23 Mayıs 2012 Çarşamba
E-mail adresiniz:  Şifreniz: Beni Hatırla
  ali osman taşlıca
http://blog.edebiyatdefteri.com/ali-osman-taslica/oku/2153/kisisel-markani-yaratmak- 

 • Hakkımda


ali osman taşlıca

 • Yazdığım Diğer Konular
Eğitim (1)
Ekonomi (1)
Yaşam (3)
İlişkiler (5)
İş Yaşamı (1)
Şehir (1)


 
Kişisel Markanı Yaratmak,
28.06.2009 22:34:22  [ Eğitim ]

Kişisel Markanı Yaratmak,

Marka, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde; “Bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel isim veya işaret.” olarak tanımlanmaktadır. Halen yürürlükte olan Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararnameye göre; ” bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretlere” marka adı verilir.
Marka, sadece somut bir ürünü diğer ürünlerden ayırt etmek için ve bir hizmeti yalnız farklılaştırmak için kullanılmaz. Ünlü bir sanatçı (Sezen Aksu), siyaset adamı(Bülent Ecevit), bir şehir (İstanbul ) veya bir ülke de (Fransa) “marka” olabilir. Markalama bir farklılaştırma, alıcılarda satın alma güdüsünü harekete geçirme sürecidir.

"Her şey seninle başlar seninle biter"

Şahsınıza ait markanızı yaratmak; farklılaşmakla, başkalarından ayrı tanımlanmakla, kendinize değer katmakla ve insanların sizi nasıl algılayacağını yönetmekle olanaklıdır. Başarılı bir kişisel marka yaratma beş aşamalı bir süreçtir. Bu süreç kişiyle başlar, kişiyle biter. Bu aşamalar; kendini bir mal, bir şey olarak tanımlama “ben bir ürünüm aşaması”, bir pazarlama elemanı gibi “kendini bu malın pazarlama sorumlusu yerine koyma” ve ”kendi analizini yapma aşaması”, pazarda sizin yani “ürünün algılanışını araştırma aşaması” ve son olarak tüm bu aşamalar sonucunda elde edilen verilere dayanarak “pazarlama stratejisini oluşturma” aşamasıdır.

"Başarılı olmak da öğrenilebilir"

Kişisel marka yaratmanın birinci aşaması kendinizi bir mal, bir “şey” olarak tanımlama aşamasıdır. Burada kişi kendisini, kendi sınıfınızdaki herhangi bir öğrenci, işyerinde bulunan yüzlerce iş görenden birisi, birçok şeyden biri, raftaki etiketsiz yüzlerce su şişesinden biri gibi markasız bir ürün olarak tanımlar. Kendinizi bir ürün olarak tanımladığınızda, bu malı markalaştırmak için bir pazarlama uzmanına ihtiyaç duyulacaktır. Başarılı bir kişisel marka yaratma, kişinin kendisine bir ürünü piyasaya sürmeye hazırlanan bir şirketin pazarlama sorumlusu gözüyle bakmasıyla mümkün olacaktır.

"Sende sandığından fazlası var."

Bir markanın sorumluluğunu almak demek, pazarın ne istediği konusunda düşünmek demektir. Siz denilen ürünü pazarlayan bir pazarlamacı gibi davranın ve kendinize karşı acımasız olun.
Bir ayna alın ve aynaya bakarak gördüğünüz ürünün analizini yapın. Aynaya bir “T” çizin, sağ tarafına gördüğünüz olumlu şeyleri, sol tarafına olumsuz şeyleri yazın. Güçlü yanlarım, zayıf yanlarım nedir? Rekabet ettiğim insanlarla kendi markamı nasıl kıyaslayabilirim? Farklılıklarım nelerdir? Pazarlama stratejimi hazırlarken neleri öne çıkarabilirim gibi her şeyi kendinizle yüzleşerek tanımlayın. Bu analizi yaptığınızda sandığınızdan çok daha fazla bilgiye, “markalaşmada” kullanılabilecek verilere ulaşacaksınız.


