|
|
Diyaloglar-1 ...8
Adını sonradan öğrendiğimiz bu "sıcak"kente neden gelmiştik?..Uzaklara gidince biraz daha yakınlaşabileceğimize inanmış olmalıydık!..Özürlüğümüze olan düşkünlüğümüz gece yarılarında yaşanılan o tarifsiz korkular gibi kısa ve yalnızlığın verdiği tedirginlik kadar ömürlü..Ya da bu iki şıktan ayrı bir deli cesareti!..Bilmiyorum..Bildiğim tek şey; yirmi yıldan daha fazla her gün gidebilmek umudu ile uyandığım o sabahların hiç bitmeyecekmiş gibi süregelen tekrarları..
Rüyalarımız; her gece aynısını arayıp da bir türlü bulamadığımız ama "aha işte o!.." diyerek kendimizi kandırdığımız yıldızlardı!..Düşünüyorum da "dal" diye tutunduğumuz ne çok şey beraberimizde sürüklediğimiz mutsuz beraberliklerimiz kadar bize ait,bazen de bir çırpıda yırttığımız bir kenara bir daha bakmamak üzere attığımız öksüz bir karalama kağıdı kadar bizden uzakta!..
Hangi trenin penceresinden bakmışız geleceğimize?..Hızlandıkça kaçırdığımız o görüntüler sanki cam önünden değil de içimizden geçmiş gibi!..Acıtıyor ve hayıflandırıyor!..Oysa hiç biri şimdi bizimle değil!..Çızırtılı bir pilağın çıkartığı o ses kadar vazgeçilmez ve özlem dolu oysa!..Kafayı dağıtsın diye değil aksine "dank" etsin diye ha bire tekar tekrar dinlenilen o melodiler hala bizimle değil!..
Elektrikler sık kesilirdi eskiden.Balkona çıkardık.Önce gökyüzünde yıldızlar çoğalır sonra da sokakta kediler.Bir yıldız seçene kadar sokak kedilerinden önce kavga ederdik!..Sonrasında elektrikler gelinceye dek deli danalar gibi sevişirdik!..Başka insan olmanın mutluluğunu yaşardık!..Elektrikler aniden gelince başka insan olduğumuzdan olsa gerek çıplaklığımızdan utanır elbiselerimize ışıktan önce koşardık!..Anımsıyor musun?..
Her yılbaşlarında iki paket sigara alınırdı."Bak bu son sigaram!"denirdi..Yeni yılda yapılacaklardan çok yapılmayacaklar listesi sunulurdu!..Ne çok da şeyler varmış yapmamamız gereken!..Hep anarşist mi yaşamışız hayata karşı?..Oysa evren genişledikçe biz farkına mı varmak istiyorduk ne kadar küçük bir zerre olduğumuzun?..Tezat değil miydi?..Aslında umurumuz da değildi öğlen sonrası baş ağrısı ile kalkınca!.. Bütün bunları unutacağını sakın unutma!.." Biz dünyaya gelmeden önce kulağımızdan ruhumuza üflenen son uyarı bu!..Unuttuğumuzdan olsa gerek araştırır,kendimizce her yaklaştığımızda yeni dediklerimize biraz daha bilmediğimizin farkına varmış oluruz!Hikaye içinde hikaye,oyun içinde oyun sanırız!..Oysa "öyle değildir!.." yalanı ise "ya böyle ise" yalanı ile gecenin gündüzü,gündüzün geceyi sarmalaması gibi tekarlanıp durur!..Biz buna yenilenmek deriz!..Halbuki gösterilmiş ve kabul edilmiş bir yazılımın seçilmiş karakterleriyiz!..Virüslere karşı dirençsizliğimiz ise tamamlanmış bir pazılın dışında kalmış bir parça oluşumuzdan olabilir!..Ait olduğumuz bütünün dışında kalarak hem bütünü eksik bırakıyor hem de tamamlayıcı parça olduğumuzdan bir bütün olamıyoruz!..
