiliğiyle mücadele konusunda ilkeler geliştirilmesine yönelik çalışmalarda ulusal hemşirelik derneklerine desteğini belirtmektedir. ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN NEDENLERİ Çocuk işçiliğine gelişmiş ülkelerde de rastlanmakla birlikte bu durum ağırlıklı olarak gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin sorunu olarak görülmektedir. Çocuk işçiliğinin temel nedenleri; yoksulluk, göç, gelir dağılımındaki eşitsizlikler, aile gelirlerindeki düşüş, geleneksel bakış açısı, çocukların ucuz işgücü olarak görülmesi, işsizlik, mevzuat yetersizliği ve mevzuatın etkin uygulanmaması olarak belirtilmektedir (2). Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan “Çalışan Çocuklar 2006” raporunda da çocuk işçiliğinin temel nedeni, “yoksulluk” olarak belirtilmiştir. Bu raporda: 6-17 yaş arasındaki çocukların çalışma nedenleri; %51.1 oranında hane halkı gelirine katkıda bulunmak iken %17.4 oranında iş öğrenmek, meslek sahibi olmak şeklinde saptanmıştır. Yoksulluk; çocuk işçiliğinin nedeni olduğu kadar sonucu olarak da gözlenmektedir. Nedenleri ne olursa olsun çocukların çalıştırılmaları; çocukluklarını yaşayamamalarına, eğitimden uzaklaşmalarına, fiziksel, ruhsal gelişimlerinin olumsuz olarak etkilenmesinin yanı sıra çeşitli istismarlara uğramalarına yol açmaktadır. İşverenlerin çocuk işçileri tercih etmelerinin temel nedeni ise çocukların “itaatkar”, “uysal” ve “ucuz” işgücü olarak nitelendirilmeleridir. Çocuk işçi, yaşadıkları konusunda tam bir zihinsel farkındalığa sahip olmadığı gibi, haklarını bilememekte ya da bu hakları savunmada yetersiz kalmaktadır. Ne yazık ki, tercihlerini çıkarları doğrultusunda çocuk işçi çalıştırma yolunda kullanan işverenler, bunun neden olabileceği olumsuzlukları tüm boyutlarıyla görememekte ya da yine çıkarları nedeniyle görmek istememektedirler. Oysa ki çocuk emeğinin sömürülmesinin çalışana olduğu kadar, çalıştığı sektöre, yaşadığı toplumun sağlığına ve geleceğine yansıyan ve çeşitli biçimlerde ortaya çıkan çok boyutlu maliyetleri vardır. Gelişmiş toplumlar, çocuk emeğini kullanmanın gerek çocukların çalıştırıldıkları sektörlere, gerekse çocuğa ve dolayısıyla toplumsal gelişime zararlarını gördükleri için bundan vazgeçme eğilimindedirler. ÜLKEMİZ SAĞLIK SEKTÖRÜNDE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ Gelişmekte olan bütün ülkelerde gözlemlendiği gibi ülkemizde de çocuk işçiliği çok farklı sektörlerde ve en kabullenilemez biçimleriyle karşımıza çıkabilmektedir. Sağlık sektörü de bunlardan birisidir ve çok yönlü yaşamsal sonuçlar oluşturmasına rağmen göz ardı edilmektedir. Sağlık sektörü “ ağır ve tehlikeli işler” olarak tabir edilen bir alandır (13). Sağlık çalışanlarının sağlığını etkileyen tehlike ve riskler; biyolojik, fiziksel, ergonomik, kimyasal ve psikososyal olmak üzere gruplandırılmış olup Özkan’ın (2005) belirttiğine göre hastanelerde 29 tip fiziksel, 25 tip kimyasal, 24 tip biyolojik, 6 tip ergonomik ve 10 tip psikososyal tehlike ve risk olduğu bildirilmiştir. Hepatit B hastalığı, tüberküloz, bel ağrısı, varis, iş stresi, kas ve iskelet sistemi yaralanmaları, şiddet, kötü muamele, kesici-batıcı-delici cisim yaralanmaları sağlık çalışanlarının sıklıkla karşılaştığı sorunlardır ve son 20 yılda bu sorunların ciddi boyutlara ulaştığı belirtilmektedir (8). Sağlık bakım alanı, hem yoğun stres yaşayan bireylere hizmet vermesi hem de çalışan personelin stres yaşantıları ile çok sık karşılaşması nedeniyle, diğer iş ortamlarından daha fazla iş stresinin yaşandığı bir ortam olarak değerlendirilmektedir. Sağlık çalışanı sağlık hizmeti sunarken, çok farklı düzeyde sağlık sorunu yaşayan hasta ve hasta yakını ile karşılaşmaktadır. Bireyin sağlığının tehdit altında olduğu, belirsizlik ve bilinmezlik nedeniyle yoğun stresin yaşandığı bu durumlar hasta birey kadar sağlık çalışanlarını da etkilemektedir (10). Ülkemizde sağlık sektöründe çalışan sağlık ekibi mensuplarının büyük çoğunluğu (hemşire, ebe, laborant, sağlık teknisyeni vb.) Sağlık Meslek Lisesi mezunudur. Sağlık Meslek Lisesi eğitimi uygulamalı bir eğitimdir ve Sağlık Meslek Liselerine giriş yaşı 13-14, mezuniyet yaşı ise 17-18’dir. Sağlık Meslek Liseleri, çocukların erken yaşta iş hayatına atılması ve böylelikle aile bütçesine katkı sağlaması nedeniyle çoğunlukla sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerin, çocukları için tercih ettiği eğitim kurumlarıdır. Ülkemizin gelecekteki sağlık çalışanlarını oluşturan bu çocuklar, çocukluk çağı kapsamındaki bu dönemde aldıkları teorik ve pratik eğitim sonucu, yetkin birer sağlık meslek mensubu kabul edilerek çalışma hayatına dahil olmaktadırlar. Sağlık Meslek Lisesinde öğrenim gören çocuklar 2. Sınıftan itibaren “Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği” Madde 9. Ek- 1 deki çizelgede belirtilen ağır ve tehlikeli işler kapsamında yer alan “hastaneler” de çalışmaktadırlar. Başka bir anlatımla bu çocuklar 14-15 yaşından itibaren hasta ve hasta yakınlarıyla, hizmet veren sıfatıyla karşı karşıya gelerek üç yıl sonra tam yetkiyle üstlenecekleri mesleğin gereklerini yerine getirmeye başlamaktadırlar( Onlar bu alanda çalışan bir tür çıraktır). Böylelikle Sağlık Meslek Lisesi öğrencilerinin gündemi ile diğer lise öğrencilerinin gündemleri, yaşam deneyimleri tamamen birbirinden farklı hale gelmektedir. Onların gündeminde lösemili bir hasta ve ailesinin dramı, silahla yaralanmalar ya da intihar vakaları, ağır psikiyatrik hastalıklar, doğum, ölüm vb. yer alabilmektedir. Oysa diğer lise öğrencilerinin gündemindeki konular ise matematik, coğrafya, elektronik, el sanatları gibi derslerden kaynaklanan sorunlardan ibarettir. Sağlık Meslek Lisesinde geçirilen bu dönem insan gelişimindeki en hassas evre olan; ergenlik dönemini kapsamaktadır. Böylesi bir dönemin uygunsuz koşullarda geçirilmesi bu evreye bağlı yaşanan stres ve kaygıyı daha da artırmaktadır. Çocuklarda normal gelişimsel bir durum olan kaygı, şiddetli ya da yaygın olduğunda istenmeyen psikolojik sıkıntılara yol açarak, uyum bozucu olabilmektedir. Ülkenin geleceği olan çocuklar ve ergenlerdeki yüksek kaygı, başarıyı olumsuz etkilemesi ve ileride büyük sorunlara yol açması gibi nedenlerle üzerinde titizlikle durulması gereken bir konudur(4). Çalışan ergenlerle yapılan araştırmalarda kaygı ve strese verilen tepkilerin cinsiyet açısından farklılıklar gösterdiği bildirilmektedir. Stres ve kaygı durumlarında erkek çocukların daha çok saldırgan davranışlar gösterirken, kız çocukların daha çok kaygı ve çökkünlük gösterme eğiliminde oldukları aynı zamanda kızlarda kaygıya daha sık rastlandığı bulunmuştur (4). Yaşamın bu