23 Mayıs 2012 Çarşamba
E-mail adresiniz:  Şifreniz: Beni Hatırla
  ali osman taşlıca
http://blog.edebiyatdefteri.com/ali-osman-taslica/oku/2158/rolunu-oynayan-adam 

 • Hakkımda


ali osman taşlıca

 • Yazdığım Diğer Konular
Eğitim (1)
Ekonomi (1)
Yaşam (3)
İlişkiler (5)
İş Yaşamı (1)
Şehir (1)


 
ROLÜNÜ OYNAYAN ADAM
28.06.2009 22:45:40  [ İlişkiler ]

ROLÜNÜ OYNAYAN ADAM

Gecenin karanlığında bir köpek havlaması ile uyandım. Belki kavga ediyorlardı, belki ortak bir düşmana karşı birbirlerinden yardım diliyorlar, belki de birbirlerine kur yapıyorlardı. Hiç bilmem ne zaman kızıştıklarını, benim bildiğim tek şey beni uyandıranın onlar olduğuydu.

Gecenin yarısıydı, otuz yıl arkadaşlık etmiş, bir ara terk etmiş, bir buçuk yıl sonra hayatıma tekrar girmiş, yanlış dostuma tekrar sarıldım, derin bir nefes çekerek rahatlamaya çalıştım.

O köpekler bile şuanda yalnız değildi, dostları, düşmanları, kur yaptıkları adı en olursa olsun paylaştıkları bir şeyler vardı. Oysa o yalnızdı havlayacağı, hırlayacağı ya da kur yapacağı kimsesi yoktu. Camı açmak ve havlamak istedi. Saçmaladığını fark edip elini ısırdı. Canı yanınca vazgeçti. Güldü kendi kendine çünkü bir zamanlar köpek siyasi bir kavramdı.

Köpek olsaydım, aralarına katılmasaydım, onlarla birlikte havlayıp onlarla birlikte kavga etseydim diye düşündü. Aklına bir dostunun köpeği ve ona verdiği değeri aklına geldi. Evinde aile bireyi gibi bir köşede yaşayan, özel mamasından, düzenli doktor kontrolüne kadar bir evlat gibi ilgilenilen. Sahibesinin ona dokunuşunu düşündü. O özeldi ve yalnız değildi. Belki de şuanda sahibesinin yatağının dibinde yatıyordu. Herhangi bir nedenle havlasa ya başı okşanacak, ya da bir şeye ihtiyacı olup olmadığı araştırılacaktı. Bu güne kadar bir hayvana özenebileceğini hiç düşünmemişti.

Köpekler havlamaya devam ediyor. O ise kendi kendine trajikomik bir şekilde gülüyordu. Elbette kendinden daha yalnızlar, daha sıkıntılı sorunlar yaşayanlar vardı. Oysa onun telefon rehberinde gecenin yarısında bile arayabileceği, uykunun en tatlı anında, büyük ihtimalle çok kızarak ya da korkarak uyandırabileceği dostları vardı. Havlamak ya da hırlamak yerine, insan sesi ile yalnızlığını giderebileceği, içlerinden kızsalar bile onu dinleyecekleri.

Gün ağardığında insanlar arasına karışabilse, o anki yalnızlığını giderebilecek birilerine kolayca ulaşabilirdi. Bir gece, yan odada birden fazla insan yattığı halde bu geceki gibi yalnızlık girdabına düşmüş, giyinip sokağa çıkmış, seyahatlerinde çok kullandığı tren nedeniyle bildiği sabahçı kahvesi olan Gar Kıraat hanesine gitmişti. Bu tür sabahçı kahvelerinde üç tür insan vardı. Tren saatini bekleyen, ya sevdiğine, ya büyük umutlarla bir iş bağlantısına gidecek ya da tahmin yürütemeyeceğimiz her hangi bir nedenle tren saati için zaman geçirenler. İkinci grup, gidecek hiçbir yeri olmayan, sıcak bir mekânda iki, üç çay parası ile ya da kahvecinin iyi niyetine bağlı olarak orada kalmayı becerebilen evsizler. Üçüncü grup ise, sarhoş olduğu için eve gidip huzursuzluk yaşacağına, orada sabahlamayı tercih edenler.