"Keşke"ye ve "geçmiş"e gücümüz yetmiyor!.. Bir an yaşayamadıklarımızla karşılaştığımızda ne yapacağımızı bilemez oluruz!..Yaşayamadıklarımız bazen bir filmde,bir şiirde,bir melodinin en can alıcı yerinde ya da buna benzer bir çok şeylerde karşımıza çıkar!..Öyle ki ya çok iyi tanıdığımız biri ya da birilerinin hayatlarında ya da hiç tanımadığımız biri ya da birilerinin tanık olduğumuz hayatlarında..Bazen imrenerek bazen de hayıflanarak bakakalırız..O anlar içimizden geçen o kara trene umarsız,anlamsız bakar dururuz!..Bir "merhaba" elveda gibi olabilir ya da bir "elveda" merhaba!..Her ikisi de güçsüzlüğümüzü simgeleyen bir "tattoo" olur bedenimizin değişik yerlerinde!.. Hayat;kalıp sevişecek kadar güzel,gidip de dönecek kadar sıkıcı!..
Bazen içinden çıkıp gittiğimiz soruların cevapları dönüp geldiğimiz soruların ta kendisi oluverir de ne yapacağımıza karar veremeyiz!..Böyle anlarda aynalar yardımcı olabilir mi bizlere?..Her gün her hangi bir uvuzumuz için şöyle bir bakıp geçtiğimiz aslında kendimizizdir!..Hani "acın nerendeyse canın orandadır!"diye bir söz vardır.Ya sevinçlerimiz,mutlu dediğimiz sürekli içinde kalmak istediğimiz de "can"ımız nerede dir?..
Bugün her ne yaşadıysanız yaşadınız..Tanrı yarın sizi yine sevecek!..
Bir yılı daha bitiriyoruz!.(ki doğanın ve yaratıcının umuru bile değil!..zaten diğer bir olasılık da beklenemez!..)Hayat bizlere umduğumuzu sunamayabiliyor ya da umduğumuzdan da fazlasını bazen..Her ikisi de bizlere yeterli olamadığından "hayr!..bu değil di!.." diyebiliyoruz sıklıkla..Sunulana razı göstermek bazen sunulandan daha fazla hafifletebiliyor bizleri..Örneğin,çok kötü dediğimiz bir sunu bazen sürekli istediğmiz bir sonuca çıkartabiliyor bizleri ya da çok iyi dediğimiz bir sunu da hemen kurtulmak istediğimiz bir sonuca da götürebiliyor!..
Sahip olduğun,sadece senin olan "üç hikaye" var..Doğum,yaşam,ölüm..
Hangi hikayen uzun,yalın,sürükleyici ..Hangi hikayeni best seller yapacaksın?Hangisi sence Nobel'i alabilecek kadar güçlü ve sürekli olabilecek kadar destansı?..Miras sayılabilecek bir hikayen var mı?..Evrensel mi ve daha ötesi mi?.. Size rağmen sizin için alınan kararlar!.."
Bireyselleşiyoruz..Bireyselleştikçe yükümüz de ağırlaşıyor!..Daha iyi ,"en iyi" olmaya dair her ne var ise üst üste koyarak her gün yenilenen yeni etaplarda ve farklı sandığımız kulvarlarda mekikler dokuyoruz!..Dokunulan mekiklerden elde kalan ne dersiniz?..Kim yorumlayabilir ortaya konulmuş olan sonuçları?..Yorumlardan payımıza düşeni kayıtsız ve şartsız "evet bizimdir!.." diye alıp yastığımıza kadar huzurla götürebiliyor muyuz?..Özgürleşiyor muyuz?..Özgürleştiğimizi mi sanıyoruz?..Yoksa adı henüz konulamayan köleliği özgürlük mü sanıyoruz?..Bireyselleşmek için kendi başımıza aldığımız kararların da sorumluluğunu da üstlenmek,getiri ve götürülerini de ( kıvırmadan )kendimize anlatmamız gerkiyor!..Yük ağır.Özgürleşmek bedel ister!..
"Başka seçenekler olmalı..Yani günümüz değimi ile bir B planı!.."