önemli dönemini kendi kararları dışında tamamen zorunluluklar nedeniyle bahsedilen koşullarda geçiriyor olma durumunun da bu bireylerde kaygı düzeyini daha da artırabileceği düşünülmektedir (4). Böyle bir evrede sağlık alanında çalışmaya karar verme ve sağlık alanında çalışmanın etkilerini yaşayarak deneyimleme durumunun ergenlik dönemini ve çalışan ergenleri nasıl etkileyeceği konusunun etraflıca kavranabilmesi için ergenliği ve çalışan ergenlerin durumunu inceleyen çalışmalara bakmak faydalı olacaktır: Ergenlik, bireyin hem bedensel hem ruhsal hem de toplumsal alanda dönüşüme uğradığı çeşitli ve çok boyutlu gelişimsel sorunların yaşandığı bir süreçtir. Ergenlik döneminin genel olarak 10-12 yaşlarında başlayıp 19 hatta 24 yaşına kadar devam edebildiği belirtilmektedir. Bu dönemde ergenin temel olarak başarması gereken gelişimsel görevler şunlardır(20): • Cinsel rolü kabullenme ve ona uygun davranış örüntüleri geliştirme • Duygusal bağımsızlığını kazanma • Kendi başına karar verebilme • Arkadaşlık yeteneklerini geliştirme • Çatışan değerleri uzlaştırma • Meslek seçimini yapabilme • Öz kimliğine ulaşabilme ve bunu kabullenme Yukarıda sıralanan temel gelişimsel görevlerin yanı sıra bir sağlık meslek lisesi öğrencisi olarak sağlık bakım alanındaki streslerle baş etmek ne kadar mümkün olabilmektedir? Hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşanan bu süreçte yaşananlar heyecanlandırıcı, ürkütücü hatta kafa karıştırıcıdır. Bu dönem “kriz dönemi” olarak da adlandırılmaktadır. İlter, ergenlik döneminin evrensel özelliklerini şöyle özetlemektedir: • Ergen kırılgan olur. Bu kırılganlık sadece ruhsal düzeyde değil bütün bedensel dengelerde görülür. • Kronik hastalıklara tutulma oranı fazladır. • Üreme sağlığı bakımından önemli sorunlar yaşanır. • Madde, ilaç alışkanlıkları kolay gelişir ve yerleşir. • Önemli beslenme bozuklukları görülür. • Kaza ve yaralanmaların en sık görüldüğü yaştır (agresif,şiddete yatkın). • Depresyon ve intihar eğiliminin yüksek olduğu bir dönemdir (6). Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği Ergen Komisyonu tarafından çalışan ergenlerle yapılan “Ergen ve Ruhsal Sorunları: Durum Saptama Çalışması” nda ise şunlar tespit edilmiştir (5). Alt sosyal ve ekonomik düzeye sahipler. Yukarıya doğru sosyal hareketlilik gerçekleştirme amacıyla geleceğe yönelik maddi yatırım ve ailenin ekonomik durumunu iyileştirmeye odaklanıyorlar. Biyolojik Değişikliklere Uyum: Erken yaşta çalışmaya başladıklarından dolayı bu dönemi hızla ve farkına varmadan geçiriyorlar. Karşı cinsle ilişkileri sınırlı kalıyor. İhmal ve İstismar: Gerek aile dışında gerekse çalışma yaşamında çocuk ihmalini olağan karşılıyorlar. Fiziksel istismarı disiplin ve saygıyla eş değer görüyorlar. Şiddeti olağan karşılamaları ileriye yönelik olarak şiddetin yeniden üretilmesine yol açabiliyor. Ayrıca cinsel istismar yaşadıklarının ipuçlarını veriyorlar. Arkadaş İlişkileri: Daha çok kendileri gibi çalışan ergenlerle arkadaşlık kuruyorlar. Destek Sistemleri: Ailenin desteği yetersiz olduğundan çoğunlukla işverenler veya arkadaşlar destek oluyor. Bazen de siyasi gruplardan destek alma ihtiyacı hissediyorlar Özdeşim Modelleri: Uygun özdeşim modelleri yok. Kendilerini model alıyorlar. Birlikte yaşadığı yetişkinlerin yaşantısını tekrarlıyorlar (5).