"Seyirci koltuğundan sıkıldıysan, sahneye çık."

Kendi analizinizi objektif olarak yaptıktan sonra, arkadaşınızla, partnerinizle, sizi korkusuzca tanımlayabilecek birisiyle bu analizi tekrar yapmanız gerekmektedir. Kendinizi tanımlamak kadar başkalarının da bu malı nasıl tanımladığını bilmeniz gerekmektedir. İnsanların sizin hakkınızdaki düşünceleri markalaşma için önemlidir. Bu aşamada ürünle ilgili olarak arkadaşlarınızın ya da çevrenizdeki insanların reaksiyonları önem kazanır. Birçok marka kişilik, farklılaşmayı, yeteneklerine veya tesadüfî olaylara değil, stratejik bir pazarlama sürecine borçludur. Her birimizin sahip olduğu birçok değer vardır. Önemli olan, pazarın ne istediğine bağlı olarak, olumlu yönlerimizi, potansiyelimizi var olanların üzerinde geliştirmektir.


Bu tespitleri doğru yapabildiğinizde elde ettiğiniz verilerle strateji geliştirip pazarda farklılık yaratmak için taktikler oluşturabilir, hayatınızın en önemli markası olan "siz" denilen marka üzerinde doğru yolda ilerleyebilirsiniz.
Yandaki resimde yer alan aynı renkte, aynı özelliklere sahip balıklardan mı? Yoksa soldaki, akvaryumdan çıkmaya cesaret edebilen balık mı? Olmayı arzularsınız.
Bir malı yâda bir firmayı markalaştırmak çok uzun ve maliyetli bir süreçtir. Oluşmuş bir firma markasını değiştirmek, en az marka yaratmak kadar zordur. Bir insanı olumlu yönde değiştirmek ise, geleneksel bir ürünün dönüşümünden daha kolaydır. Değişmekten ve dönüşmekten korkmayınız. Yaptığınız tespitler doğrultusunda gerekli stratejileri geliştirip uygulamaya koymalı ve pazarda farklı olmak için taktikler geliştirmelisiniz.

"Önce kendine ödeme yap"

Strateji, markalaşmanın en önemli aşamasıdır. Farklılaşabilmek, marka olabilmek için hedefe dönük gerekçeler sunar. Doğru belirlenmiş stratejiler, hedefe ulaşmada hız kazandırır. Stratejik planlama, bir uygulama planı ile hayata geçirilir. Öncelikle, ne zaman, ne yapacağımızı içeren bir pazarlama planı geliştirmelisiniz. Kendimizi tanımladığımız kişisel mizanla, çevremizdeki değerlendirmelerin yer aldığı dışsal analiz sonuçlarını yazıya döktüğünüzde, pek çok yeni seçenek aklımıza gelecektir. Bu çalışma, kişisel markamızı yaratabilmek için gerekli hedefleri de tanımlayacaktır.

Hedefleriniz için yapmanız gereken şeyler ne ise, artık uygulamaya geçin. Bunun için kendinize yapacağınız yatırımları yapın. Birinin izinden giderek o kişinin önüne geçemezsiniz. Yola çıkmadan önce belirgin, ulaşılabilir bir hedefin konulması gerekir. Örnek vermek gerekirse uluslararası iş yapmak istiyorsanız yabancı dile yatırım yapmak zorundasınız. Uygulama sonuçlarını sıkça kontrol edin. Planlama aşamasında çıkardığınız sonuçlarla, bir yıl sonra geldiğiniz noktayı karşılaştırın. İlişkilerimde geçen yıla göre nasıl bir fark oluştu? Hangi yeni projeleri üstlendim? Hangi gruplara girdim? Yeni neler öğrendim? Sonuçlar beklentilerinizi karşılamıyorsa hemen plan değişikliği yapın. Unutmayın markalaşma, dinamik bir süreçtir.