Her yeni yılla beraber bize gelen ya da bizden giden bir çok "mutlu yıllar" temennisi trafiğinden geçmiş yıla dair ne kadarını biriktirebildik ve yaşadığımız onca şeyi düşününce bunca güzel ve içten savrulmuş iyimser temenniler nereye kaybolup ta gittiler?..Düşünüyorum da bunca "öğütvari" temenniler neden ruhumuza yapışmamış da üstümüzdeki elbisede kalmış ve "kirli çamaşır"gibi daha ilk yıkamada o lekelere düşman mis kokulara dost güçlü kimyasallarla beraber gider borusundan bir atık olup üstelik bedeli de bizler tarafından ödenmek koşulu ile yok olup gitti!..Geriye kalan kocaman bir yalana sığınmak!..Anı yaşa!..Başka seçenek mi kaldı?.. "Bir hayal organı kendini yenileyebilir mi?..Şayet uygun done bulunursa kendi kendini yenileyemezse de yenilenmiş olur!.."
Aslına bakarsanız atılan her tezgah son tezgah,yapılan her satış ise ilk satıştır!..Bu karmaşık gibi gözüken zıtlık tıpkı "doğum-ölüm" gibi bağlayıcı süreklilik taşır.Ve bu vazgeçilmezimiz olandır. Sonucu ya mükafat ile müjdelenen ya da ceza ile korkutulan vaatler zincirinin ne ilk ne de son halkasıdır!..Olağan süreklilik ve yaşanılası kılınılan beraberlik!..Etikete bakıp almaktansa,etiket olup satmak isteği oyuncunun asla unutamadığı ve bir bakıma da göremediğidir!..İnsan gördüğünü unutabilir ama göremediğini unutma imkanı asla yoktur!..Her an yeniden şeklillendirir,şekillenir..Şekillendikçe de unutmaya çalışmak bir yana beraberinde her anına tanık olan,aslında hiç bir zaman tanıyamayacağı ve göremeyeceğini bildiği halde görmeyi umut ederek terk-i diyar edene dek geçici konutgah misafiridir!..
"Her gün boğuluyoruz!..Bize alışmış olan ve bir türlü gitmek nedir bilmeyen Daral !.."
Her günün bitiminde ve yatma vakti geldiği an yastıkla yatağın şahitliğinde koca bir koşturmaca başlar!..Bir an önce kurtulma ve deliksiz "zıbarma" isteği!..Gün boyu suya atıp atıp boğduğumuz o mechul cesetleri su üstünden toplama ve daha önceden hazırlanmış çukurlara atma, üstlerini kapama vakti!..Günün muhasebesi!..Oysa ölenle öldürülen aynı kişi!..Sayının çokluğu ise değşken!..Bu içinden çıkılamamış bir süreklilik!..Gün ağardığı an dirilmelere ne demeli,onlar da neyin nesi?..Gün boyu ya bir bedende,ya bir gülümsemede,bazen bir af ediş yada af dileyişte ..Örnek sayılarını çoğaltmakla beraber es geçilmemesi gereken o muhteşem ve nereden,nasıl,ne şekillerde geleceği belli olmayan yer yer artçısı ile başlayan o yürek kıpırtıları adeta temize çekilen reankarnasyonlarla an be an yenilenmekte..Taa ki yastık-yatak,ruh-beden seansına dek..Ölenle ölünmüyormuş!..
"Kelimeler farkında olmadan hibe edilir!.."