Çalışma Hayatında Ergenliğin Riskleri Hızlı bedensel, biyolojik değişimlerle baş etme çabası Mesleki ve sosyal kimlikleri yerleşmediğinden sorumluluk duyguları yetersiz İşte çalışma deneyimleri yetersiz; dirençleri düşük Tepkisellik, dürtüsellik, sakarlık Kendine aşırı güven, otoriteye başkaldırı Kimlik karmaşası Dikkat eksikliği, hiperaktivite (1). Bahsedilen riskler, iş kazaları ve meslek hastalıklarının daha fazla ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ergenlerin risk bilinci tam olarak gelişmediğinden yaptıkları işlemlerin sonuçlarını öngörmeleri de mümkün olamamaktadır. Ergenler bazen de oyuna olan yatkınlıkları nedeniyle işyerindeki aletleri oyuncak olarak kullanabilmektedir. Bu gibi durumlar işçi sağlığını ve güvenliğini tehdit eder mahiyettedir. Ayrıca ergenlerin çalışma hayatında önemsenmemeleri değersiz görülmeleri ve horlanmaları ruhsal ve sosyal sağlıklarını olumsuz yönde etkilemektedir(3). Yukarıda değinilen sorunlar ve riskler, ergenin sağlık alanında çalışıyor olmasının bireye, topluma, hasta/çalışan güvenliğine ve bunun yanı sıra sağlık harcamalarına nasıl yansıyacağının anlaşılabilmesi için üzerinde önemle durulması gereken noktalardır. Buradan hareketle akla şu sorular gelmektedir: Sağlık Meslek Lisesi öğrencileri çocuk ya da ergen değil midir? Yoksa Sağlık Meslek Lisesi öğrencileri hem en hassas dönem sorunlarıyla hem de sağlık alanındaki ağır ve tehlikeli risklerle baş edebilecek üstün nitelikli, insanüstü varlıklardan mı seçilmektedir? Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının raporu (Ulusal İnsani Gelişme Raporu; Türkiye'de Gençlik-2008) ülkemizde gençlerin sağlığının; yoksulluk, yaşam becerileri ve eğitimlerindeki yetersizlikler, gelenekler, ailelerin çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimindeki kimlik sorunlarını ele almadaki gönülsüzlükleri ile kötüleştiğini saptamıştır (18). “Rapor”da gençlerin sağlığını iyileştirmek için Türkiye’ye önerileri şöyledir: Ergenlerin sağlık koşullarına yatırım yapmanın, çocuk ve gençlere yaşam becerisi eğitimi sağlamanın yolları araştırılmalı Cinselliğin konuşulması tabu olmaktan çıkarılmalı ve okullarda cinsel eğitim verilmeli Sigaraya karşı programlar artmalı Gençlerin sosyal güvenlik sorunları çözülmeli Çocuk işçiliği ortadan kaldırılmalı Türkiye Uluslararası Çalışma Örgütüyle işbirliği halinde çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin ortadan kaldırılması için mevzuatını ve uygulamalarını bu içeriğe uygun hale getirme çabaları içersindedir. Bu çalışmalarda gözden kaçan bir yan bulunmaktadır: Ülkemizde çocuk ve ergen sağlığı ve korunmasından bahsederken sağlığımızı emanet ettiğimiz meslek mensuplarının büyük çoğunluğunun, mesleklerini seçme kararını özgür iradeleriyle vermediği, çocuk yaşta çalışmaya başladığı ve bununla birlikte çocuklukta alınan mesleki temel eğitimin ne derece fayda sağladığı göz ardı edilmektedir. Sağlık sektöründe çocuk işçiliğinin yaygın halde halen devam ediyor olmasının; • Çocuk gelişimine • Çalışan güvenliğine • Hasta güvenliğine • Toplumun sağlıklı gelişimine • Sağlık harcamalarına • Sağlık mesleklerinin gelişimine • Toplumun geleceğine yönelik yüzeysel bakıldığında pek de fark edilmeyen ancak bu yaşantıyı deneyimleyenler ve bu konuda derinlemesine gözlem yapanlarca anlaşılabilen çok çeşitli olumsuz yanları mevcuttur. Avrupa Birliği uyum sürecinde konuyla ilgili mevzuatımızda önemli gelişmeler olmuştur ve olmaktadır. Mevcut yasal düzenlemeler incelendiğinde Sağlık Meslek Lisesi öğrencilerinin yaşadığı bu durumun uluslararası antlaşmalara, anayasaya, yasalara ve yönetmeliklere ters düştüğü de görülmektedir. 17 Haziran 1999 tarihinde Türkiye’nin de taraf olduğu devletlerce “182 No’lu Kötü Şartlardaki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Önlemler Sözleşmesi” kabul edilmiştir. Bu sözleşmenin bazı hükümleri aşağıda yer almaktadır: Madde 1 Bu sözleşmeyi onaylayan her ülke acil bir sorun olarak çok kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinin yasaklanmasını ve ortadan kaldırılmasını sağlayacak acil ve etkin önlemleri alır. Madde 2 Bu sözleşmenin amaçları bakımından “çocuk” terimi 18 yaş altındaki herkese uygulanır. Madde 3 Bu sözleşmenin amaçları bakımından “en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliği” ifadesi; d)Mahiyeti veya yürütümündeki koşulları itibariyle çocukların sağlık, güvenlik veya ahlaki gelişimleri açısından zararlı olan işi kapsar (14,15,17). TC Anayasası Madde 50 Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar, çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. 4857 Sayılı İş Kanunu Çalıştırma Yaşı ve Çocukları Çalıştırma Yasağı Madde 71 Onbeş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak ondört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler. Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik Bu yönetmelikte sağlık işlerinde çocuk işçi veya genç işçi çalıştırılabileceğine dair hiçbir tanımlama yer almamaktadır. (06 Nisan 2004) Bilakis çocuk ve genç işçilerin çalıştırılamayacağı işler bölümünde bu konuya şu şekilde yer verilmektedir: Ek- 3 3. Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliğinde 18 yaşını doldurmamış kişilerin çalışmasının yasaklandığı işler, 10. Radyoaktif maddelere ve zararlı ışınlara maruz kalınması ihtimali olan işler, 12. Fazla dikkat isteyen ve aralıksız ayakta durmayı gerektiren işler, 18. Toksit, Kanserojen, nesil takip eden genler zararlı veya doğmamış çocuğa zararlı veya herhangi bir şekilde insan sağlığını etkileyen zararlı maddelerle ilgili işler, 19. Eğitim, deney eksikliği güvenlik konusunda dikkat eksikliğine bağlı olarak gençlerin maruz kalabileceği kaçınılması veya fark edilmesi mümkün olmadığına inanılan iş kazası riski taşıyan işler. Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği Ağır ve tehlikeli işleri tanımlayan bu yönetmelik; bu işlerde ne şartlarda, kimler tarafından çalışılacağını düzenlemiştir. (16 Haziran 2004) Madde 9. Ek -1’ de; hastane, bakteriyoloji ve kimya laboratuarları ve eczacılık işleri, ağır ve tehlikeli işler olarak ve 18 yaşını doldurmamış gençler tarafından yapılamayacak işler olarak belirlenmiştir.