"Örnek bir marka Yılmaz Büyükerşen"

Marka olmak farklı olmaktır. Farklı olmak aykırı olmak değildir. Kariyer için çok çalışmak ve doğru işler yapmak da yeterli değildir. Başarının yolu kendinizi bir çalışan olarak değil, bir marka olarak görüp, kendinizle ilgili algıları doğru yönetmekten geçmektedir.

Kişisel marka yaratma konusunda verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesi Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’dir. Kendisinin nasıl markalaştığını yaşamından aldığımız kesitlerle örnekleyecek olursak, kişisel markalaşma sürecini de somut şekilde ortaya koymuş olacağız.

1936 yılında Eskişehir'de dünyaya gelen yüzlerce çocuktan biriydi. 1962 yılında Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinin (EİTİA) ilk mezunları arasında onlarca dan bir tanesiydi.

Önce öğrenciliğinde farklılıklarını ortaya koymaya başladı. Çeşitli gazetelerde muhabirlik, yazarlık, karikatüristlik ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Öğrenci arkadaşları ile birlikte kan bankasına kan satarak elde edilen sermaye ile oda tiyatrosunun ve onu takiben belediye tiyatrosunun kuruluşunu sağladı.

Kariyer yapan arkadaşları ile aynı süreci izledi. 1966 yılında doktor, 1968 yılında doçent oldu. Aynı yıl akademi başkan yardımcılığına getirilen Büyükerşen, 1973 yılında profesörlüğe yükseltildi. 1976 yılında arkadaşlarının arasından sıyrılarak EİTİA Başkanlığına seçildi. Farklıydı, iyi iletişim kuruyordu ve bu ona Başkanlık süresinin bitimi olan 1980 yılında yapılan seçimlerle yeniden akademi başkanlığına getirilmesini sağladı.

Geleceğe dönük hedefleri vardı ve birçok yöneticinin cesaret edemeyeceği projelere soyundu. Ankara'daki TRT yayınlarının İstanbul'dan sonra ikinci il olarak Eskişehir'den izlenmesi için önce akademi'de TV verici istasyonu ile siyah-beyaz eğitim stüdyolarını, daha sonra da Türkiye'de ilk renkli TV sistemini Eskişehir'de kurdu. Bu çalışmalar dev bir projenin temelini oluşturacak ve buradan Açık Öğretim Fakültenin doğmasını sağlayacaktı.

1973 yılında eğitimin yaygınlaştırılması amacıyla hazırladığı "Türkiye için açık öğretim modeli" projesi YÖK kanunu ve 41 sayılı kanun hükmündeki kararname ile Açık öğretim fakültesi olarak ülke çapında ve batı Avrupa'nın 6 ülkesi ile Kuzey Kıbrıs'taki Türkler için uygulamaya konuldu.

1982 yılında Cumhurbaşkanı tarafından Anadolu Üniversitesi rektörlüğüne getirilen Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, döneminin bitiminde 1987 yılında tekrar ikinci kez cumhurbaşkanı tarafından rektörlüğe atandı. Bu görevinin yanı sıra, "radyo ve televizyon yüksek kurulu" üyeliği ve kurulun 2.dönem başkanlığını yaptı.

Farklılık yaratma konusunda ilkleri deneyen Büyükerşen, Akademi Başkanlığı sırasında, öğrencilerin kültürel donanımları için kurduğu atölye, stüdyo ve kulüplerde, heykel, grafik, resim, müzik, folklor, film ve fotoğraf çalışmalarına bizzat katıldı ve Türkiye'nin ilk "sinema ve televizyon okulu'nun kuruluşunu da Eskişehir'de gerçekleştirdi.