Düşündüm de hayatıma giren onca kelime var!..Ya benim hibe ettiğim kelimeler?..Bana hibe edilmiş şekliyle mi hibe edildi?..Ben, benden önce hibe edilmişi sorguladım mı?..Ya da sorgulamak ne kadar gerçeğe götürür beni?..Bir kaç ay önce ziraat fakültesinde okuyan bir arkadaşıma gazetede okuduğum bir haberi aktarmış ve onun fikrini almıştım.Haber şu idi:Kütahya Seyitömer Höyüğünde yapılan kazılarda dört adet dörtbin yıllık olduğu hesaplanan tohum bulunmuştu.Bilim dünyasını (ki konu ehli) heycanlandıracağını tahmin etmekle beraber beni de anlamsız bir soru ile karşı karşıya bırakmıştı.Sordum: şimdi bunlar domates,patates ya da ne bileyim hıyar tohumları olsalar biz dörtbin yıl öncesinin mahsulünü şimdi alacağız!Doğalsa doğal,tarihse tarih,saflıksa en safı..Daha bir sürü cahilce(!) ama sürükleyici hatta pazarlamaya yönelik hayalim onun verdiği kısa ve net bir cevapla adeta fosil yakıt oluverdi!..Abi, tohum aynı tohum ama ya toprak?..Yeşerirse ne ala!..Yani sayısal lotu oynamakla eş değer imiş benim hayalim!..Konuyu bağlarsam.Bana hibe edilen ya da benim farkında olmadan ya da farkındalıkla hibe ettiğim kelime ve kelimeler aynı olabilir ama kişi aynı değil!..Yeşerirsem,yeşerirse ne ala!..Kimin terazisi ya da tespiti Leyla'nın Mecun'una söylediği "seni seviyorum! una eşdeğer ya da daha daha fazlası?..Ya da Adolf Hitler'in "nefret"inden daha aşağılayıcı ya da keskin?..Örnekleri varın sizler çoğaltın..Kendinize geleceksiniz ve kendinizden gideceksiniz ne fark eder ki?..Hibe etmeye devam..Kural bu!..Bozulmaz!..Ha farz edin ki ziraat mühendisi adayı arkadaşımın söylediği doğru olmasın!(ki daha sonra basından takip ettiğim kadarı ile sadece bir tohum çimlenmiş ve kurumuş o kadar!)ne fark ederdi ki?..Hibe almaya ve etmeye devam!..
"İçinde bulunduğun çemberin ilerisindeysen tarfisiz yalnızlıkların tam ortasındasın demektir!.."
Aşk denilen o ilahi şey de "aynı an" diye bir şey yoktur!Karşılaşmalar, aynı anda yıldızların çarpışması filan..Filmlerden,romanlardan,şiirlerden ve şarkıların en ince ayar düzeneklerinden belleklere enjekte edilmiş bir nevi sanal reklam uygulamsından başka bir şey değidir "aynı an" masalı!..İnsan ilk görüşte "o"an'a değil,ilerisine aşık olur!..O an denilen işin adeta ritüelidir!..Bu durum tıpkı "cahil" bir toplumda "aydın" denilen adamın anlaşılamazlığı gibidir!.."Aydın" denilen o toplumun ilerisine aşık olur ama mücadele alanı kendine göre ilkeldir!..Bu da aşkın çilvesi olsa gerek!..Sonraları "o an" seviyesine ulaştıklarında ise ulaşanlar "bedel" ödendi der ama "aydın" denilen o garibim çoktan öbür tarafın ışığından karanlıkta bulmuştur kendini!..Yapılacak bir şey var mı?..Bence,evet!..yalnızlıkların tam ortasında kalmak!.. Gök gürültüsünden korkanları korna sesi ile terapi eden manyaklar!.."
Çokca duymuşumdur şu anarşist(!) sözleri: Bir gün geçeçeğim karşısına şu boktan hayatın.Dikleneceğim,korkmadan avazım çıktığı kadar bağıra çağıra söğleyeceğim ve son cümlelerimi ise adeta kusarcasına haykıracağım.."yeter ulan!..yeter!.."deyip çekip gideceğim!..O zaman bakalım görecek el mi yaman,ben mi?..Üzerine kustuğunu sandığı ile kusmuğu aynı olan, kendinden öncekileri unutan bellek ne güzel oyunlar buluyor böyle?..Çok arzulanan bir hazzın sonundaki çığlık ile korkulan bir gürültünün bağlayıcılığı ve etkilemesi,hiç bir daim vazgeçilemez olması bu karmaşık olağandışılıkta gizli değil midir?..Öyle ise bu uyduruk,kayduruk içinde ne idüğü belirsiz"om"lar bulunan korna terapisi de nedir?..Sessizlik olsun diye sessizliğin çığlığına kulak tıkıyanlara gök gürültüsünden korkabildiğiniz kadar korkun,hazzın koşulsuz çığlığına varabildiğinizce varın!..derim.