HEMŞİRELİK MESLEĞİ VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ “.........Erken yaşta daha onyedim de hemşire olmuştum. Aman ne güzel! Mahalleli pek imreniyordu. Para kazanacak, ailemin geçimine de destek sağlayacaktım. Kazai rüşt kararı alındı ve işe başladım. Artık bir mesleğim ve sorumluluklarım vardı! Taşrada bir okuldan mezundum. Okul hayatım boyunca adını bile duymadığım bir klinikte çalışıyordum. Oryantasyon eğitimi de yoktu. Usta çırak usulüyle işimizin ehli olabilirdik. Biz yetenekli çocuklardık! Yaralılar, travmalar, ölümler... Sanki korkunç bir kabusun içinde yaşamaya başlamıştım. Eve geldiğimde uyumak dinlenmek istiyordum. Fakat uykudan da kan ter içinde uyanıyordum... Nöbetlerimde bebekler ölüyordu, babalar ölüyordu, anneler ölüyordu... .Acaba benim bir hatam, bir ihmalim var mıydı?” & Çocuk işçiliğinin yoğun olduğu mesleklerde ortaya çıkan yetersizlikler ve riskler mesleki gelişimi de sekteye uğratmaktadır. Bu durum en bariz şekilde, büyük çoğunluğunu kız çocuklarının oluşturduğu Sağlık Meslek Lisesi mezunlarının mensup olduğu, hemşirelik mesleğinde ortaya çıkmaktadır. Ülkemizdeki kız çocuklarının durumundan yola çıkıldığında ve maruz kalınan çocuk işçiliğinin en kötü biçimi olgusu da göz önünde bulundurulduğunda meslekte yaşanan olumsuzlukların temel nedenini daha iyi anlamak mümkün olacaktır. Özetle hemşirelik, mesleki seçimin zorunluluklar nedeniyle aileye bırakıldığı, çocuk yaşta mesleki temel eğitimin alındığı, çocuk işçiliğinin en kötü biçimi olarak ifade edilen olguya maruziyetin söz konusu olduğu, çocuk yaşta mesleki hayata girilen ve çoğunluğunu kadınların oluşturduğu bir meslektir. Çocuklukta verilen teorik ve uygulamalı hemşirelik eğitiminin çocuğa ve mesleğe etkileri düşünülmeden kurulan sistem yıllardır alarm vermektedir: Çocukluk çağının olumsuz koşullarda geçirilmesi, meslek mensuplarının gelişimini ve dolayısıyla hemşirelik mesleğinin gelişimini olumsuz etkilemektedir. Hemşirelikte gizli işsizlik oranı çok yüksektir (Mesleğin gereğini yerine getirmekte zorlanma, bilgi ve donanım eksikliği, yetersizlik, verimsizlik...) Hemşirelik mesleğinden uzaklaşma giderek artmaktadır (Meslekten ayrılma ya da mesleki alan dışı işlere yönelme…). Yönetim ve karar mekanizmalarındaki roller, gereğince yerine getirilememekte böylelikle hemşirelik bir türlü özerkleşemeyen bir meslek olarak kalmaya devam etmektedir. Hemşirelik mesleği mensupları sürekli mesleki olumsuzluklardan yakınan fakat bu olumsuzlukları bir türlü düzeltemeyen bireyler halindedirler. Hemşirelik uygun şartlar oluşturulduğunda tatmini yüksek bir meslek olmasına rağmen tüketen bir meslek halini almıştır. Hemşirelik halen düşük statülü bir meslektir ve şartları yüzünden tercih edilmemektedir. Sonuç olarak, hemşirelik mesleğinin gelişimi; temel eğitiminde, ergene üstesinden gelemeyeceği sorumluluklar verilmesi ve bu ağır yükle başetmesinin beklenilmesi sonucunda sekteye uğramaktadır. Son gelinen noktada meslek mensupları uygun yaşta uygun eğitimi almamasına rağmen Türk Ceza Kanunu yaptırımları ve Malpraktis yasa tasarısı ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Büyük çoğunluğu aile bütçesine katkı olsun diye erken yaşta mesleğe girmek zorunda kalan ve sonrasında genelde kendini geliştirecek uygun şartlara ulaşamayan meslek mensuplarının karşı karşıya bırakıldığı koşullar hakkaniyete uymakta mıdır? Bu ülkede hemşireliğe verdiğimiz değer ve uygun gördüğümüz eğitim modeli ondan beklentilerimizle doğru orantılı mıdır? Tüm anlatılanlar ışığında konuyu irdelediğimizde, hatalı uygulamaları sonucu oluşabilecek sakatlıklar ya da ölümler yüzünden, hemşire ne