Akademi başkanlığı sırasında başlattığı kültür ve sanat çalışmalarını rektör olunca "uygulamalı güzel sanatlar yüksek okulu" (daha sonra fakülte), "iletişim bilimleri fakültesi", "devlet konservatuarı" ve "edebiyat fakültesi" adı altında kurumlaştırdı. Atatürk'ün doğumunun 100. yılının kutlandığı 1981 yılında Eskişehir'in 100 köyüne hediye ettiği büstler ile Mihalıççık, Mahmudiye, Seyitgazi ilçeleri ile Gemlik'in Karacaali ve kapaklı köylerindeki Atatürk heykelleri Büyükerşen'in imzasını taşımaktadır. Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, Türkiye'de "balmumu mumya heykel" yapımında tek isim olup, anıtkabir müzesi'nde sergilenen Atatürk mumya heykeli ile, TBMM binasındaki mumya heykeller ve Makedonya manastır askeri idadi müzesi'ndeki "17 yaşında Atatürk" mumyası onundur.

Büyükerşen, "Türkiye eğitim gönüllüleri vakfı" yönetim kurulu başkanlığı yapmış olup, bütün Türkiye’de "çağdaş halkevleri ve köy enstitüleri modeli" diye nitelendirilen "eğitim parkları" ve "semt eğitim birimleri"nin kuruluş çalışmalarını sürdürmüştür.

18 Nisan 1999 seçimlerinde DSP listesinden Eskişehir Büyükşehir belediye başkanlığına seçildi. Avrupa yerel ve bölgesel yönetimler kongresi Türk delegasyon başkanı olan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, evli ve iki çocuk, bir torun sahibidir.

Büyükerşen’ nin yaşamından “markalaşma sürecindeki sıçramaları” aldığımız bu bölümden sonra, bu marka pazarda nasıl algılanıyor sorusuna cevap aradığımızda internette(sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=yilmaz+buyukersentr./wikipedia.org/wiki/Yılmaz_Büyükerşen)aşağıda yer alan cevaplara ulaşmış olduk. Birinci bölümde teoride anlattıklarımızla, pratikte marka olmuş birisinin pazarda nasıl tanımlandığına ilişkin bilgilerin nasıl örtüştüğünün dikkatle incelenmesi gerekmektedir (alıntılar imla ve yazım hataları düzeltilmeden alınmıştır).
1. Türkiye’nin gördüğü en iyi belediye başkanıdır. Kızılay’a kan satıp tiyatro kuran bir tiyatrocu... Karikatürist... Heykeltıraş... Televizyoncu... Eğitimci... Hemşerilerinin de sevdiği, başarılı belediye başkanı... (yeni yetme, 16.01.2008 13.55)
2. Eskişehir için bugünkü halini, ondan önce de yunus emre kampusunun güzelliğini kendisine borçlu olduğumuz kişi. Ülkenin ileri gelen siyasetçilerinden biri olmaya aday. (digu, 01.03.2005 12:02)
3. Eskişehir’e pek çok güzellik (tramvay, tiyatrolar, senfoni orkestrası, haller, opera, kültür merkezleri, porsuk projesi vb) kazandırmış efsane başkan.
4. Ucuz ekmek satarak fırıncıları kızdıran başkan.(baybars, 16.06.2005 17:50)
5. Vladimir Putin tarafından Rusya federasyonu'na bağlı tataristan özerk cumhuriyetinin gelişimine katkıda bulunduğu için madalya ile ödüllendirilen eskişehir büyükşehir belediyesi'nin 70 yaşındaki belediye başkanı.
6. Kesinlikle 70 yaşında gibi durmayan dimdik yürüyen. Hatta tramvay yapılırken inşaat alanlarında takip yapan heykellerin altına y.b diye imza attığı için kınanan belediye başkanı. (lomelindi, 06.01.2006 16:40)
7. Mordor'a karşı savaşmaya çalışan orta dünyanın son umudu olarak gösterilen kişi.
8. Cumhurbaşkanı olmasını hayal ettiğim kişi. (enkaz devraldik, 19.05.2006 13:54)
9. Çoğu zaman etraftaki barlarda karşınıza çıkabilecek, karşı masasında iki tek atabileceğiniz Eskişehir Büyükşehir belediye başkanı. Zaten büyümekte olan şehrin büyüme hızını delice arttırmıştır, arada sırada iki üç falsosu da olsa, Türkiye’nin en iyi belediye başkanlarındandır. (blacksunshine, 28.05.2006 12:46)
10. Eskişehir iç Anadolu kasabası gibi değil de az da olsa bir Avrupa kenti gibi görünüyorsa sayesindedir. (asteroid b612, 30.05.2006 08:31)
11. Gençliğinde arkadaşları ile kan satarak tiyatro kuran, amaçlarını politikaya harcatmayan, Türkiye´ye gerçekten hizmet eden, Türkiye´de tanışmak istediğim meşhur olmuş ender insanlardan biri. (2 carpi 2, 18.01.2003 21:37 ~ 21:45)
12. Hala Anadolu üniversitesi güzel sanatlar ve eğitim fakültelerinin hocaları ve öğrencilerinin yaptığı Atatürk heykellerinin büst kısmını kendi elleriyle yapan, çalışan heykeltıraş öğrencilerin hoca diye hitap ettiği politikacı. (simplextablosu, 12.05.2003 11:26)
13. Eskişehir’e kendini adamış, yaptıklarıyla bunu kanıtlamış, icraatları Eskişehirlilerin hayatına doğrudan etki etmiş, önemli kültür, sanat, bilim ve hizmet insanı. (hdana, 18.06.2003 01:34)
14. Kesinlikle 68 yaşındaymış gibi görünmeyen ve davranmayan başkan, türünün en iyi örneklerinden. (loveandpoison, 18.12.2003 23:17)
15. Porsuk çayı üzerindeki köprülere yaptırdığı korkuluklar ile Eskişehir’i içinden nehir gecen herhangi bir orta Avrupa şehrinden farksız yapan takdire sayan ve aksakal insan. (draconian, 29.03.2004 12:37)
16. Tüm parayı şehir merkezine harcayıp Avrupalı Eskişehir merkezi yaratan ama şehrin gerisini unutan, iyi işler yapan ama fazlasını yapmak uğruna olayın renginin değişmesine neden olan adam. (bonadrag, 29.03.2004 12:39)
17. Eskişehir’in aydınlık yüzü. (hdana, 30.03.2004 05:52)
18. Estram sayesinde kulakları şu sıralar baya bir çınlayan Eskişehir Büyükşehir belediye başkanı.
Kurumsal markadan kendi markasını yaratan ya da kendi markası ile yarattığı kurumsal markayı özdeşleştiren farklı bir örnek Cemalettin Sarar