Bu kahveye gitmesinin tek nedeni o girdaptan çıkabilmek, tüm bu farklı kişilerin arasına girmek, havlayıp hırlamak yerine insan sesi ile çay istemekti. Buralarda enteresan hikâyeler dinlenir, dili şişmiş bazılarının rahatlaması da sağlanırdı. Bazen çok entelektüel düzeyde sohbetlerde olurdu. Onun gibi yalnızlık girdabına düşmüşlerin hikâyeleri genelliklede benzerdi. Aslında şuanda yaşadığı sorun, sarsıntı düzeyinde yalnızlık korkusu değildi. Bir gün bir iddia sonucunda arkadaşlarına bir oyun oynamıştı. Çok sevdiği, gerçek dost olarak tanımlayabileceği on arkadaşına telefon etmiş, ölümle eşit, riskli bir pozisyonda olduğunu ve sabah on bin YTL bulamadığı takdirde başının büyük dertte olduğunu söylemişti. Öylesine gizemli ve oskarlık düzeyde rol yapmıştı ki, telefonu kapattıktan sonra iki arkadaşı aramış, meraklarını gidermeye, nerede ise yanına gelmek istediklerini belirtmişlerdi. Sabah saat onda bankasını kontrol ettiğinde on üç bin YTL yatırıldığını görmüştü. Bir dostu tek başına on bin YTL yatırmıştı. Para yatıramayan dört arkadaşı aramışlar, maddi yardım yapamayacaklarını ama sorunu tanımlarsam yardım edeceklerini bildirmişlerdi.

Camdan bakıp dumanı dışarı üflerken, ne yaman bir çelişki diye düşündü. O gün bir ağarsa o bir sabaha çıkabilse, seven ya da sevmeyenlerinin arasına bir katılabilse, havlamak-hırlamak yerine, merhaba, günaydın, nasılsın diyebilse. Bilir misiniz, gece yarısı iki ile sabah altı arası, dört saatten uzundur. Öğleden sonra 13 ile 17 arası ise, dört saatten daha kısadır günlük yaşamda. Hele yalnızlığı bu kadar derinlemesine yaşarken, saatler gece yarısında saat ikiye takılı kalır. Köpeklerin sesleri değişse bile, bazen siren çalan araçlar geçse, ya da camın dışındaki saatler normal işlese de, camın bu tarafında saatler normal işlemez, o iki, bir türlü iki on ya da iki otuz olmaz.

Sabah bir olabilse, onun en çok insanla, hele gençlerle bir arada olabildiği Cuma gününe bir ulaşabilse, bu saçma sapan depresyondan kolayca çıkabilecekti. Kendi dekore ettiği sahnede, o muhteşem seyircisine kavuştuğunda, olması gereken rol adam pozisyonuna hemen girerdi.

O, sahnede her zaman muhteşem oynardı, onların arasına katıldığında, onlardan aldığı pozitif enerji ile bazen onların seviyesine iner, bazen hayat dersi verebilecek kadar derin tecrübelere sahip bilge adam rolüne bürünürdü. Kendi hatalarının tam tersini onlara aktararak, bedelini ödediği tecrübelerini onlara bedavaya verir, geleceğe dönük korkularını yok etmeye çalışır, moral motivasyonuna dönük yükleyebileceği her şeyi onlara yüklerdi.

Yalnız kaldığında da rol yapabilse, bu geceyi yada başka geceleri çok daha kolay aşardı, Rol seyirci ile, olumlu yada olumsuz tepki verecek insanlara yönelik olarak yapılıyordu. Köpeklere rol yapmayı denemedi, denemeyi de düşünmedi. Onun seyircisine, seyircisinin de ona ihtiyacı vardı.

Okudunuğunuz yazı toplam 171 kere görüntülenmiştir.


Yorumlar

Bu bloga henüz yazılmış yorum yazılmamış.


Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


 
 • Diğer yazılarımdan bazıları

Her şehrin kendine has meyhaneleri vardır ve genellikle o mekânlar ilk kuranların isimleri ile anılır. Kör Kamil isminin bu meyhaneye verilmesinin nedenini bilmemekle beraber, kurucusunun ismi ile anı...
28.06.2009 22:47:03 [ Şehir ]

Yanlışsındır. Geçmişteki tüm veriler, tüm yaşanmışlar, senin haksız olduğunu göstermektedir. Bir tek olumlu örnek diye gösterebildiğin bir olayın analizinde bile, küçük kusurlar, kişilik hataları, i...
28.06.2009 22:41:00 [ İlişkiler ]

Özel günler, ayrılıkların derinleştiği, hüzünlerin zirveye çıktığı, daha da kötüsü neden ve niçinlerin çokça sorulduğu, içe dönük hesaplaşma ile de karşı karşıya kalınan günlerdir. Aynı zamanda özel g...
28.06.2009 22:48:43 [ İlişkiler ]

Marka, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde; “Bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel isim veya işaret.” olarak tanımlanmaktadır. Halen yürürlükte o...
28.06.2009 22:34:22 [ Eğitim ]

Copyright 2008 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.