kadar suçlu sayılabilir? Başında kavak yelleri esen akranlarına kardeşlerinin dahi emanet edilmesinden kaçınılan bir çağda, onlardan aklınıza gelebilecek her yaşta her türlü insanın bakım gereksinimlerinin anlaşılması ve sorunlarının çözümlenmesi beklenmektedir. Günümüzde hemşirelik hizmetleri denildiğinde, “profesyonel bir bakım süreci” anlaşılmaktadır. “Bakım” olarak adlandırdığımız bu süreç, her türlü ırk, cins, kültürden gelebilen bireylerle insan haklarının gereklerine uygun iletişimi kurabilmeyi, çok çeşitli fizyolojik, psikolojik ve sosyal sorunlarını doğru kavrayabilmeyi, bu sorunlarla baş edebilmeyi ve aynı zamanda bu bireylere profesyonel yardımı organize edebilmeyi gerektiren bir içeriğe sahiptir. Aynı zamanda karmaşık tedavi prosedürlerinin yerine getirilmesi, radyolojik ve toksik ajanlarla temas, enfeksiyon hastalıklarına maruziyet gibi ciddi riskleri ihtiva eden, hasta ve hizmet verenin, hayati risklerin baskısı altında kalabildiği nihayetinde hayati sonuçlar doğurabilen bir süreçtir. Bu meslek kapsamındaki işler bir ergenin kavrayabileceği ve üstesinden gelebileceği yapıda mıdır? Hemşirelik mesleğinin bir bilim ve sanat olarak kendini var etmesi için hemşirelerin, Benner (7) tarafından tanımlanan altı güç tipine sahip olması gerekmektedir: Dönüştürücü güç: Bakım verilen bireyin benlik imajını değiştirmesine yardım etme yeteneği Bütünleştirici güç :Bakım verilen birey/bireylerin normal yaşama dönmelerine yardım etme yeteneği Savunuculuk gücü: Engelleri kaldırma yeteneği İyileştirici güç: İyileşmeyi hızlandırıcı hasta hemşire ilişkisini yaratma yeteneği Katılımcı güç: Hasta ile bakım ilişkisinden doğan güç Problem çözücü güç: Bakım boyunca probleme çözüm bulmak için ipuçlarına duyarlı olma ve araştırma yeteneği Ayrıca hemşireye yüklenilen çağdaş roller de vardır: • Danışman • Eğitimci • Psikolog • Koordinatör • Ekonomist • Hasta hakları savunucusu Bir hemşirenin böylesi güçlere sahip olması ve bahsedilen çağdaş rolleri üstlenebilmesi için uygun olan koşullar: Hemşirelik eğitimine kabul için asgari lise mezunu olmak. Hemşirelik eğitiminin en az dört yıl veya 4600 saatlik teorik ve pratik eğitimi kapsaması ve hemşirelik mesleğinin temel eğitiminin standardize edildiği 2 Şubat 2008 tarihli resmi gazetede yayınlanan “Doktorluk, Hemşirelik, Ebelik, Diş Hekimliği, Veterinerlik, Eczacılık ve Mimarlık Eğitim Programlarının Asgari Eğitim Koşullarının Belirlenmesine Dair Yönetmelik”te Avrupa Birliğinin 2005/36/EC sayılı yönergesine paralel olarak düzenlenmiştir(16). Başta toplum sağlığı olmak üzere, hasta ve çalışan güvenliği açısından ele alındığında sağlık bakım alanının kilit noktasındaki hemşirenin, çocuk yaşta eğitim verilerek çalışmaya başlatılmasının bize maliyeti ne olmaktadır? Halbuki hemşirelik mesleği, uygun şartlar oluşturulduğu takdirde sağlıkla ilgili çıktılara büyük oranda olumlu katkılar verebilecek bir potansiyele sahiptir. Toplumun üretici gücünü ve potansiyelini harekete geçirerek optimal verime ulaşmak insan kaynaklarını, insani gelişime uygun koşullarda kullanmayı başarabilmekle mümkündür. Türk Hemşireler Derneği’nin bu konudaki çalışmasının amacı; ülkemizin geleceği olan genç nesillerin, sağlıklı birer birey olarak yetişmesi ve gereken eğitim/öğretim koşullarında eğitilerek, ülkenin sosyo-ekonomik kalkınmasına destek olmasının sağlanmasıdır. Toplum sağlığının korunmasını ve yükseltilmesini sağlayacak olan, sağlık sektörünün en vazgeçilmez mesleğinin gelecekteki temsilcileri olan hemşirelerin, çocuk yaştaki istismarını önlemek ve bununla ilgili yasal tüm düzenlemelerinin yapılması için gereken desteği ortaya koymaktadır.