Kurum markası yaratmak kişisel marka yaratma faaliyetleri ile benzer özelliklere sahip olmakla birlikte, süreç uzun ve daha maliyetlidir. Kurum markaları, müşterileri ile ilişki kurar. Müşterileri ile güçlü bir ilişki kurmuş olan bir marka; ayırt etme, tercih oluşturma özelliklerine sahiptir. Bunları başarabilmek, profesyonel bir ekibin katkıları ile gerçekleşir. Aile şirketleri, kurumsallaşma sürecinde kendi markalarını yaratırken, ailenin kamuoyunda bilinen özelliklerinden de yararlanır. Örneğin; kurucuların güvenilirliği, girişimcilik özellikleri, model insan olarak gösterilmeleri gibi. Vehbi Koç, Sakıp Sabancı, Cemalettin Sarar bu tür markalara örnektir. Bu kişisel markalar ile, kurum markaları birlikte anılır. Çalışmanın bu bölümünde biraz kurum markasının yaratılmasında izlenen süreci ve SARAR markası ile özdeşleşen Cemalettin Sarar markasını inceleyeceğiz.


Cemalettin SARAR 19 Nisan 1944 yılında Eskişehir’de doğdu Üç erkek çocuğun en büyüğü olan Cemalettin Sarar, ‘Hazır Elbiseci’ dükkanına çırak olduğunda henüz ilkokul öğrencisidir. Ticaret lisesi eğitimi alan Cemalettin Sarar, babasıyla komşu şehirlerde elbise satışlarına katılarak satış ve pazarlama yeteneğini geliştirir.
1983’te Babasından devir aldığı mütevazı dükkanı bir dünya devine dönüştürecek olan Cemalettin Sarar, o yılları şöyle anlatıyor: “ Sabah okula gidiyor öğleden sonra dükkanda ceket, pantolon satıyorduk. Müşteriyle sıcak ilişki kurmayı babam öğretti.
Yaz tatillerinde düğme dikip, ütü yaptığı dükkanın hacmi de yıllarla birlikte büyüdü. Önce 24, sonra 48 metrekareye çıktı. Ve lise bittiğinde Celalettin Sarar hayatının kararını verdi. Dükkanda çalışacaktı, orada kazandığı para, kendi deyimiyle ‘tatlı’ gelmiş, aklını çelmişti. İki kardeşi Celalettin ve Sabahattin de liseyi bitirince ağabeylerinin yanında yer aldı.

Yurtiçinde 130, 4 kıtada 22 ülkede 50 satış mağazasıyla faaliyet yürüten hazır giyim devi Sarar’ın temelleri Abdurrahman Sarar tarafından 1944 yılında Eskişehir’de atılır. Bayat Pazarı’nda 13 metrekarelik dükkanda hazır elbisecilik yapmaya başlayan Sarar, ilk uzmanlık alanını erkek giyim olarak belirler.

Babam Avrupa’dan gelen elbiseleri söker, neyi nasıl kullandıklarına bakardı; telesine, düğmesine, dikişine, hangi makineyle diktiklerine….Makineler ve teknoloji gelişti, gelişince biz de dedik ki ‘Artık dünyayla barışmamız ve dünya markası olmak için çalışmalar yapmamız lazım.’ Babamın ideali hep buydu, iyi elbiseler dikip, dünya markası olmayı istiyordu.

Sarar, ilk açılımını Ankara’ya yapar. Samanpazarı ve Çıkrıkçılar Yokuşu’na da mal vermeye başlar. Kalitesi duyuldukça Kayserililer, Adanalılar, Samsunlular, İzmirliler, Trabzonlular yani Türkiye Sarar’a gelmeye başlar Sarar’ın ifadesiyle “ biz de ilk kurumsal sloganımızı o sıralarda edindik, ‘Sarar bir dünya markası’ dedik.

Cemalettin Sarar, 1984 ve 1998 yılları arası kapasitesinin yüzde 30’unu Hugo Boss’a ayırır. 14 yıl üretim yaptığı Hugo Boss’dan çok şey öğrenir. Ancak yüzde 100 Türk markası olarak büyüme stratejisini benimser. Fasonculuğun koşulsuz bağımlılık olarak tanımlar. Kendi kanatlarıyla uçmak isteyerek fason üretime son verir. Sarar, yerli markalar için örnek olan başkaldırışını şöyle aktarıyor:

“Hugo Boss beraberliğinde birbirimizden çok şey öğrendik. Ancak fasoncuysanız her an terk edilebilirsiniz. Fasona yaslanarak günü kurtarma kolaylığını seçmedik. Her zaman geleceğimize yatırım yapmayı amaçladık ve planladık.”
İşletmemize İtalyan ve Almanlar aldık müdür olarak. Bizim insanımız gayretlidir. Onlar da yetişti. Özelleştirmeden Sümerbank’ı aldık, kötü bir tesisti orayı adam ettik, orada da gömlek yapmaya başladık yani devamlı büyüdük, devamlı yatırım ve devamlı büyüme yaptık, 2000 yılındaysa ‘Artık dünyada Sarar’ın dükkanları olması lazım’ dedik. 1985’te mağazalar açmaya başlamıştık. İlk binamız Rumeli Caddesi’ndeydi, Akmerkez, Eskişehir, Ankara ve İzmir’de hem kendi mağazalarımızı açmaya başladık, hem de bayilikler verdik. Artık dünyanın tüm büyük metropollerinde mağazalar açıyoruz. Bizimle çalışan 150’nin üzerinde firma var, mağazalarda 500 kişi, fabrikalarda beş bin kişi çalışıyor. Eskişehir’de en çok insan çalıştıran firmalardan biriyiz.” Cemalettin Sarar çalışanları ve kardeşleriyle elele vererek bir dünya markasına dönüştürdüğü Sarar’ın öyküsünü böylece özetleyiveriyor. Eşinin ‘İş için kurulup dünyaya bırakıldığını’ düşündüğü ünlü işadamının evi de çok sevdiği, ‘başımın üzerinde yerleri var’ dediği işçilerinin arasında, Sarar’ın gömleklerinin üretildiği eski Sümerbank fabrikasının arazisinde yaşıyor.
Eskişehir Ticaret Odası’nın başkanlığını da yürüten Sarar hobileri sorulduğunda, “Üç okul açtık, bir de ticaret üniversitesi yapacağız inşallah Eskişehir’e” yanıtını veriyor. Cemalettin Sarar çok ve insanlara yararlı olmak için çalışmanın erdemine gönülden inanıyor. Çevresine ışık saçabilmek adına yapacağı çok iş var. İlk sırada Eskişehir ve çevresinde alışveriş merkezleri ve oteller açmak yer alıyor. Babasının doğduğu gün attığı adımı hiç unutmaksızın ve sağa sola bakmadan yolunda koşmayı sürdürüyor.
Sarar markalaşmada Türkiye’de ve diğer ülkelerde uyguladığı stratejilerini şöyle özetliyor; Dünya çapında uygulanan Sarar mağaza konsepti ile, büyük şehirlerde insan trafiğinin yoğun olduğu stratejik noktalarda mağazalar açmak. Bu stratejide önder kişiliği ve halkla ilişkiler faaliyetlerini Cemalettin Sarar üstleniyor. Sadece aile büyüğü olduğu için değil, ilişki kurmaktaki olağanüstü yetenekleri, Eskişehirspor’dan Ticaret Odası Başkanlığına uzanan kamuoyuna dönük liderlik uygulamaları, Sarar Markası ile Cemalettin Sarar markasının iç içe geçmesine neden oluyor.
Cemalettin Sarar ‘ın algılanış biçimi ( değerlendirmeler internetten imla ve yazım kuralları düzeltilmeden aynen alınmıştır).
1. sarar'in sahibi eskisehirli isadami (josh, 17.03.2004 01:22)