"Her ne var ise içinde biz varız!..Her ne yok ise içinden biz çıkarız!.." ............. Söylenecekler yazılabilir!..
Verileni sevgi ile kabul etmek vereni anımsamak,arınmaktır.Koşulsuz kabul ise;kutsanmak gibidir!.."
Son yıllarda özel hava yolu şirketlerinin serbest rekabet ortamında yeni yatırımlarının da etkisi ile bir çoğumuz o uzun otobüs yolculuklarından çok; hızlı,güvenilir ve ekonomik olmasından dolayı hava yolculuklarını tercih eder olduk.Yeni bir nostalji furyası oluşuncaya dek bu durumun artarak süreceğini de tahmin ediyorum!.."Eee ne var bunda?" diyeceksiniz!.."Lambadan cin filan çıktığı da yok muhteşem bir tespit de değil üstelik!.."der de gibisiniz.Ben de aynı fikirdeyim.
Uçağın hareketinden önce güzel hostesler/yakışıklı hostlar bir uyarıda bulunurlar her defasında..
"In case there is a loss in cabin pressure, yellow oxygen masks will deploy from the ceiling compartment located above you. To secure, pull the mask towards you, secure the elastic strap to your head, and fasten it so it covers your mouth and nose. Breath normally. Even if the bag does not inflate, please keep in mind that oxygen is flowing. Please make sure to secure your own mask before assisting others."
Türkçesi ise: "Eğer kabin basıncında bir düşüş yaşanırsa, sarı oksijen maskeleri üst tarafınızda bulunan tavan kompartımanından açılacaktır.Krounmak için maskeyi kendinize doğru çekin, maskenin lastiğini başınızın arkasına geçirin ve burnunuzu ve ağzınıza oturacak şekilde sıkın.Diğerlerine yardım etmeden önce kendi maskenizin doğru olduğundan emin olun!"..derler ve hoş bir temenni le sonuçlandırılar: "Thank you for your attention, and we wish you a good flight." Yani Türkçesi ."Dikkatiniz için teşekkürler ve iyi bir uçuş dileriz.."
Görüldüğü üzere oksijeni önce kendinize verin! Bu uçak yolculuğuna başlamadan önce diğer uyarıların en sonuncu uyarısıdır ve sonu da tıpkı film sonu gibi bir mesaj ve temmeni ile "happy end.."e doğru havalanır!..
Kendi sınırlarını ve gerksinimlerini bilen ihtiyaçlarını da doğru belirleyenler de diğerlerinin oksijen maskelerinden önce kendi maskelerini doğru takanlardır.Bu durum tasavvufta da bir çok şeyler söylendikten sonra en son olarak mutlu huzurlu,mutlu bir yaşama kavuşabilmek için tek bir kaide ve paylaşımların genlerden genlere aktarılması için yapılan bir nevi ilahi taahhüttür!..!
Kendini bilen Rab'bini bilir.. Ve Yunus bunu en güzel ifade eden erenlerdendir.
ilim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır
okumaktan mana ne, kisi hakk'ı bilmektir çün okudun bilmezsin ha bir kuru emektir
okudum bildim deme çok taat kıldım deme eri hak bilmez isen abes yere yetmektir
dört kitabin ma'nisi tamamdır bir elifte sen elif'i bilmezsin bu nice okumaktır?
yigirmi dokuz hece okursun uçtan uca sen elif dersin hoca, manası ne demektir?
yunus emre der hoca gerekse var bin hacca hepisinden iyice bir gönüle girmektir
Cennet bolluğundan cehennem azlığına giden yol geniştir.Sahici olan sanırım Aşık Veysel'in de manidar şekilde söylediği gibi "uzun,ince bir yolda" olmaktır!..
"Maya'ları hayal kırıklığına uğratmaya sadece 341 gün kaldı!.."
Dursun Akbalık
|
Okudunuğunuz yazı toplam 59 kere görüntülenmiştir.
Bu bloga henüz yazılmış yorum yazılmamış.
|
Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.
|
|