KAYNAKLAR 1. Akdemir, D., Ergenlikte Ruhsal Gelişim ve Çalışan Ergenler. İş Sağlığı ve Güvenliği Dergisi, 31, S42, 2006. 2. Aydın, O., Çocuk İşçiliğiyle Uluslararası Mücadele. İş Sağlığı ve Güvenliği Dergisi. 31, S31, 2006. 3. Bilir, N., Genç Çalışanların İSG Açısından Sorunları. İş Sağlığı ve Güvenliği Dergisi. 31, S5-9, 2006. 4. Canbaz, S., Sünter, T., Peksen, Y., Samsun Çıraklık Eğitim Merkezi’ne Devam Eden Çırakların Durumluk-Sürekli Kaygı Düzeylerinin Değerlendirilmesi. TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. 23, S21, 2005. 5. Çetin,Ç., Canat, S., Kılıç Ö., Şenol, S., Rugancı, N., Öncü, B., Hoşgör, G., Işıklı, S., Avcı, A. Ergen ve Ruhsal Sorunları: Durum Saptama Çalışması. İş Sağlığı ve Güvenliği Dergisi. 31, S65-67, 2006. 6. İlter, Ö., Ergenlik Çağı ya da Adölesan veya Ne Çocuk Ne Erişkin. http://tpk.turkpediatri.org.tr. [02.06.2008] 7. Karaöz, S., Hemşirelerin Politik Gücü. C.Ü Hemşirelik Yüksek Okulu Dergisi. 1, S8, 2004. 8. Özkan, Ö., Emiroğlu, O., N., Hastane Sağlık Çalışanlarına Yönelik İşçi Sağlığı İş Güvenliği C.Ü.Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi. 3, S10, 2006. 9. TC. Anayasası (1982) 10. Tel, H., Karadağ M., Aydın, Ş., Sağlık Çalışanlarının Çalışma Ortamındaki Stres Yaşantıları ve Başetme Durumlarının Belirlenmesi. Hemşirelikte Araştırma Geliştirme Dergisi. 2, S13-23, 2003. 11. 4857 Sayılı İş Kanunu 12. 06 Nisan 2004 Tarihli, 25425 Sayılı Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik 13. 16 Haziran 2004 Tarihli, 25494 Sayılı Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği. 14. www.csgb.gov.tr/calisan_cocuklar [02.06.2008] 15. www.ilo.org/public/turkish/region/eurpro/ankara/programme/ipec.htm [02.06.2008] 16. www.turkhemsirelerdernegi.org.tr [02.06.2008] 17. Uluslararası Hukukta Çalışan Çocukların Hukuki Durumu, www.turkhukuksitesi.com, [02.06.2008] 18. www.undp.org.tr [02.06.2008] 19. www.unicef.org/turkey/ [02.06.2008] 20. www.psikolojikdanisma.net [02.06.2008]
|
Okudunuğunuz yazı toplam 746 kere görüntülenmiştir.
Bu bloga henüz yazılmış yorum yazılmamış.
|
Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.
|
|