2. sarar kardeşlerin en büyüğü..dun cnn turk kanalinda kendisi ile ilgili yapılan programı izlerken "yapçez", "faprika aççez", "ayakkap satçez" tarzinda eskişehir yerlisi konuşmasini duyunca takdir ettigim insan..adam hiç kasmadan halk ağzını kullanıyor.."ulan koskoca şirketin başıyız, şööle yaya yaya, artiz artiz, yukarıdan yukarıdan konuşayım" demiyor.. (cool boy eddie, 22.10.2004 14:46)
3. an itibariyle eskişehir ticaret odasının yeni başkanıdır.29 meslek komitesinin 24'ünü alarak rakibi ali eldem 'e büyük fark atmıştır. (college, 22.03.2005 18:43)
4. eskiden güzel türkçe konuşurdu ünlü olunca,ününe sakıp ağa ya olan hayranlığı da eklenince eskişehir ağzı diye yapay bir anadolu aksanı türeterek (yapçez,etçez gibi) ve de sakıp ağa gibi bir sözü iki kez yinelemeye başlayarak. "ulan helal olsun bee,anadolu'dan çıkmış kökenini inkar etmiyor" " büyük adam walla" türü yakıştırmaların sahibi, eskişehir'in ,gerçek eskişehir dilini yani temiz ve güzel türkçeyi eskiden çok iyi kullanabilen başarılı iş adamı.özellikle kızdığı zaman,yapay anadolu aksanını unutup çok güzel seri bir türkçe konuşur.ama adama yapay türkçesi de dahil herşey yakışıyor,kendini sevdirmeyi başarmış sevimli bir insan ayrıca.sakıp ağa'ya hayranlığını da gizlemez her fırsatta vurgular.bu da bir başka dürüst yanıdır. (baybars, 09.06.2005 22:19)
5. eskişehir’i sarmak lazım cemalettin sarar’ı yıllardır tanırım.
türkiye’nin ihtiyaç duyduğu türde işadamlarından biridir.
eskişehir’deki küçücük bir fabrikada dünya devlerine fason imalat yapmaktan, 10 yıl gibi bir sürede dünya markası haline gelmiş bir firmanın en tepesindeki adam. cemalettin sarar şimdi de ‘eskişehir’i dünya markası yapacağım’ diyerek eskişehir ticaret odası başkanlığı’na aday olmuş. inanılmaz sevindim. çünkü dediğini yapar.
istanbul’dan sonra türkiye’nin en dinamik kentlerinden biri haline gelen eskişehir’in cemalettin sarar’dan alacak çok şeyi var.
unu, yağı ve şekeri olan eskişehir’e de cemalettin sarar’ın vereceği çok şey var. not: başarılı işadamları her nedense işlerini bahane ederek böyle görevlerden kaçarlar. cemalettin sarar’ın onca işi arasında bu göreve talip olması da ayrı bir cesaret. (baybars, 09.07.2005 00:14)
6. sarar ve real madrid! yurt dışındaki mağaza sayısını her geçen gün artıran sarar, son olarak adını almanya birinci lig takımlarından "werder bremen" futbol takımının giyim sponsoru olmasıyla duyurdu. bremen'de 600 metrekarelik bir de mağaza açan sarar'ın hayalini ise "real madrid" süslüyor. ve decemalettin sarar konuşuyor: -türk milli futbol takımını, 12 dev adamı, bayan voleybol milli takımı'nı, galatasaray'ı,gençlerbirliği'ni, efes pilsen'i, eskişehirspor'u, ankara büyükşehir belediyespor'u ve son olarak da werder bremen'i giydiriyoruz. ancak bir dünya markası olan sarar'ı real madrid'li futbolcuların da üstünde görmek istiyorum. yeni hedefim real madrid'i giydirmek... http://www.sakaryagazetesi.com.tr/...=947&yazar=1

Okudunuğunuz yazı toplam 181 kere görüntülenmiştir.


Yorumlar

Bu bloga henüz yazılmış yorum yazılmamış.


Blog'a yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


 
 • Diğer yazılarımdan bazıları

Hava sulu sepkenle, kar arası. Kar yağarsa Eskişehir’in ayazının biraz yumuşayacağı hayali ile kutsal vazifesini yapmaya giden, kar beyazı sakalları olan, yağan sulu kara, bedeni ile eşlik eden ...
06.07.2009 22:36:41 [ Yaşam ]

Her şehrin kendine has meyhaneleri vardır ve genellikle o mekânlar ilk kuranların isimleri ile anılır. Kör Kamil isminin bu meyhaneye verilmesinin nedenini bilmemekle beraber, kurucusunun ismi ile anı...
28.06.2009 22:47:03 [ Şehir ]

Ali ağabey; sarışın, bazen maviye bazen yeşile çalan gözleri, genellikle gülen yüzü ile hemen ilişki kurulabilen bir kişiliğe sahipti. İlk tanışmamızın üzerinden on dakika geçmeden bir sıcaklık ya...
05.02.2010 23:39:09 [ Yaşam ]

Kapılar vardır mutluluğa açılan, kapılar vardır arkana bakıp, kapanıp kapanmadığını bile kontrol edilmeden uzaklaşılan. Bazen ne olduğunu anlamadan çıkılan kapılarda vardır, geri dönüp dönmeyeceğini b...
28.06.2009 22:44:37 [ İlişkiler ]

Copyright 2008 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.